<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284</id><updated>2011-11-12T02:39:31.800+02:00</updated><title type='text'>CaRtMaNtR</title><subtitle type='html'>O Gemi Gelecek</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>128</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-4174649059367236800</id><published>2011-10-06T23:26:00.004+03:00</published><updated>2011-10-07T01:41:00.017+03:00</updated><title type='text'>Kaybetmeyi Umursamayanlar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;İnsan hayatta çok fazla şeyi kafaya takmamalı. Daha doğrusu kafaya her şeyi takıp ufak tefekte olsa güzel şeyleri gözden kaçırmak insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüktür. Günümüzde kişisel duvarlar hiç olmadığı kadar yükselmiş ve çevremizi sarmışken dışarıyı görebildiğimiz en ufak deliği bile kullanmamak hiç mantıklı bir tercih olabilir mi? İnsan hiç gönüllü olarak kör olmak ister mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Sanırım bu durum bir istekten ziyade rutine kendini fazla kaptırıp gitmekle alakalı bir durum. Uyan, hazırlan, dışarı çık, işe yada okula git, dersini çalış yada işini yap, eve dön, bir şeyler ye, biraz tv izle, biraz bilgisayarda oyalan ve yat.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Bütün bir haftayı, ayı, yılı ve hatta yılları böyle geçirmenin kime nasıl bir iyiliği olabilir ki.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt; İşte insan bu döngünün içine bir kez girdi mi bu durumu fark edemiyor. Bazen işten dönerken yolda gördüğün bir manzaraya ne kadar güzel olursa olsun uykuya yenip düşerek sırt çevirmenin ne kadar büyük bir hata olduğunu o anda fark edememek insan üzerinde tek bir duygunun yoğunlaşmasına izin veriyor. O da pişmanlık.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;İnsan pişmanlıklarla yaşadıkça rutine daha fazla sarılır ve asıl pişmanlığında bu rutinden geldiğini idrak edemez. Bir bela daha büyüğünü besler durur. Bu durumu fark ettiğimiz ya çok geç olur yada ortada artık tadını çıkaracak bir manzara kalmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Bunları yazarak bir şey mi kanıtlamaya çalışıyorum derseniz, buna cevabım elbette hayır olur. Bende zaman zaman o rutinin boyunduruğuna giren biriyim. Ama benim umursamaz olmam sanırım en büyük şansım. Hayatta özellikle de hayatın rutininde insan kaybetmeyi göze alamadığı için kayboluyor bazen. Fakat yeri geldi mi mutluluk için kaybetmeyi bile göze alabilecek kadar umursamaz olmak bazen insanın çemberin dışına çıkmasına fırsat verebiliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Yeri geldimi güzel bir manzara için sıkıcı bir görüşmeye 10 dakika geç kalabilmek bazıları için hata gibi görünebilir ama insan gördüğü şeylerden mutlu olacakken bunu işi için bir kenara bırakması fedakarlık olabilir mi yada bunun tersine insan mutluluğunun peşinden gitmek bencillik olabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;İşte rutini umursamamak insanı bu soruyla yüzyüze getirecek şeyler yapabilecek hale getiriyor. Peki bu sorunun cevabı ne? Fedakarlık göründüğü kadar iyi bir şey yada bencillik gerçekten o kadar kötü bir şey mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Sanırım bu soruyu cevaplayabilmek için yeterli hayat tecrübem yok ya da bunları gerçekten cevaplayabilecek kadar derinlikli biri değilim. Belkide bazen sadece soru sormak hoşuma gidiyor ama cevapları aramak soruların kendisi kadar eğlenceli olmayabiliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Evet cevaplar bir yerde vardır ama onu arama süreci bile bazen başlı başına anlatılası ayrı bir hikaye olmaz mı acaba. Onuda aramaya başladıktan sonra yaşadıklarıma göre düşünürüm herhalde. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-4174649059367236800?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/4174649059367236800/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=4174649059367236800&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4174649059367236800'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4174649059367236800'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2011/10/kaybetmeyi-umursamayanlar.html' title='Kaybetmeyi Umursamayanlar'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-14347640179803833</id><published>2011-07-12T23:29:00.000+03:00</published><updated>2011-07-12T23:29:01.739+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;Watchmen'&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;de&lt;/i&gt; &lt;i&gt;Rorschach'in&lt;/i&gt; anlattığı bir hikaye vardı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;"Sürekli mutsuz olan bir palyaço bir gün bu durumu için doktora gider. Doktor ona şehirdeki ünlü palyaçonun şovunu izlemesini tavsiye eder. Palyaço bunu duyunca iyice hıçkırıklara boğularak ağlamaya başlar ve zorlukla doktora ama o palyaço benim der."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;Bu konu nereden çıktı kısmına gelirsek; son zamanlarda&amp;nbsp; gördüğüm en absürd dizilerden biri Leyla ile Mecnun'un sezon finalinden bahsetmek gerek. Diziyi izleyenlerin bileceği gibi İsmail abi gibi ülkemiz televizyon tarihine geçebilecek bir karakter içeren bir yapım söz konusu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;İsmail abi hep parlak (parlak derken hakikaten parlak ve simli inanılmaz renkler söz konusu) renkli elbiseler giyen, sık sık boğazdan geçen gemilere el sallayıp bir kuru yük gemisi bekleyen ve hemen herkesin yardımına koşmaktan çekinmeyen biridir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;Bu açıdan baktığınızda son derece komik ve absürd bir karkterle karşı karşıyayız gerçekten de. Ama bazen tüm o esprilerin altında hiçte komik olmayan gerçekler vardır. Bazen kişi yaşadığı acıları mütemadiyen gülerek ve işi adeta delilğe vurarak&amp;nbsp; unutabiliyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;İşte bu İsmail abi'nin geçmişinde de bu yaptığı hareketlerin son derece acı sebepleri vardı. Annesinin onu ve babasını renksiz bir hayatları olduğu için terketmesinin sonucu olarak inanılmaz derecede renkli giyinmeye başlamıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;Babası ölüm döşeğinde onu evlatlık verirken bir gün gemi ile gelip onu alacağını ama o zamana kadar arkadaşlarının ve anılarının onun en önemli şeyleri olduğunu söylemesi ise onu yardımsever ve sürekli boğazda gemilere el sallayan biri yapmıştı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;İşte hayatta bazen böyle oluyor. İlk bakışta gülmekten kendini alamadığınız şeylerin üstünü kazıdığınızda gördükleriniz o kadar insanı güldürecek şeyler olmayabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;Gerçektende acıların üstünü bu şekilde örtmeye çalışmak hayatı daha bir yaşanılır kılıyor bana kalırsa.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;İnsan acıları ile yaşamayı bu şekilde öğreniyor zaman zaman. Evet belki çocukça ama hepimiz sık sık çocuk olmak istemiyor muyuz zaten. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;Belkide bu isteğimizin sebebi bu çocuksu acıların üstesinden gelme yöntemidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;O gemi gelecek İsmail abi ...&lt;/span&gt;&lt;span class="st" style="color: black;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-14347640179803833?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/14347640179803833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=14347640179803833&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/14347640179803833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/14347640179803833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2011/07/watchmen-de-rorschachin-anlattg-bir.html' title=''/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-7824542791708991410</id><published>2011-07-12T22:40:00.002+03:00</published><updated>2011-07-12T23:06:11.289+03:00</updated><title type='text'>Bazen Sadece Bir Şeyler Demek Bile İyi Gelebilir</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;/span&gt;- Çok soğuksun dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Olur bazen öyle çok takılma dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Olacak iş mi o dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Neden olmasın ki bazen insanın ruhu böyle yansır dışına dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nasıl yani dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Bazen insanın içi çekilir, böyle bir şey hissetmez ya; işte o vakitlerde soğuyuverir insan dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Atıyorsun dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Ne atması; hiç bazen hayat sana boş gelmez mi, hiç dünya yansa umursamadığın zamanlar olmaz mı dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bilmem hiç kendimi yorgun hissetmedim o kadar dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Yorgunluk mu? Ne yorgunluğu bahsettiğim şeyin ne alakası var yorgunlukla dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eee insan sadece yorulduğunda hissiyatsızlaşmaz mı ki dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Bazen senle sohbet etmek ağızda çok kötü bir tat bırakıyor biliyor musun dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sende bazen çok kabalaşıyorsun dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Çevrene karşı duyarsızlaştığında ister istemez kabalaşabiliyorsun bazen dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Neden öyle oluyorsun peki, bu hayatta sana zevk veren hiç bir şey yok mu sanki dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Senle bu sohbetlerimiz var mesela dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şaka mı bu dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Biraz şaka biraz gerçek dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne yapmaya çalışıyorsun anlayamıyorum. İyi bir şey mi dedin yoksa kötü mü anlayamıyorum dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Benim demek istediğimde işte bu zaten.  Bazı şeyleri uzun süre nedensiz ve amaçsız yapmaya başlarsan yaptıkların sende bir bıkkınlık yaratıyor. Gittikçe olan biteni umursamaz oluyorsun dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu konuşma yapmak istediğin bir şey mi yani dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Bilmem açıkçası konuşmaya başlarken amacım eğlenmek değildi ama ne yalan söyleyim anlatmak; böyle birilerine açılmakta iyi geldi hakikaten dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İyi en azından mutlu olmuşsun bari dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Bilmem olmuşumdur herhalde dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bak hala ne diyor dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;+ Bu sefer cidden şakaydı dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güldü, güldüm, gülüştük ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşin boğazın üstünden yavaş yavaş Avrupa yakasına inmeye başladığı o sihirli anlardan biri daha böylece uçup gitmişti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-7824542791708991410?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/7824542791708991410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=7824542791708991410&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7824542791708991410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7824542791708991410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2011/07/bazen-sadece-bir-seyler-demek-bile-iyi.html' title='Bazen Sadece Bir Şeyler Demek Bile İyi Gelebilir'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-2479296227791531731</id><published>2011-03-12T21:57:00.001+02:00</published><updated>2011-03-12T21:58:59.423+02:00</updated><title type='text'>Bir Arkadaşa Dörtlük</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Ahhh şu denizin kokusu ne de güzel&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Zor zamanlarda sanki uzatıyor bir el&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Rahat rahat seyret diyor, haydi koş gel&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Ah denizi hatırlarım ne zaman esse karayel&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-2479296227791531731?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/2479296227791531731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=2479296227791531731&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2479296227791531731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2479296227791531731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2011/03/bir-arkadasa-dortluk.html' title='Bir Arkadaşa Dörtlük'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-8644118256271102810</id><published>2010-10-12T23:37:00.002+03:00</published><updated>2010-10-13T00:07:42.095+03:00</updated><title type='text'>Kısa Bir Zamana Sığan Uzun Bir Hikaye</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Evden geç çıkmadığı için memnundu. Belki erken gelmişti ama havada mis gibiydi, bu güzel havada dışarda biraz vakit geçirmek gayet güzel olacaktı. Bunları düşünürken kafasını kaldırıp güneşe bakarak sırıtmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç acele etmeden geldiği sahilde ne yapsam diye düşünüyordu nede olsa daha rahat rahat harcayabileceği bir 10 - 15 dakikası daha vardı. Güneş ışıkları dalgaların üstünde zıplarken martılarda bu güzel manzarada pinekliyorlardı o sırada. Bir süre gözü martılara takıldı. Tam o sırada aklı bambaşka yerlere gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün nasıl da o kararı vermişti. Arkadaşını nasıl kırabilmişti. Halbuki bir an için doğru bir şey yaptığını sanıyordu. Nerden aklıma geldi bu dedi içinden. Sonra durumu fark etti. Ne zaman böyle güzel bir şey yaparken yanlız olsa bilinç altı boş durmaz ve yüzleşmesi gereken bir konuyu aklına getirirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise son zamanlarda çok ciddi yüzleşmesi gereken bir karar verme aşaması yaşamadığından aklına irili ufakli bir çok şey gelmeye başlamıştı. Son dakikada tembelliğinden dolayı buluşmak isteyen arkadaşını ekmesinden yardımını isteyen başka bir arkadaşına o konuda yardım edebilecek olmasına rağmen sırf canı istemediği için yardım edemeyeceğini söylediği an gibi bir sürü anısı kafasında ard arda oynamaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar çok şeyi nasıl yaptığına şaşırmıştı. Aslına bakarsan tüm bunları bir anda hatırlayınca çokta iyi bir arkadaş olmadığını düşündü. Neredeyse her zaman arkadaşlarını yüz üstü bırakıyordu. Ama öyle olsa onla hala arkadaşlık etmezlerdi. Fakat bu durum ya onun gerçekten kötü olmamasından ziyade onların çok sabırlı ve anlayışlı olmasından kaynaklıysa ne olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kendine işkence etmesi deyimini canlı olarak yaşıyordu bu canım bahar gününde bu güzel sahilde. Düşündüklerine daldıkça demin güneşe bakarak sırıtan yüzü kararmaya başlamıştı. Ya o kötü biriyse, ya o hep arkadaşlarını yüz üstü bırakan biriyse ve daha da kötüsü bunca zamandır bunu farkmediyse. Bu durum onu nasıl bir insan yapardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçmalık. Tüm bunlar tam anlamıyla bir saçmalık. Evet bazen arkadaşlarını yüzüstü bırakıyordu ama gerçekten ona ihtiyaçları olduğu anlarda bunu yapacak biri değildi. Fakat ya ona önemsiz geldiği için ektiği bir arkadaşı için o buluşma çok önemliyse ne olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadarda tesadüf olur mu hiç. Kendine işkence yapmak için her söylediğinin bir açığını arıyordu bilinçaltı. Ama ya gerçekten o açıklarda haklılık payı varsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o anda omzunda bir el hissetti. Daldığı derin düşüncülerden çıkarak o elin dokunduğu omzu yönüne döndü. Arkadaşı gelmişti. Onun o dalgın halini görünce yüzünde hafif bir sırıtma yerleşmiş halde çok bekletmedim değil mi dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrada cevabını bile beklemeden. Bu gün gelmesen ne yapardım bilmiyorum. Sen gerçekten çok iyi bir dostsun. İnsanın en zor zamanında yanında olan cinsten bir arkadaşsın dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O anda bunları duyunca yüzü aydınlandı. Kafasını kaldırdı güneşe baktı ve hafifçe sırıttı. Sahile geldiği o 10 dakika önceki ruh haline geri dönmüştü.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-8644118256271102810?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/8644118256271102810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=8644118256271102810&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8644118256271102810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8644118256271102810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2010/10/ksa-bir-zamana-sgan-uzun-bir-hikaye.html' title='Kısa Bir Zamana Sığan Uzun Bir Hikaye'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-7031928169301796457</id><published>2010-08-16T21:47:00.002+03:00</published><updated>2010-08-16T22:30:39.305+03:00</updated><title type='text'>Mini Me</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Yazı yazmada zorlandığım dönemlerde güzel mimler geldi mi çok güzel oluyor. Sağolsun &lt;a href="http://kayipfeslegen.blogspot.com/"&gt;a.nur &lt;/a&gt;hakikaten yazmak isteyeceğim bir konuda bana mim yollamış. Efendim konumuz çocukluğumuzdan aklımızda kalan nesneleri maddeleyerek yazacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tetris:&lt;/span&gt; Çocukken pek sevdiğim bir oyuncaktı. Gerçi arkadaşların Gameboyları görüp kıskanmıyor değildim ama bunun iki çeşit tetris oyunuda beni saatlerce oyalayabiliyordu. Özellikle annemin kırdığı rekoru kırmak o dönemler önemli zevklerimden biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sprite:&lt;/span&gt; Bunu neden yazdın derseniz Sprite'ın ülkemizde ilk meşhur olduğu dönemlerde sık sık gösterilen Grant Hill reklamları beni baya etkilerdi. Hatta o reklamın mottosu olan "Grant Hill Sprite mı içiyor?" lafı hala aklımdadır. Ehh birde o zamanlar kola ve Uludağ Gazoz dışında çok fazla farklı gazlı içecek yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Boş Teneke Kutu:&lt;/span&gt; Bu konuda herhangibir marka seçimim yoktu. Elime sadece bir boş teneke kutu geçsin yeterdi. Kutuyu tepesinden ezerek okuldan arkadaşlarla tüm boş zamanlarımızda maç yapardık. Zaman zaman at kestanesinide top olarak kullansakta teneke kutular bambaşkaydı. Hele birde düzgün bir şekilde ezilmişse burunla vurduğumuzda füze gibi şutlar çekebiliyorduk.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bart Simpson Resimli Eşofman Üstüm:&lt;/span&gt; Çocukluğum dönemde ülkemizde The Simpsons yeni yeni yayınlanmaya başlamışken babamın halası (muhtemelen bunun adı büyük hala oluyor herhalde) doğum günümde turkuaz renkli üstünde Bart Simpson olan bir eşofmans üstü hediye etmişyi. 3-4 yıl her kış defalarda zevkle giymiştim o üstü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sulugöz Sakız:&lt;/span&gt; Ehh ne yalan söyleyeyim bende ilk çiğnediğimde gözlerim dolmuştu. Ama yinede sonrasında güzel tadıyla ve paketini açıp arkadaşları kandırmak için onlara verebilme ihtimali olsun her şekilde kullanışlı ve sevdiğim bir sakızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Taso:&lt;/span&gt; Biz çocukken hem toplaması kolay hemde oynaması eğlenceli olması açısından çok sevdiğim ve baya bir biriktirmiştim tasoları. Tabi onlar için yediğim Cheetos'un haddi hesabıda yoktu. Özellikle rakibinle tasoları kule yapı sonra tepesine vurup ters çevirdikleribi toplayarak başladığın oyunda yere düşenleride elindeki diğer tasoyla ters dönmemiş olanları ters çevirerek almaya çalışmak oldukça heyecanlıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bozuk Para ve Bozuk Para Maçı:&lt;/span&gt; Bozuk paralarla çok çeşitli maçlar yapılabiliyordu. Biri üç bozuk para ile sürekli ikisinin arasından üçüncüyü geçirerek rakibin kalesine gol atılmaya çalışılandan tek bozuk parayı dik tutup kenarına vurup çevirerek ilermesini sağlayıp rakibin eliyle yaptığı potaya basket atmaya çalıştığımız basketbolumsu oyununa kadar çok çeşitli varyasyonları oynardık bozuk paralarla.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışı Altın Gibi Jelatinle Kaplı Yuvarlak Çikolata:&lt;/span&gt; Bunun muhakkak bir adı vardı ama aklıma şimdi gelmiyor. Ama dışındaki sarı altın gibi görünen jelatininden dolayı mıdır yoksa hakikaten lezzetli bir çikolata olmasından mıdır şimdi çok emin olamasımda bana çok değerli gelen bir çikolataydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beşiktaş Güler Büfe'nin Sosislisi:&lt;/span&gt; Ben çocukken ananem'in evi Beşiktaş'taydı. O evde sık sık kaldığımızdan oraya gittiğimizde annem Beşiktaş Çarşısı'ndaki meşhur Güler Büfe'den muhakkak bana bir sosisli ve ekmek arası döner alırdı. O sosislinin ve tost makinesine bastırılarak sıcacık ve kıtır hale getirilen ekmek arasına konan dönerin tadı bu gün hala aklımdadır. Ama ne yazıkki bu gün artık o büfe yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen daha yazılabilecek ama şu anda aklıma gelen daha bir çok nesne vardı ama bir anda geçmişe gidince aklıma ilk bunlar geldi. Listeye şöyle bir bakınca aklıma gelenlerin listeside hakikaten fena değilmiş gibime geldi. Her neyse efendim bu güzel mimi elimize yüzümüze bulaştırmadan yazabilmiş olduk böylece.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-7031928169301796457?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/7031928169301796457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=7031928169301796457&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7031928169301796457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7031928169301796457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2010/08/mini-me.html' title='Mini Me'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-6472902818497078176</id><published>2010-07-25T01:46:00.004+03:00</published><updated>2010-07-25T12:59:33.233+03:00</updated><title type='text'>Beyaz Perdeden Yansıyanlar #2 Mr. Sidney Shaw</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Zamanında bir &lt;a href="http://cartmantr.blogspot.com/2009/04/beyaz-perdeden-yansyanlar-1.html"&gt;seriye&lt;/a&gt; başlamıştım. Filmlerden bazı sahnelerin resimleri üzerinden filmleri yorumluyordum. Öncelikle dürüst olalım; şu ana kadar sadece bir kez bunu yaptım. Ama bundaki esas sebep bir türlü hangi filmi seçeceğime em&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;in olamamdı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bu gün evde tek başıma geçirdiğim gün boyunca bol bol filmlerle haşır neşir olma şansım olduğundan bu konu başlığı hakkında sonunda ne yap&lt;/span&gt; acağım da bulmuş oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Blogda defalarca Guy Ritchie filmlerini sevdiğimi hatta filmle&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;rinden alıntıları yazı b&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;aşlıklarımda bile kullanmış biri olarak onun&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; filmlerinden birini izlerken bu seriyi canlandır&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;maya karar vermem beni pek şaşırtmadı. Asıl ilginç olan hayatıma ilk defa 2000 yada 2001 yılınd&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;a&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; Öss için gitmek zorunda olduğum sıkıcı dershane ortamında okulumdan da çok yakın arkadaşım ola&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;n birinin bana Vcd'sini verdiği (evet o zamanlar Dvd benim için çok çok çok yabancı bir kavramdı) Snatch filmini değilde aynı tarzdaki son işi olan RockN'Rolla için bunu yapmaya karar vermem oldu.&lt;br /&gt;Lafı daha fazla dolandırmadan sadede gelirsek karşımızda olan filmin afişi&lt;/span&gt; ile işe başlayalım&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.firstshowing.net/img2/rocknrolla-poster-fullsize-int.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 219px; height: 324px;" src="http://www.firstshowing.net/img2/rocknrolla-poster-fullsize-int.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt; &lt;span style="font-family:arial;"&gt;Snatch ile karşılaştırınca çok daha ışıl ışıl duruyor ne yalan söyleyeyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Filme geçecek olursak;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img373.imageshack.us/img373/8118/rocknrolla1xo2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 418px; height: 277px;" src="http://img373.imageshack.us/img373/8118/rocknrolla1xo2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Filmin esas oğlanları OneTwo ve Mumbles burada kanun dışı olmayan ilk büyük işlerindeki tek kanunsuz konuda yani belediyedeki görevlinin imar izni çıkarma konusunda sorun yaşadığını öğrenirler. Yüzlerindeki o çaresiz ve mahvolduk ifadesinin ise asıl nedeni sadece işlerinin olmaması değil bu iş yüzünden borçlandıkları Lenny'e borçlarını nasıl ödeyeceklerini bilmemelerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.tribute.ca/tribute_objects/images/movies/RocknRolla/rocknrolla10.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 443px; height: 189px;" src="http://www.tribute.ca/tribute_objects/images/movies/RocknRolla/rocknrolla10.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Londra'nın yer altı dünyasında mevzubahis imar ve inşaat olduğundan her şey Lenny'nin elinden geçer. Bu nedenle bir önceki resimde mutsuz olan ikilimiz sadece şanslarının yaver gitmediğini düşünürken Lenny'nin yanında duran Archie nelerin döndüğün bizzat farkında olduğundan ve onunda zamanında içinde olduğu ortamdan kurtulmaya çalışan ikiliye Lenny'nin kumpas kurarak hem onları borçlandırıp hemde inşaatı kendi üstüne alıp ardından belediyedeki çalışana imar izni çıkarttırması hiç hoşuna gitmiyordu. Lenny içinse eski tanıdıkları aldatmak hiç bir zaman sorun olmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.tribute.ca/tribute_objects/images/movies/RocknRolla/rocknrolla14.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 443px; height: 187px;" src="http://www.tribute.ca/tribute_objects/images/movies/RocknRolla/rocknrolla14.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Zaten Lenny için esas mesela şehirde yeni projesi için kısa sürede imar izinleri çıkarm&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;ası gereken Rus Victor'un paralarından ne kadar büyük kısmını cebine atabil&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;eceğiydi. Lenny &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;her ne kadar hala yer altı dünyasında en korkulan kişi olduğunu sansada yeni dünya düz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;eni&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;nde artık güç paranın sahibindeydi. Yani güç "yeni votka, viskyi" Lenny'e uzatan Victor'daydı. Bu arada atlamayalım filmin kilit elemanlarından biri olan Victor'ın uğurlu tablosu bu görüşme sonrası Lenny&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;'e ödünç veriliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.tribute.ca/tribute_objects/images/movies/RocknRolla/rocknrolla1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 392px; height: 260px;" src="http://www.tribute.ca/tribute_objects/images/movies/RocknRolla/rocknrolla1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Erkekler arasında bir sorun çıktığında bu genelde bir kadın nedeniyle olur. Bu hikayede ise sorunun kaynağı olan hanım ise sıkıcı hayatından bunalmış Victor'ın k&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;endisinden fazlasıyla hoşlandığı muhasebecisi Mrs. Baxter idi. Paraya ihtiyacı olan OneTwo ve ekibi Wil&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;d Bunch'a patronunun Lenny'e vereceği paraları çalmasını teklif eder. İşte bir çok farklı s&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;orunun birbiriyle çakışmasıda burada başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.keshh.com/tr/images/stories/jreviews/115_rolla_1246193089.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 381px; height: 215px;" src="http://www.keshh.com/tr/images/stories/jreviews/115_rolla_1246193089.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sorunlar yeterince fazla değilmişki tüm bu karmaşaya Lenny'de ödünç duran tabloyu birazda üvey babasını gıcık etmek için çalan müptela rock yıldızı Johnny Quaid dahil olur. Kendisi kullandığı tüm kimyasallarıda etkisiyle farklı bir insandır. Ayrıca üvey babasınında da hiç ama hiç hoşlanmamaktadır. Filmin sonuna kadar kendisinde sık sık nefret etme olağanız olacak cintsen bir karakterdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://ffwdweekly.com/media/article_images/FILM_rocknrolla.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://ffwdweekly.com/media/article_images/FILM_rocknrolla.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İlk seferde çalınan paralar Mrs. Baxter'ı yeterince heyecanlandırmamış olacak ki ikinci transferde de paraların patronundan çalınması için OneTwo ve Wild Bunch'ı kiralar. Tabi bu sefer işin içinde tehdit edilince geri adım atacak muhasebeciler yerine savaş suçlusu iki insan azmanı Slav'ın paraları koruyacağını söyleseydi aşağıdaki resimde olanlar asla olmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://static.screenindia.com/m-images/2008-12-05/M_Id_50033_Rock_N.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 250px;" src="http://static.screenindia.com/m-images/2008-12-05/M_Id_50033_Rock_N.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ekip ilk soygunu ne kadar kolay yaptıysa ikincisinide bir o kadar zor yapabildi. Neyle vurursanız vurun tekrar ayağa kalkıp size saldıran iki eski savaş suçlusunun elinden paraları alıp kaçmanın bir bedeli vardır. OneTwo tren yolunda kaçarken bu bedeli düşünmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.cinemaisdope.com/news/films/RocknRolla/RocknRolla-5.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://laist.com/attachments/la_josh2/rocknrolla.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 430px; height: 297px;" src="http://laist.com/attachments/la_josh2/rocknrolla.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;İşte daha önce düşünmediği bedel daha sonra müzik dinleyerek dinediği o anda kapısından içeri girivermişti. İnsanın ne olduğunu anlayamadığı ama az sonra tamamen çaresiz kalacağı o anı yaşamak üzereydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O çaresizlik anında bazen kapınızda beliren bir başka düşman bir anda dostunuz olabilir. Archie OneTwo'nun kapısından girdiğinde de durum tam olarak böyleydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat son yüzleşme anı gelip çattığında Puzzle'ın tüm parçaları olan OneTwo, Lenny Archie ve Johnny eteklerindeki taşları döktüğünde Lenny'nin eski tanıdıkları aldatmada neden zorlanmadığını çok net bir şekilde anlayacaklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir filmi anlatırken aslında filmi fazla anlatmamak diye bir kavram varsa bu yazıyla bir nebze olsun o kavrama bir örnek olmuşumdur diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-6472902818497078176?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/6472902818497078176/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=6472902818497078176&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6472902818497078176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6472902818497078176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2010/07/beyaz-perdeden-yansyanlar-2-mr-sidney.html' title='Beyaz Perdeden Yansıyanlar #2 Mr. Sidney Shaw'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-1029900891661161997</id><published>2010-07-04T19:53:00.002+03:00</published><updated>2010-07-04T20:30:28.967+03:00</updated><title type='text'>Farkına Vardıklarım</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;/span&gt;Öncelikle farkına varacağınız gibi tasarımda ufak değişiklikler yaptım. Özellikle Blogger geçenlerde tasarım konusunda sunduğu yeni opsiyonlar sonrasında bu durum biraz kaçınılmaz oldu sanırım. Yazıların okunabilir olması konusunda mümkün olduğunca titiz davrandım. Yinede sorun varsa gelecek uyarılara rehberliğinde gerekeni yaparım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bu ufak bilgi notundan sonra yazacaklarımıza geçmek lazım. Bu aralar dikkatimi çeken bir şey varsa oda geçmişte yaptığım bazı şeyleri artık daha farklı yapmaya eğilimli olduğumu fark ettim. Sonuç olaraksa hazır başlamışken aslında pek çok yeni şeyin farkına vardığımı gördüm. Bunları paylaşmak eğlenceli olur diye düşünmeden edemedim. Lafı uzatmadan başlamak lazım herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cuma yaklaşık 8 ay sonrasında ilk defa saçlarımı kestirdim. Normalde böyle bir durumda saçlarımı kestirmeye karar vermem bile en az 3-4 hafta sürerdi muhtemelen. İlginçtir Sonisphere'den sonra bir anda bu saçlar tamamdır artık kestirme zamanı geldi diyiverdim bir anda. Ondan sonrada ilk müsait olduğum zamanda da kısaltıverdik saçları. Böyle kararları eskisi gibi muallakta bırakmadan karar verdiğimi fark etmek beni memnun etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blogu yazmaya başladığımda yapı olarak biraz agresif biri olduğumdan bahsettiğimi hatırlıyorum. Hatta zaman zaman kendimin bile sonrasında hatalı olduğuna inandığım pek çok çıkışımda olmuştur sevdiğim insanlara karşı. Son 6-7 aydır ise normalde beni çıldırtacak şeylere karşı çok daha sabırlı davranıyorum. Fakat sonunda yine patlama noktasına geldiğimde tavırlarım çok fazla değişim yaşamamış onuda bir kaç kez test etme şansım oldu. Yinede daha sabırlı bir insan olmak oldukça güzel bir şeymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrencilik hayatımın ardından o dönemlerime baktıkça zamanında yaptığım hataların bile bu gün yapmış olduğum için mutlu olduğum şeyler olduğunu görüyorum. Hatalar insanı kesinlikle yaptığı doğrulardan daha fazla belirleyen sonuçlara yol açıyorum sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır Dünya Kupası başlamışken oradan bazı farkındalıklarım da oldu elbette. Her şeyden önce Vuvuzela'dan kesinlikle nefret ettiğime kanaat getirdim. Bizim ülkemizdeki Zurna gibi bir müzik aygıtının olduğu ülkelerde ancak bu müzik aletinin çakması olacakbilecek bir ses çıkaran Vuvuzela'nın sevilmesi imkansız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Kupası konusunda bir başka şey daha varsa oda artık Ömer Üründül'ün çekilmediğidir. Hayır futbol yorumculuğu zaten yeterince kötüyken son zamanlarda kendisinin şirketinin ülkemiz distribütörküğünü yaptıkları Burger King'de eski lezzetinin, menü boyutlarını kaybetmesiyle (hele şu McDonald's ile yarışmak için bir menü fiyatına iki menü kampanyasına geçtiklerinden beri Steakhouse dışında hiç bir ürünleri gözüme hoş görünmüyor. Steakhouse'un ise tadı kesinlikle ilk zamanlarındaki gibi değil) ve en önemlisi küçük gibi görünmesine rağmen nerdeyse tüm soslarını para ile satmasına (yinede pek çok şubede olur mü öyle şey dendiğinde bedava olarak sosları almanız muhtemel) çok sinir olduğumu fark ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blogu boşladığımda kendimi çok önemli bir şeyi yapmayı unutmuş gibi hissettiğimi fark ettim. Buda burayı zaman zaman boşlamış gibi görünsemde asla bırakmayacağıma dair bir işarettir umarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır dizilerin sezon finali yapılıyorken bu senenin en iyi yerli dizisi benim açımdan Geniş Aile oldu. Muhtemelen Kaygısızlar'dan beri gördüğüm en sağlam absürd komedi dizisiydi. Ana karakter haricindeki pek çok yan roldeki oyuncuda çok başarılı oldu. Yabancı dizi olaraksa her ne kadar zaman zaman erotizm mevzusunu çok abartsada senaryosunu özellikle 7. bölümden feci şekilde geliştiren Spartacus: Blood and Sand çok ilgimi çekti. Gerçi Flashforward'da bazı bölümlerde çok ciddi bayıklaşma sorunuyaşamasa hem ikinci sezonu görecekti hemde en beğendiğim dizi olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonisphere festivalinde geçirdiğim üç günde fark ettim ki (evet festivale gittim ve bunu belirtmek için yer arıyordum sonunda dayanamadım burada açık açık yazayım dedim) hafiften yaşlanmışız ama yeni nesil müziğin imaj kısmına daha düşkün olmuş sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve de son olarak fark ettim ki bu yazıyı burada sonlandırmak en güzeli olacak herhalde.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-1029900891661161997?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/1029900891661161997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=1029900891661161997&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1029900891661161997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1029900891661161997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2010/07/farkna-vardklarm.html' title='Farkına Vardıklarım'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-8347227248502750023</id><published>2010-05-20T23:40:00.003+03:00</published><updated>2010-05-21T00:19:23.247+03:00</updated><title type='text'>Post İt Notları #11</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Öncelikle blogda bu yazıdan önce görüleceği üzere yediğim fırçanın (cidden ilk gördüğümde bu ne diye tepki verdim ama okurken gülücüğümede gitmedi değil :) ) sonucu olarak yazacaklarım (mim'i değerlendireceğim efendim ama ilham gelmesi lazım daha doğrusu tembellikten fırsatım bulduğum ilk anda o konuyada gireceğim) haricinde hem burayı boşlamamak hemde buradaki yazılarımın %90'ında olduğu gibi aklıma geleni değerlendirmek için bir şeyler karalamayı uygun buldum. Hatta bunla yetinmedim yazmadan önce böyle bir açıklama yapmayıda gerekli bile buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Demin fizy'de ne dinlesem düşünürken uzun zamandır Red Hot Chilli Peppers dinlemediğimi fark ettim. Bu gruptan ne zaman bahsetsem onları ilk tanıdığım an gelir. Yıl 1997 idi sanırım (dinlediğim şarkı californication'ın çıkış şakrısı olduğuna göre en kötü ihtimalle 1998 yılıdır yanılıyorsamda). O zamanlar hala HBB (ilginçtir bu kanaldan bahsedincede aklıma iki şey gelir biri yanılmıyorsam orada program yapan İclal Aydın ve yayınladıkları Robocop çizgi filmleri, ha birde Amerikan Kolej Basketbol Liginden maçlar verirdi ama o zamanlar sadece ufak bir detaydı o benim için) vardı. Arada yabancı şarkıların kliplerini yayınlarlardı. İşte o programlardan birinde Scar Tissue ile karşılaşmıştım. İlk tepkim amanın bu ne güzel parça olmuştu. O zamandan bu zamanlara (gerçi son zamanlarda baya ara vermişiz) severek dinlediğim bir grup olmuşlardır. Özellikle üniversitemdeki son sene Stadium Arcadium albümünü kaç defa dinlediğim hatırlayamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bazı yayınlanan reklamlardan sonra ister istemeden ya ben artık yeni neslin (şu lafı diyecek kıvama geldim artık benden sonraki nesillerden bahsedebiliyorum) ne sevdiğini pek anlayamıyorum yada reklamcılar işlerini bilmiyorum. Daha öncede söz ettiğim Defacto ve Mavi Jeans reklamları ve reklam sloganlarını zaten sevmemiştim bu yaza yaklaşırken seriye devam etmeleri sonucu iyiden iyiye kendimde bir sorun olup olmadığını düşünmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 118 savaşları çok tuhaf bir hal aldı sanırım. Hayatım boyunca 118'i bir kez bile aradığımı sanmıyorum. Ama şu son dönemde özelleşme sonrası 118 80 ve 118 18 reklamları ile feci şekilde dile pelesenk olan jinglelara sahip olduk. Ha bu jinglelar hatların işlevselliğine katkıda bulunuyor mu onu bende merak ediyorum. Unutmadan bide bu iş çok sağlam sektör. Ortada 2-3 firmanın reklamı dönüyor ama sanırım 20'ye yakın farklı 118 hattı varmış piyasada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nisan ayı içinde hikayesini daha önce çok sevdiğimi belirttiğim (her ne kadar tanışmama vesile olan filmi çok berbat olsada) Spawn'ın yıllar önce ülkemizde Cine 5'tede yayınlanmaya çalışılan animasyon dizisini izledim. Yaklaşık iki gecede izlediğim seriden sonra böyle enfes bir hikayenin muhakkak yeni ve çok sağlam senaryosu olan bir filminin çekilmesi gerektiğine inancım arttı. Fırsatı imkanı olanlar muhakkak bu çizgi diziyi bulup izlesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hazır dizilere girmişken uzun süre izlesem mi uzak dursam mı emin olamadığım V dizisine başlamakla çok doğru bir karar verdiğimi fark ettim. Oldukça güzel bir ilk sezon hazırlanmış hakikaten. FlashForward ise kendi sonunu kendi hazırlamış bence. Elde mükemmel bir altyapıya sahip hikaye varken ilk sezon sonunda iptal edilecek olmasına sadece yazık diyorum. Heroes'un kaldırılması ise fevkalede yerinde bir karar oldu. Üçüncü sezonla artık eziyet halini almaya başlamıştı. Fakat dördüncü sezon tek kelime ile berbattı. Çoğu bölümü hızla ileri sararak bitirmeme rağmen ana konuyu gayet rahat anlayabilmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu arada Heroes ile Prison Break'in ilk çıktıkları dönem ne bereketliydi. Sırf bu iki dizi için herkes bir hafta beklerdi deli gibi. Sonunda her iki dizinin geldiği yeri görünce üzülmeden edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Her dünya kupasının olduğu sene hatırlayabildiğim ilk dünya kupası olan 1994 ABD dünya kupası aklıma gelir. Roberto Baggio'nun at kuyruğu çok karizmaydı. Birde Nijerya'nın süpriz çıkışı gibi bir sürü şey aklımda kaldı. Ama nedense en çokta Alex Lalas'ın keçi sakalı aklımda kaldı. Yıllar sonra kendimde benzer bir sakala sahip olmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayatta tesadüf diye bir şey var sanırım. Bu gece Red Hot Chilli Peppers'ın şarkılarına bakmamın temelinde My Name is Earl dizisinde daha önce grubun söylediği bir şarkının orjinal halinin adını unutmam vardı. Şarkılar arasında ilerlerken bunların üstüne uygun başka şarkar ararken en alakasız yerde Higher Ground ile karşılaşmam kafamda bir şimşek çakmasını ancank tesadüfle açıklayabilirim herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Red Hot Chilli Peppers'ın en sevdiğim şarkısı (muhtemelen tüm şarkılar içinde en sevdiğim 3-4 şarkıdan biride olan) Under The Bridge'in üstüne Eric Clapton'dan Layla dinlemek gayet güzel oluyormuş. Sözler olarak olmasada tını olarak fena bir devamlılık olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Her devamın bir sonu var herhalde. Hatta en önemlisi devamların güzel bir sonla bitmesidir. Kapanış için Bob Dylan'dan One More Cup of Coffee fena bir seçim olmaz herhalde. ve son ...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-8347227248502750023?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/8347227248502750023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=8347227248502750023&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8347227248502750023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8347227248502750023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2010/05/post-it-notlar-11.html' title='Post İt Notları #11'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-2546087201840220092</id><published>2010-04-28T06:43:00.002+03:00</published><updated>2010-04-28T06:47:57.295+03:00</updated><title type='text'>Ne desem bilemedim!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.jmckearney.comze.com/web_images/foto-de-garfield-16.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 341px;" src="http://www.jmckearney.comze.com/web_images/foto-de-garfield-16.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Boslamis blogu birileri. Evet evet boslamis! Bak sana guzel bi resim de koydum. Beni yazmak icin zorlayan sahsiyetin kendisi yazmiyor. Terbiyesizlik baska birsey degil! Evet evet oyle. Taslaklar yap sonra yayinlarsin bak ise yariyor oylesi. O zaman yazma zorunlulugu falan duymus gibi olursun. Cidden! Beni sinir etme!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bendeniz &lt;a href="http://azur-mavi.blogspot.com/"&gt;Azura&lt;/a&gt;!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-2546087201840220092?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/2546087201840220092/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=2546087201840220092&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2546087201840220092'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2546087201840220092'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2010/04/ne-desem-bilemedim.html' title='Ne desem bilemedim!'/><author><name>Azura</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03098381036421969472</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-AVySjjaLivw/Toi2wSv6lsI/AAAAAAAAAeU/PAUGsbH-3XA/s220/anka2.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-6780589544581996183</id><published>2010-04-01T20:19:00.002+03:00</published><updated>2010-04-01T20:56:44.604+03:00</updated><title type='text'>Unfinished</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Şu anda televizyonda en sevdiğim filmlerden olan Jerry Maguire var. Bu filmi her izleyişimde insanı duyguların insanlığa hiç yer olmayan vahşi doğadan bile daha vahşi olan iş (spor menejerliği) dünyasına bakmak ve bu sıcak hikayeyi bir kez daha izlemek kadar benim için her zaman güzeldir. Fakat bu sefer izlerken zaman zaman aklıma gelen ama hiç bir zaman bir yere bağlayamadığım sürülerce şeyi bir sonuca bağlama endişesi taşımadan aktarmayı düşündüm. Bunların bir kısmı nispeten uzun önemli bir kısmı ise tek bir cümle hatta kelimeden bile oluşacak uyarmadı demeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat bazen otobüsün camından gördüğün insanların gözlerinden izlensen nasıl olur demeden edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlız zaman zaman çoğunluğun kötülediğinden çok daha güzel bir şey olabilir. Kimseyi düşünmeden, kimseye bir şeyler anlatmak zorunda kalmadan sadece kendinle olmanın nesi insanlara bu kadar kötü gelir hiç anlayamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her güzel şey biter. Aslında güzel olsada olmasada her şey bir gün biter. Ama işin özünden bir şeyin güzel yada berbat olduğu zaten işin sonunda anlaşılır. Böyle bir durumda insan için en değerli an her zaman o sonlardır. Sonlar insanı üzme potansiyeline sahip olsalarda sonlar yaşanmadan eldekilerin değeri yada değersizliği anlaşılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Planlar planlar planlar. Hayatını planlayan insanlara kızamıyorum ama yaşadığı anıda geleceğini planlamaya harcamakta anın o yaşanan değerli anın kaybı olmuyor mu. Planlamak güzel ama her adımını her seçimini planlamak hayatın en değerli unsurlarından beklenmezliği yani süprizi engeller. Halbuki hayat süprizlerle güzel olur. Elbette her süpriz güzel olacak demiyorum. Ama her şey beklenilen gibi giderse hayat çok sıkıcı olmaz mı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufak şeyler var ya insanın yaşamında fark yaratan o ufak şeyler. Bunların değerini çok iyi bilmek lazım.  Büyük kaçışlar yada önemli değişiklikler için zaman, mekan yada finansal ihtiyaçlar vardır. Ama ufak şeyler için bu kadar fazla şeye hiç gerek yok. Sadece yapmak isteyen bir bünye ve gerekli asgari şartların sağlanması gerekli olan her şey. Fakat bu az harcama karşılığında insan o an gereken şeye yani huzura ve mutluluğa kavuşabilir. Dünyada bu kadar az şey verip bu kadar çok şeyin alınabildiği pek az durum vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahilde oturup denize bakarken sağdan soldan geçen insanları görmek, görmektende fazlası onları izlemek bazen dünyanın en güzel romanını okumak yada en gerçekçi filmini izlemek kadar güzel bir şey olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmlerde en duygusal anlarda sırf gitarlarla yapılan müzikleri genelde hep sevmişimdir. İnsana basit ama dinlemeye değer gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır sinemaya gidemiyorum. Açıkçası o koca karanlık salonu, büyük beyaz perdeyi ve rahat koltukları özlesemde evde geç saatte bilgisayar karşısında ayaklarını uzatıp bir film izlemeninde ayrı bir zevki olduğunu itiraf etmem lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen arkadaşlarımla konuşurken filmlerden alıntı yapmayı çok severim. Ama karşımdaki arkadaşın filmlerle arası yoksa birde o repliği ve o replikle anlatılmak isteneni açıklamak zorunda kaldığımda kendimi suçlu gibi hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zaman sonra ara verdiğim kitap okuma alışkanlığıma yeniden başladım. Aradaki boşlukta bol bol dergi okurdum (birinde yazıyor olmamında bunda etkisi vardı herhalde). Fakat sevdiğim dergilerin hemen hepsi kapanınca artık sırf Uykusuz okuyarak bu durumu geçiştiremezdim. O nedenle hafif şeylerle başlayarak haftasonları kitap okumaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir soruya tekrar ve tekrar cevap vermeyi hiç sevmiyorum. Karşımdaki beni dinlemiyormuş gibi hissediyorum ki bu durum karşımdaki insanın bana yapabileceği en kaba harekettir bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jerry Maguire ile başladık Jerry Maguire ile bitirelim. "Show Me The Money" ...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-6780589544581996183?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/6780589544581996183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=6780589544581996183&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6780589544581996183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6780589544581996183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2010/04/unfinished.html' title='Unfinished'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-5103294213429902133</id><published>2010-03-21T21:12:00.002+02:00</published><updated>2010-03-21T22:36:48.468+02:00</updated><title type='text'>Tesadüf</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Evden çıktığında olacakları bilseydi en azından biraz hazırlıklı olurdu belki. Ama hazırlıklı olsaydı olanlar bu kadar güzel, bu kadar unutulmaz olur muydu. Muhtemelen olmazdı, yada olurdu. Olamamış şeyi olmuş şeyle karşılaştırmak gibi saçma bir huyu ve birde bu durumu açıklamak için durumdan dahada saçma bir açıklama aramak gibi dahada beter bir alışkanlığı vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyseki bu alışkanlığı çok fazla kendini gösteren bir durum değildi. Olanlara gelince ise ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah erken kalmayı sevmezdi. Daha doğrusu tembel olduğunu ve uyumayı sevdiğini bu şekilde açıklamayı daha şık buluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabahta her sabahki gibi evden apar topar çıktı. Otobüs durağına giderken ayakkabısının çözüldüğünü fark etti. Birazda ayakkabısına kızarak ve içinden umarım bu nedenle otobüsü kaçırmam diye düşünerek hemen yanındaki banka oturup ayakkabısını bağlamaya başladı. Bu sırada yanında yaşlı bir amca olduğunu ancak amca "merhaba evladım" dediğini fark etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anda duyduğu sesinde etkisiyle biraz kekeleyerek amcaya "merhaba" dedi. Amca yeşilçam filmlerinde yardımsever bahçıvanlara benzeyen munis bir yüz ifadesi ile "evladım pastaneden poğaça almıştım. Ama sanırım sıcak poğaçayı görünce dayanamayıp biraz maymun iştahlılık yapmışım. Şu iki poğaça bana fazla geldi. Ama nimet ziyan olsunda istemiyorum. Eğer açsan şunları sana vereyim" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evden çıkarken birşey yiyemeden çıkmış olduğundan bu teklif onu çok mutlu etmişti. Yüzünde kocaman bir gülümseme ile "almaz olurmuyum amca, çok sağol" dedi. Ayakkabısına son düğümü atıp poğaçaların olduğu kese kağıdınıda çantasına koydu. Az önce çözüldüğü için kızdığı ayakkabısına şimdi dua ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda durağa gelmişti. Otobüste yolun karşısında görünmüştü. Bir hışımla elini cebine atıp akbiline uzanmaya çalıştı. Fakat akbil murphy kanunlarının sıkı bir takipçisi gibi cebin en ulaşılmaz noktasındaydı. Bir gözle otobüsün nerde olduğuna bakarken diğer taraftan akbille uğraştığından, akbili çıkardığında elinden düşürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şansına kızarak akbili içen yere eğildi. Akbili aldıp doğrulduğunda karşısındaki manzarayla nutku tutuldu. Kaç zamandır otobüste her gördüğünde ne güzel dediği kız tam karşısında duruyordu. Normalde onu kendisinden bir önceki duraktan inerken görüyordu. Ama şimdi ayakkabı bağcığı yüzünden geç kaldığı durakta o kızla burun burunaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O tüm bunları düşünürken kız "pardon acaba saat sekiz otobüsü geldi mi" dedi. Hala kız ile bir anda böyle karşılaşmış olduğu için hafif bir şokta olduğundan bir 10 saniye kadar cevap veremeden kızın yüzüne biraz mahçup birazda hayran şekilde bakakalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızda sanırım bu durumu fark ettiğinden onun yüzüne sıcak bir gülümseme ile bakarak "Pardon sanırım her gün aynı otobüse biniyoruz. Acaba otobüsü kaçırdık mı" dedi. İkinci sorunun içindeki her gün anı otobüse biniyoruz detayı onu bir başka sokar gibi olsada kendini toparlayıp "Hayır hayır otobüs şu anda geliyor bakın" diyebildi biraz sesi titrer halde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüs durağa geldiğinde yan yana sıraya girdiler. Haliyle otobüste de yanyanaydılar. Yaklaşık 40 dakikalık otobüs yolcuğu boyunca ilk defa yolun daha uzun sürmesi için tanrıya yalvarıyordu. Yol boyunca kızında aslında onunla her gün aynı otobüse bindiğinden bahsetmesi ve ona yakın davranması ayakları iyice yerden kesilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız durağa geldiğinde yarın yine görüşürüz yol arkadaşım diyerek göz kırptığında o zaten bunu anlayamayacak kadar başka bir boyuta geçmişti. Ancak "evet tabi yarın yine görüşürüz" diyebildi zar zor. Kızda onun bu durumun farkında vararak onun bu haline gülerek otobüsten indi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç dakika sonra durağına gelmişti. Otobüsten inerken hala tam olarak kendinde değildi. Ancak midesinde gelen gurultu ile kendine geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O anda aklına çantasındaki poğaça geldi. Kese kağıdı çıkarıp poğaçadan ilk ısırık aldığında hayatın aslında ne kadar ufak tesadüflerle değişebildiğini fark etti. Acaba sabah erken kalkıp ayakkabılarını düzgün bağlayıp kahvaltısınıda etseydi ne olurdu ...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-5103294213429902133?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/5103294213429902133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=5103294213429902133&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5103294213429902133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5103294213429902133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2010/03/tesaduf.html' title='Tesadüf'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-7103700165963180010</id><published>2010-02-28T15:36:00.002+02:00</published><updated>2010-02-28T17:26:40.234+02:00</updated><title type='text'>The Greatest Con, That He Ever Pulled... Was Making You Believe... That He Is You</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Daha önce burada illaki bahsetmişimdir diye düşünüyorum ama madem başlıkta alıntı yaptık, işi garantiye alıp her şeye rağmen bahsedelim. Guy Ritchie filmlerini severim. Lock, Stock and Two Smoking Barrels dışında (Swept Away'i fasulye sayıp liste dışı bıraktığımı belirteyim) tüm filmlerini izlemişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlık ise belkide izlediklerim arasında hem benim hemde genel olarak herkesin en zayıf halka olarak gösterdiği Revolver'dan. Fakat işin ilginç yanı bu filmin diğer filmlere göre bence zayıf olmasının en önemli belkide en kişisel olarak insanın iç yolculuğunu anlatan filmi olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ne bu konu ve bu başlığı seçtim. Açıkçası bunda filmi yaklaşık 2 saat önce ilk defa baştan sona dikkatlice izlememin etkisi oldu diyebilirim. Bunun yanında son zamanlarda aklıma takılan bir konu ile bu cümlede anlatılan şeyde gayet örtüştü diye düşünüyorum. Umarım anlattıkça aynı düşünceyi burayada aktarabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat değişir. Daha doğrusu hayatını yaşıyan bizler içinde bulunduğu durumunda etkisiyle ve yaşanılan tecrübelerinde bu denklemi kenarından köşesinden çekiştirmesiyle değişir. Fakat bazı durumlar vardır hayatta siz değişmezsiniz sadece uyum sağlarsınız. Ama bazen o kadar çok uyum sağlarsınızki o uyumlu halinizi gerçek siz sanmanız söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu noktada filmde başlıkta kullandığım cümlenin geçtiği yerde kafamda bir ışık yandı. Genelde yazı yazarken çoğunlukla gözlemlerimden yolan çıkarım. Son 5-6 aydır ise nerdeyse aydır bir yazı yazmamın sebebide biraz bu. Zannetmeyin ki blog yazma işinden hevesimi aldım o nedenle bıraktım. Sadece bu dönemde yaşadıklarım nedeniyle daha kapalı bir ortamda yaşadığımdan yeterince gözlem yapamaz oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duruma uyum sağlamamın daha doğrusu bu durumu kabullenir hale gelirken fark ettimki beni sınırlyan bu zorluklar ortadan kalktığında bile hala karşımda o sınırlar varmış gibi hareket ediyordum. Son bir aya yakın zamandır önceki dönemlerdeki baskılı ve stresli ortam nedeniyle kafamı toparlayıp dışarıyı gözlemleyemiyordum. Şimdi ise istediğim huzur ortamına sahip olmuşken bunu yapamadığımı fark ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce bir yerde okumuştum. İnsan bir hastalığı yada problemi olduğunda (hatta okuduğum yerde bunlara ek olarak bağımlılıkta vardı ama burada o kadar derin bir sorunum olmadığından onu parantez içine sokmak daha mantıklı diye düşünüyorum) tedavinin ilk adımı ortada bir problem olduğunu fark edip bunu kabul etmesiymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası son zamanlarda sürekli yorgunluğu bahane edip bu durumu kabullenemiyordum. Ta ki son bir kaç gündür. Bu filmede denk gelmişken bakmamın sebebide sanırım konusu hakkında bildiklerim nedeniyle ilgili durum hakkında bana gözlem yapma şansını verecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fark ettimki uyum sağlamak için terk ettiğin şeyleri yeniden yapmak uzun süre sonra yeniden bisiklete binmek gibiymiş. Yani işin temelini hala vücur refleks olarak hatırlıyor ama tekrar istediğin düzeyde yapabilmek için biraz antreman yapmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bende bu film sayesinde kafama takılan bir konu hakkında fazlasıyla gözlem antremanı yapma şansı buldum. Hazır eskisi kadar fazla zamanımı toplum içinde geçiremiyorken bu açığı filmlerle kapamak genelde hep güzel sonuç vermiştir her deneyişimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse gözlem aşamasından bu kadar bahsettik ama sonuçta neye vardık onu açıklayamadık. Dediğim gibi hayatta uyum sağladığımız roller bazen benliğimize fazlasıyla ağır basıyor. Kim olduğumuzu yada ne yapmaktan zevk aldığımızı unutmamıza neden olabilecek sorumluluklarla karşılaşabiliyoruz bazen. Fakat bunların üstesinden gelip yine olduğun kişi olabildiğinde sanırım gerçekten büyümüş daha doğrusu olgunlaşmış olabiliyorsun. Kendini günün sonunda uyumadan önce kendinle hesaplaşırken bulduğunda hala rol yapmıyorsan hayata karşı önemli bir sınavı geçmiş oluyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ben bunu başarabildim mi. Ne yalan söyleyeyim. Bu bir anda olacak bir şey değil. Böyle durumlar belli süreçlerde olur süreç boyunca olduğun kişiyi unutmamak ve onu korumak için mücadele etmek gerekiyor. Burada zaman zaman hayat beni pes ettiriyor gibi şeylerde yada ben kolay kolay pes etmem gibi şeylerde yazmışımdır. Ama asıl mevzu bunları demek kadar yapabilmek yani günün sonunda ne yaptığın ve ne olduğun önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En azından bunun farkına vardığımdan şimdi her şeyi dengeleme sürecinde mücadeleme devam ettiğimi düşünüyorum ki buda açıkçası kulağıma oldukça hoş geliyor. İnsan ne yöne gittiğini ve neyle karşı karşıya olduğunu bildiğinde direncide artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse lafı bu kadar uzatıp aynı noktada dönüp durmuş gibi oldum az biraz ama en azından uzun zaman sonra tekrar bisiklete binmiş biri gibi yeniden eski alışkanlıklarımı kazanıyor gibi hissediyorum kendimi. Nede olsa eninde sonunda önemli olan bisiklete binip istediğin yere gitmek değil mi. Şimdi gitmek istediğim yöne burnu çevirip pedallara asılmaya hazır hissediyorum kendimi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-7103700165963180010?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/7103700165963180010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=7103700165963180010&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7103700165963180010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7103700165963180010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2010/02/greatest-con-that-he-ever-pulled-was.html' title='The Greatest Con, That He Ever Pulled... Was Making You Believe... That He Is You'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-2147163912721237110</id><published>2010-01-06T22:06:00.002+02:00</published><updated>2010-01-06T23:43:49.325+02:00</updated><title type='text'>2010 Ekranı</title><content type='html'>Habertürk'ün sitesinde &lt;a href="http://galeri.haberturk.com/galeri/index/400826/1/1#galeri"&gt;2010'nun ses getirecek filmleri&lt;/a&gt; hakkında bir şeyler görünce bende hem orada gördüklerimin bir kısmı emde bunlar haricinde beklediklerimin bir listesini yapayım dedim. Listeyi en çok beklediklerime göre yapmadığımı daha ziyade ilgili haberdeki sıra ve sonrasında aklıma gelme sıralarına göre yaptığımı belirteyim. Filmlerin resimlerini tıkladığınızda fragmanlarına ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1) Tron Legacy&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dailymotion.com/video/x9yosh_the-official-tron-legacy-trailer_shortfilms"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 193px; height: 240px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2743/4251338413_f116a0df31_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film hakkında fragmandan konusu ile ilgili çok fazla şey anlaşılmayabilir ama yinede bana Aeon Flux'u yer yer hatırlattı. Tabi bu tür film hakkında araştırma yapmadan atıp tutmalar ne kadar isabetli bende bilmiyorum ama ilk aklıma gelenide belirtmeden edemedim. Fakat tam anlamı ile görsel bir şölen olması bile dikkatimi çekmesi için yeterli oldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2) Up In The Air&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dailymotion.com/video/xaop32_up-in-the-air-trailer_shortfilms"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 162px; height: 240px;" src="http://farm5.static.flickr.com/4050/4252138266_61f62d4ca8_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu senenin önemli oscar adaylarından biri olduğu hakkında bazı şeyler okumuştum. Hava alanı ve uçaklarla çok haşır neşir olması nedeniyle The Terminal'ı ailenin anlamını tam olarak kavramayan esas oğlanı açısından da Cast Away, Family Man ve The Game gibi filmleri hatırlattı. Fragmanıda gayet hoş ve beklenmesi gerekecek bir filmin habercisi gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3) The Lovely Bones&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dailymotion.com/video/xa2irg_the-lovely-bones-trailer_shortfilms"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 162px; height: 240px;" src="http://farm5.static.flickr.com/4015/4252158084_488af748b8_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle fragmanın başında Peter Jackson'ı gördüğde ne oluyoruz dedim. Kendini özel efektle Gollum fiziğine mi getirdi sandım. Distrcit 9 için yapılan bir kaç röportajında da onu zayıflamış görmüştüm. Ama şimdi daha dikkatli bakınca erimiş resmen dağ gibi Yeni Zelandalı. Neyse sululuğu bir kenara bırakırsak. Önemli bir romandan çevrilmiş çok lezzetli görsel sahneleri olan yer yer gerilim ve dedektifliğede kayan bir drama ile karşı karşıyayız sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4) Invictus&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dailymotion.com/video/xayoo0_invictus-trailer_shortfilms"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 162px; height: 240px;" src="http://farm5.static.flickr.com/4047/4251423663_ae4834b115_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Clint Eastwood büyük oyuncu olduğu kadar büyük yönetmen olduğunu her çektiği filmde kanıtlamıştı. Bu sefer gerçek hayattan sportif bir hikayeyi konu edinmiş kendine. 1995 Dünya Rugby Şampiyonasında başarıya ulaşan Güney Afrika Milli Takımı ve kaptanının çabaları ile Nelson Mandela'nın ülkeyi bir araya getirme çabaları üzerine oldukça hoş bir film bizleri bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5) Iron Man 2&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dailymotion.com/video/xbj3bb_iron-man-2-trailer_shortfilms"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 162px; height: 240px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2752/4251441135_e7d8758756_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte kişisel favorim olan filmlerden biri. İlk Iron Man filminin başarısı nedeniyle bu filmdende son derece umutluyum. Fragmanda Mickey Rourke'un peformansını oldukça beğensemde Whiplash olarak ne kadar aktif bir kötü olacak onu merak ediyorum. Ayrıca sonunda tek sahnede de olsa War Machine'ide gördüm onada ayrıca mutlu oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;6) Robin Hood&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dailymotion.com/video/xbj132_robin-hood-2010-fragman_shortfilms"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 152px; height: 240px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2732/4251461061_20c3fb6887_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Russel Crowe rolünün gereklerini (Christian Bale kadar abartmadan tabi) çok rahat yapabilecek bir oyuncudur. Ridley Scott'un aksiyon ve bol kapışmalı filmleri her zaman izlemeye değer olmuştur. Bu nedenle ortaya çıkacak filminde son derece iyi vakit geçirteceğini düşünüyorum. Sanırım senaryo konusunda da bildiğimiz hikayeyi biraz değiştirecekler gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;7) Prince Of Persia: The Sands Of Time&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dailymotion.com/video/xb0ot5_prince-of-persia-sands-of-time-movi_shortfilms"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 164px; height: 240px;" src="http://farm5.static.flickr.com/4025/4252246076_bbffa9b0cc_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim yaşımdakiler için ilk Prince Of Persia oyunu unutulmazdır. Böyle bir oyun efsanesinin filmi sonunda geliyor. Senaryo konusunda çok beklentim yok. Fakat görsellik olarak son derece doyurucu ve hatta vay be dedirtici bir film geliyor demek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;8) Salt&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dailymotion.com/video/xb36t1_salt-trailer-at-uk-cinemas-20th-aug_shortfilms"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 161px; height: 240px;" src="http://farm5.static.flickr.com/4026/4252266728_095d711dc5_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana fazlasıya Bourne serisi ile Wanted'ı hatırlatan bir film olmuş gibi geldi. Angelina Jolie'de Tomb Raider filmlerinden sonra bu tür rolleri çok rahat kıvırabileceğini kanıtlamıştı. Ehh böyle tek kişilik ordu kıvamında ajanların filmleride son derece moda olduğundan bu filmde bu sene dikkat çekecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;9) Inception&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dailymotion.com/video/xbooni_inception-trailer_shortfilms"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 162px; height: 240px;" src="http://farm5.static.flickr.com/4028/4251514003_455ab7c842_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Christopher Nolan çok fazla film çekmiş bir yönetmen değil. Ama çektiği neredeyse her film ses getiriyor. Özellikle The Dark Knight ile çıtayı öyle bir yere çıkardı ki bu film bence sırf bu nedenle bile dikkat edilmesi gereken bir yapım. Ayrıca fragmandaki görüntülerde hakikaten çok acaip vurucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;10) Sherlock Holmes&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dailymotion.com/video/x9byao_sherlock-holmes-trailer-bandeannonc_shortfilms"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 162px; height: 240px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2798/4251537387_6c200745b0_m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte serideki bir diğer beklediğim filmde budur. Guy Ritchie zaten çok sevdiğim bir yönetmendir. Ehhh Robert Downey Jr.'da Iron Man ve Tropic Thunder ile kariyerini yeniden toparladı. Filmde kahramanımızda Sherlock olunca ortaya çıkan karışım muhakkak görülmesi gerken bir fim çıkmış. Özellikle Guy Ritchie tarzı geyikler filmde kullanılırsa çok daha leziz bir film olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bunlar dışında illaki unuttuğum filmler yada yazmaya üşendiğim filmler vardır (The Legion, Pandorum, yakında gösterime girmiş olan yada girecek olan Zombieland ve Avatar: The Last Airbender) onlarıda boşlamayınız diye uyarımı yapayım ve bu yazımıda noktlayayım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-2147163912721237110?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/2147163912721237110/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=2147163912721237110&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2147163912721237110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2147163912721237110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2010/01/2010-ekran.html' title='2010 Ekranı'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm3.static.flickr.com/2743/4251338413_f116a0df31_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-7274073998742317514</id><published>2010-01-04T22:01:00.004+02:00</published><updated>2010-01-04T23:19:37.893+02:00</updated><title type='text'>Alternatif Hayallerdeki Haybeden Alternatifsiz Hayatlara Çoktan Seçmeli Şahitlik Anları</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;I&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;Her yılbaşı bari bu seferkinde kar yağsın derdi içinden. Bari bu seferki yılbaşında şu yabancı filmlerdeki tadında bol karlı, kardan adamlı bir yeni yıl ambiansı yaşayayım diye hayıflanırdı. Kafasında bunlar dolanırken dışarı bakmak için cama gitti. Camı açtığında buz gibi hava camdan yüzüne adeta bir tokat gibi çarparak girmişti. Nefesini ağzından verip buhar çıkıp çıkmadığını görmek istedi. Bu soğuk havalardaki en büyük zevklerindendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefesini verdiğinden ağzından çıkan buhar havada uzaklara doğru bir an süzüldü bir an kayboldu. Evet sıcaklık kar için uygun gözüküyordu. Kararmış havada yıldızlar görünüyor mu yoksa hava bulutlu mu anlamak için kafasını yukarı kaldırdı. Tek bir yıldız ve hatta ay bile gözükmüyordu. Gökyüzünü sanki simsiyah bir yorgan kaplamış gibi görünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saate baktı; onbir buçuğu biraz geçiyordu. Hani yerler diz boyu olmasada arabaların camlarını filan beyaz görse ağaçların üstünde beyaz bir örtü olsa ona yetecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini kapadı. Hayale daldı. Gökyüzünden beyaz bir nokta usul usul aşağı düşmeye başladı. Sonra bir tane daha, sonra iki, üç ... böyle devam etti. Birden bire etraf beyaz tanelerle dolmaya başladı. Tıpkı çizgi filmlerde özene bezene çizilen o mükemmel kar taneleri gibiydi bu yağanlarda. Onlar gibi mutlu etmişti en azından onu bu yağış. Bunları düşünürken gözlerini çok fazla kıstığını ve artık şakaklarının acıdığını fark etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini açtığında hayal ettiği ve en çok arzuladığı şeyle karşılaştı. Gerçi hayalindeki gibi mükemmel taneler yağmıyordu. Daha ziyade minik deterjan gibi ufak taneli bir kar yağıyordu. Ama bu mühim değildi sonunda istediği oluyordu ya gerisi mühim değildi. Saate baktı gece yarısına beş dakika vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;II&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;Hayatla daha dorğusu sorumluluklarla pek arası yoktu onun. Elinde olsa İn To The Wild filmindeki çocuk gibi ilk fırsatta kendini simgeleyen her şeyi yakıp bilinmezlere karışmak isterdi. Yinede yılbaşlarını severdi. Nede olsa yılbaşı demek yeni bir başlagıç demekti. Her sene kendine bir söz verirdi. Bu sene öncekinden farklı bir şey yapacağım diye. Gerçi bu zamana kadar pek sözüne sadık kalamadı. Ama önemli olan o yeni başlangıçları yapabilme umuduydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığı hayat onu sıktığından yada olmak istediği imrendiği hayalindeki kendisi olamadığından böyle bir umuda bir hayalperestin umuduna bir başka alternatife ihtiyacı vardı belki. Belkide sadece yaşamadığı hayatları kaçırdıklarını kaçırmak istemediğinden bunu yapmak istiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bu sene kendine dürüst olmak niyetindeydi. Bu sene kendini değiştirmek için verdiği sözü tutmaya daha doğrusu o yaşamadığı hayatlardan en azından birini yaşamak zamandı geldi diye düşündü. Bir an acaba bu durum yılbaşı gecesi alkolün verdiği yüksek cesaretin etkiside olabilir mi acaba diye içindne geçirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu sefer farklı hissediyordu. Her sene aynı sınava girip aynı şıkkı işaretleyip aynı notu almaktan bıkmıştı. Doğru yada yanlış artık bir alternatif denemek daha doğrusu yaşaması gerekiyordu artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya şu anki hayatı ne olacaktı. Bir düzeni vardı. Yapması gerkenler yada uğrunda bir şeyler feda etmesi gereken şeyler vaardı. Ama asıl fedakarlık bilinmeyen için bilineni feda etmek şu hayatı farklı kılar diye düşündü. Yıllardır öylesine dediği şeyler sonunda kendine bir anlam ifade etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayarının başına oturdu. Bir dünya haritası açtı. Gözlerini sımsıkı kapadı. Hayaller aktı aklından gözlerine, o sırada parmağını kaldırdı ve bilgisayar ekranında herhangi bir yere dokundu. Gözünü açtı. Gördüğüne gülümsedi ve bir havayolu şirketinin sitesini açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-family: arial; font-weight: bold;"&gt;III&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;Kalablıklar içinde olması yanlız olmasına engel değildi. Etrafından akıp geçen insanlara bir dekor muamelesi yapıyordu. Bazen dünyadaki son insan olduğunu sanıyordu. Fakat bu fikir onu asla korkutmuyordu. Bilakis bu düşünce bu hayal onun hayatına devam etmesini sağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yinede bu dekor dediği insanlarla arasında mesafeler olsada bazen onlara misafir oluyordu. Daha doğrusu onların hayatlarına misafir olmayı, onların yaptıklarını izlemeyi seviyordu. Sanki karşısında devasa bir sinema perdesi vardı ve oda çok gerçekçi bir film izliyor gibi hissediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya üzerinde kalan son insansın kendini yanlız hissetmemesi için herhalde bundan daha iyi bir eğlence bumlası pek mümkün değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bir yeni yıl arifesinde canı başka insanların hayatına şahit olmak istemişti. Halbuki tek başına sessiz sakin sahilde kapkara denizin adeta bir karadelik gibi parlak şehir ışıklarına karşı durmasını izleyerek yeni yılı karşılamayı hayal ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat hayatın güzel yanıda belkide buydu. Hiç bir zaman her şey planlanarak hareket edilemiyordu. Süpriz olgusu hayatı eğlenceli yapıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiden sahile inmişti bile ama içindeki o bastırılamaz istek sağolsun gerisin geri kalabalık caddelere vurdu kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caddeler ahh o kalabalık caddeler. Gerçektende çok kalabalıktı ama o kadar insan arasında çok az izlenmeye değecek hikaye vardı. Şahit olunmaya değecek bir hayat arıyordu yana yakıla. Tam o sırada yanından biri geçti. O kadar dalgındı ki neredeyse ona çarparak geçecekti. Önce kesin sarhoştur bu dedi ama yürüyüşü hiç sarhoş gibi değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafası başka bir yerde olmalıydı yoksa bir insan bu kada bilinçsiz bir şekilde bir yere böyle gidemezdi. Aradığı şeyi bulduğuna kanaat getirdi. Artık aradığını bulmuş olmanın verdiği rahatlıkla takibe başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce fark edememişti fakat bu yollar kendisine çok tanıdık geliyordu. Çünkü bu yoldan az önce geçmişti. Takip ettiği onun geldiği yere sahile gidiyordu. Bu onu dahada çok şaşırttı. O sahile sık sık inerdi ama ilk defa birinin oraya kendisi gibi yanlız kalıp şehrin akıp giden hayatına şahitlik etmeye gelen bir başkası olabileceğini düşünmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu düşüncelerle adımları yavaşlamışken takip ettiğinin aksine hızlanmaya başladığını fark edince oda hızlanmaya başladı. Hani o koşturup giden dönüp arkasına baksa kendini takip eden birini görüp korkabilirdi. Fakat bu umrunda değildi. Merakı onun her şeyi göze alabilecek hale getirmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar olup biterken sahil görünmüştü. Yolun sonu gelmişti. Artık merakı en son raddeye varmış neler olduğuna bir an önce şahit olmak istiyordu. İzlediği cebinden ufak bir şişe çıkardı ve bir yudum aldı şişeden sonrada yılbaşına dakikalar kalmışken manzarayı seyretmeye daldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık yanına gitmesi gerektiğini fark etti. Sahilin başından yavaş yavaş onun oturduğu banka ilerledi. Şehre şahit olmak için bundan güzel yer bulunamaz herhalde dedi. Bankta oturan biraz şaşkın birazda korkmuş şekilde başını kaldırıp bunu benim dışımda düşünen olmaz şu dünyada bir tek ben varımdır sanıyordum. Şu dünya sanıdığım kadar büyük değilmiş dedi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-7274073998742317514?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/7274073998742317514/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=7274073998742317514&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7274073998742317514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7274073998742317514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2010/01/alternatif-hayallerdeki-haybeden.html' title='Alternatif Hayallerdeki Haybeden Alternatifsiz Hayatlara Çoktan Seçmeli Şahitlik Anları'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-3623105024475158673</id><published>2009-11-25T20:05:00.002+02:00</published><updated>2009-11-25T20:31:57.337+02:00</updated><title type='text'>Post İt Notları #10</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;- Şu Defacto markasının tutumunu anlamıyorum. Jean denilen şeyin her daim vücuda yapışan ve hareketi engeleyen bir yapıda olduğu iddiasını düzenli olarak kullanırlarken acaba geniş kesim lycralı kotlardan haberleri varmı merak ediyorum. Bir önceki reklamları Jean, Amerika'nın şalvarıdır kampanyasıda en az şu anki kadar berbattı bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir diğer saçma bulduğum reklamda şu Sensodyne diş macunu reklamında sözde fikirleri sorulan bay ve bayan kullanıcılar. Her nedense her iki reklamda da ürünü öve öve bitiremeyen bu arkadaşların hem tarzları hemde ürünü anlatış tarzlarından yapaylık akması beni sinir ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 2012 gibi yönetmeni kötü bir filmin rekor bir giriş yapmasını anlayamadım. Tamam özel efektleri inanılmaz derecede görkemli ve sahici fakat yönetmen Roland Emerich gibi bir klişe kullanım uzmanı olunca her ne olursa olsun işin sonunda kahraman Amerikalı bilim adamı, babacan başkan ve alaycı, dikbaşlı ve hatta gıcık silahlı kuvvetler komutanı benzeri şeyleri görme ihtimalimin yüksek olması bu filme gitmemem için yeterli bir neden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İyi film demişken ülkemizde muhtemelen gösterime girmeyecek olan zombi komedisi Zombieland son derece eğlenceli ve çok çok kaliteli müzikleri olan bir film olmuş. Woody Harrelson'ın performansı ile Shaun Of The Dead'den beri gördüğüm korku komedi dalındaki en eğlenceli film ortaya çıkmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Burger King'in menülerin fiyatlarını düşürüp neredeyse eski tek menü fiyatına iki menü verirken menülerini McDonalds'ınki gibi mikroskobik boyutlara getirmşl olmasına ve bunu birde aslında süper kampyanya yapmışlar gibi insanlara yedirmeye kalkmaları çok sinir bozucu. Yaşansın king seçim steakhous menü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Modern Warfare 2 son zamanlarda gördüğüm en sıkı oyun olmuş. İlk oyundaki yaratıcı senaryonun üstüne yine film tadında bir hikaye ve Hans Zimmer imzalı müziklerle bezenmiş oyun. Bir bölümde Rusya'daki bir havaalanında masumların öldürülmesini içeren bir bölüm nedeniyle oyun başında bu bölümü oynamak isteyip istemeyeceğimi sormasını anlayamadım. Bunun bir oyun olduğunu anlayamayacak kafadaki insanlar zaten diğer görevlerdende fazlasıyla etkilenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kış dönemi yaklaşıyor olmasına rağmen hala gösterime güzel ve izlemeye değecek (ki benim bir filmi izlemeye değer bulmam çok zor bir olay değildir.) bir filmin olmamasıda şaşırtıcı bir durum. Tamam 2010 ile güzel filmler geliyor ama sezon genelde şu ana kadar çoktan açılmış olmalıydı demeden edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son zamanlarda İstanbul'da sık sık görülen aşırı derece yoğun siste çok ilginç bir şey. Normalde sabahları deniz kıyılarında biraz sis olurdu ama tüm gün boyunca bu kadar yoğun  sis olmasına ben alışkın değilim pek. Şunun yerine yağmur yağsa daha iyi olacak sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tatil nedeniyle normalden daha kısa geçecek haftanın insana sanki 5 günden bile uzunmuş gibi gelmesine sinir oluorum. Ne kötü bir ruh haliymiş anlatamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Twitter ilk çıktığında bana çok anlamsız geliyordu. Hala tam olarak ne gibi bir amaçla kullanıldığını çözmüş sayılmam ama artık eskisi kadar anlamsız gelmiyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Muhtemelen bayram ve hemen sonrasında da yazı yazmaya üşeneceğimden şimdiden bu satırları okuyan veya okumayan herkese mutlu ve sağlıklı bir kurban bayramı diler tadilini tadını çıkarırsınız umarım diyerek bu yazıyıda noktalarım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-3623105024475158673?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/3623105024475158673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=3623105024475158673&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3623105024475158673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3623105024475158673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/11/post-it-notlar-10.html' title='Post İt Notları #10'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-2765548386924010057</id><published>2009-11-01T12:51:00.002+02:00</published><updated>2009-11-01T13:44:09.194+02:00</updated><title type='text'>In The Not Too Distant Future</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Başlık son zamanlarda pek çok dizi ve filmde gördüğüm bir cümleden ibaret aslında. En basit anlamı ile yakın bir gelecekte diyebiliriz dilimize çevirmemiz gerekirse. Bu cümleyi son zamanlarda bu kadar sık görünce ister istemez acaba bilimsel anlamda insanlık bir kilometre taşını geçiyorda hala biz farkedemiyoruzda diziler ve filmler ufak ufak bize bunu haber veriyor mu diye düşünmeye başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır düşünmeye başlamışkende (bu aralar fazla düşünmeyip anlık yaşamaya çalışıyorumda) bu noktadan bir şeyler çıkarabilirim diye düşündüm. Sonuç olarakta 20-25 günlük bir süreçte kendi hayatımda yakın gelecekte olacaklardan ziyade daha genel bir açıdan olaya yaklaşayım yakında hayatımıza girmesi muhtemelen neler olacak ana fikirli bir şeyler karalayayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle eski bir Beylerbeyli olarak Üsküdar ve Marmaray'dan konuya girmek istiyorum. Malum Üsküdar'ın göbeği yıllardır Marmaray çalışması nedeniyle rezil bir halde. Salacak'a kadar uzanan bu rezalet oraların eski halini bilenleri (mesela beni) üzsede sanırım 2-3 sene içersinde bu çalışmalar sonuçlanacak ve Anadolu yakasından Avrupa yakasına denizin altından geçebilir hale geleceğiz. Çok değil bundan 10 sene önce ben bu tür bir şey olmaz diyordum. Hoş hala 2-3 senede mevcut siyasi otoritenin bu porjenin altındna kalkacağına çokta inanamıyorum ama bu bambaşka bir konu buna girersem çıkamayabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka kıyak geçeceğim toplu taşıma konusu ise Kadıköy - Kartal metrosu olacak. Bu projede resmi kaynaklara göre 1-2 senede bitecekmiş. Gerçi bu proje yüzünden yıllardır şekli şemali çok düzgün olan canım Beyazevler durağını 25 metrelik bir çukura çevirmiş olmalarından hiç hazzetmesemde söz verdikleri gibi metronun her iki yönünede kara yoluyla gidilebileceğinden çok daha kısa sürede gidilebilecekse bu projeyide sevebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha yakın gelecekte olacak bir şeyse yaklaşık (ney yaklaşığı nerdeyse tam olarak) 2 ay sonra 2010 yılına girecek olmamız. Bunla yada Mayaların 2012 yılının dünyanın sonu olduğu konusu hakkında yorumlara girmeyeceğim. Gerçi Roland Emerich denen felaket filmlerini ısıtıp ısıtıp önümüze sunan yönetmen bozuntusunun son filmi 2012 için uzun bir eleştiri yazabilirim ama onu bile bu paragrafta araya sıkıştırmak bence yeterde artar. Neyse ne diyordum yakında 2010 yılına gireceğiz. Bunun ne önemi var derseniz; çok önemli değil sadece 2009'dan farklı olarak 2010 yılında bayramlar haftasonlarına denk gelmiyor. Böylece potansiyel ekstra tatiller yanmıyor. Hatta 1 Ocak 2010 bile cuma gününe denk geliyor. O derece bereketli bir sene olacak tatil bakımından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu noktada yakın zamanda gösterime girecek filmler, çıkacak oyunlar yada albümlerin bir listesini yapabilirdim ama kısaca önemli olanları yazmak yazıyı okumak isteyenler için daha kolay olacak diye düşündüm. Herşeyden önce 2011 yılında vizyona girmesi planlanan ilk Hobbit filminin adıı burada anmak gerekir herhalde. Yıl sonuna doğru gösterime girecek ve Titanic'ten beri James Cameron'ın üstünde çalıştığı ve fragmanından yola çıkarsak teknik bir başyapıt olma ihtimali olan Avatar ilk sayılması gereken filmlerden. 2010 yazına doğru gelecek Iron Man 2 ve yılbaşında gelecek Sherlock Holmes'te saymazsam olmaz diyeceğim filmlerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizilere gelirsek henüz başlamamış ve beklediğim ok fazla dizi yok aslında (kusura bakmayın Lost hastatası değilim ne yazıkki) ama yinede Mart ayı civarında geri dönecek olan sakar ajanımsı Chuck'ın adını anmamakta olmaz herhalde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albüm konusunda ise Epica ve Rammstein'ın yeni albümleri bir süre albüm bekleme ihtiyacı yaratmayacak bende. Yinede dağılan After Forever'ın solisti Floor Jansen'in yeni projesi Revamp bende beklenti yaratacak önemli bir proje olarak öne çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında çok daha fazla şey yazılıp çizilebilirdi ama bir noktadan sonra kendini tekrara girebilecek bir konu olduğundan son olarak umarım yakın gelecekte bizi daha az kazıklayarak adsl hizmeti veren bir internet sağlayıcınada sahip oluruz diyerek yazıyı burada noktalamak en iyisi olacak.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-2765548386924010057?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/2765548386924010057/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=2765548386924010057&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2765548386924010057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2765548386924010057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/11/in-not-too-distant-future.html' title='In The Not Too Distant Future'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-912579175634975151</id><published>2009-10-18T01:04:00.002+03:00</published><updated>2009-10-18T02:04:55.060+03:00</updated><title type='text'>Ne Yapıyorum</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Hayatımda kendimi sorguladığım anlar oldu. Nereye gidiyorum, yanlış mı yapıyorum diye tereddüte düştüğüm zamanlar oldu. Fakat bu yazıda böyle ağır durumlardan bahsetmek istemiyorum. Daha doğrusu böyle ağdalı mevzulara girmeye üşenir oldum bu aralar. Zaten son dönemlerde yazıların arasını bu kadar açmış biri olarak bunca aradan sonra öyle bir konu ile gelmek abesle iştigal olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem bu aralar yavaş yavaş eski hayatıma geri dönmeye çalışırken geçiş dönemi için yaptığım ettiğim olayların kısa bir özetini geçeyim hemde kafama takılan bir kaç gözlemi yazayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle ağustos ve eylül aylarında son dakikaya bıraktığım tez yazma işini halletmekle uğraştım. Bu durum güzelim 2 haftalık izniminde uçup gitmesine neden oldu.  Tabi arada yalan olan bayram tatilini saymıyorum bile. Biraz aksiyonlu bir tez teslimatı yaşadım ama o sorunuda atlattım. Şimdi önümde jüri oluşturma ve jüriye girme sorunları kaldı. Ondan sonra artık hayatımda öğrencilik ile ilgili sayfayı sonsuza kadar kapatmayı planlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim aynın başında ise kalan son iznim olan dört günü kullandım ki o izin son yaşadığım dönemin etkilerini düşünüce bana ilaç gibi geldi. Uzun zamandır ayrı kaldığım film izleme ve bilgisayar oyunları ile vakit geçirme aksiyonlarıma o dönemde bol bol geri döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzlediklerimden aklımda kalanları yazayım öncelikle. İlk olarak Clive Owen ve Jennifer Anniston'lı Derailed'dan bahsetmek lazım. Gayet güzel ve sürükleyici bir kumpas filmi olmuş. Fakat sondaki süprizi ben daha filmin ilk 20 dakikasında tahmin ettiğimden filmi sanki daha önce izlemiş gibi oldum sonlara doğru. Fakat bu nedenle filmi suçlayacağımı sanmam mevzu bende böyle filmlerin sonu hakkında hep tahminde bulunmayı seviyorum. Tutunca da tabi filmin biraz tadı kaçıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer bahsetmeden geçmemem gereken filmde Eric Bana'nın Hollywood tarafından keşdefilmedne önce memleketi Avusturalya'da çektiği Chopper filmi olacak. Arkadaşı için bir hakimi rehin alan psikopat bir ruh haline sahip bir adamın (ki kendisi daha sonra kiralık katil olmuştur) kendi hayat hikayesini yazdığı kitaptan uyaralanan bir filmdi. Her ne kadar ağır Avusturalya aksanı biraz kulak tırmalasada gerçekten güzel bir filmdi. Bu tür suçlu ve hapishane filmlerini sevenleri sıkmayacak bir filmdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde uzun zamandır izlemediğim bir filmle tatil dönemindeki film sağanağını kapatmıştım. Bu filmde çocukken tek kişilik ordu kavranımı kafamıza nakşeden adamlardan olan Conan'ın filmiydi. Bu tür filmler çocukken ve şimdinin tekniği ile çekilen kusursuz görsellikteki filmlerden sonra biraz yavan gelsede hala iyi hala etkileyici olmayı başaran klasiklerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar zevkle oynadığımız filmlere gelmek gerekirse. İlk sıraya Wolfenstein'ı koymak lazım. Geçmişte benim gibilerin aklına kazınan bir oyundu. Daha sonra ben oynamasamda hakkında hep olumlu şeyler düşündüğüm bir devam oyunu gelmişti. Serinin yeni halkasına ise ben bile kayıtsız kalamadım. Bu sefer oyun Nazilerin deneyler için üst olarak kullandığı İsenstadt kasabasında geçiyor. Şu ana kadar oyunu tamamlayamadığım ama oynadığım kısımda bile oldukça etkileyici ve zorlayıcı kısımlar vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer güzel oyunda X Men Origins: Wolverine oldu. Neredeyse ölümsüz ve hem filminde hemde çizgi filminde çok sevdiğim bir karakterin böyle güzel bir oyunu olunca oynamadan edemedim. Özellikle neredeyse durdurulamaz bir saldırı gücü olması nedeniyle rakiplerinin elindeki tüfeklerini bile para edememesi çok hoş bir durum. Ayrıca filme pararlel bir şekilde gitsede filmden daha güzel bir senaryosu var gibi gözüküyor benim oynayabildiğim kısmı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde üç dört aydır dönüp dönüp oynadığım bir Prototype varki oda anlatılmaz yaşanır bir deneyim sunuyor insana. Manhattanda en sokaklarda dehşet saçan bir virüs varken oradaki en güçlü ve en ölümcül yaratığı kontrol etmek GTA'nın bile ulaşamadığı bir noktaya taşıyor insanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son haftalarda ise yeni sezonlarını geçte olsa indirmeye başladığım dizilerime dönmenin zevkini yaşadım. Kısaca yeni sezonları başlayan yada benim yeni başladığım dizilerede girerek noktalayayım diyorum bu yazıyıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle How I Met Your Mother ile başlamak lazım. Son sezonu Barney ve Marshall ile giden dizi bu sezon sahalara daha eğlenceli dönmüş. Özellikle Lilly ve Robin'in gerçek hayattaki hamilelikleri nedeniyle dizide son dönemlerde daha geri plandalarkenki kısır döngü bu sezon başı ile ortadan kalkmış gibi. Şu ana kadar izlediğim dört bölümden Robin 101 bölümünü çok sevdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heroes ise bence her sezon biraz daha geriye gidiyor. Her sezon başında Hiro'nun kahraman olmalıyım diyerek kendisine yeni bir görev araması artık sıkmaya başladı. Gerçi Robert Knepper'ın oynadığı Samuel karakteri diziye biraz hareket katacak gibi ama yinede daha önceki sezonlardan bile daha ağır bir tempo ile sezona girdiler. Umarım 1-2 bölüm içinde toparlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel favorim olan Dexter ise ilk iki bölümüne bakılırsa gayet güzel bir sezon geçerecek gibi gözüküyor. Artık aile babası olan Dex bu sezona yeni sorumluluklarının ağırlığı ile başlıyor. Ayrıca diziye yeni giren gelmiş geçmiş en sağlam seri katil olarak lanse edilen karakterde sezon ilerledikçe Dex'i yakalaması için daha da motive edecekmiş gibi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak ise arkadaşların yoğun tavsiyesi ile True Blood'a başladım. İlk iki bölümünde New Orleans'ın ağır şivesi biraz kulak tırmalasada ve ben bu vampirleri bir tuhaf hallere sokan yapıları pek sevmesemde takip edeceğim bir dizi gibi gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar pek bir şey yapmadım gibi bir hissim vardı ama şu yazdıklarıma baktımda ekim ayını dolu dolu yaşamışım gibi. Neyse bakalım bu yazı ile tekrar bloga hırs ve şevkle döner arayı fazla açmam umarım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-912579175634975151?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/912579175634975151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=912579175634975151&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/912579175634975151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/912579175634975151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/10/ne-yapyorum.html' title='Ne Yapıyorum'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-1273666877954006504</id><published>2009-09-22T21:39:00.003+03:00</published><updated>2009-09-22T23:10:18.045+03:00</updated><title type='text'>İki Arada Bir Derede</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Aslında çok yazmak istediğim çok şey var. Arayıda açtığımında farkındayım. Fakat yüksek lisans tezi ile boğuşmamnında etkisi ile ay sonuna kadar yine bir şey yazabilecek durumda değildim aslında. Amma velakin biriken bir kaç şey var hem arayı çok soğutmayayım hemde biraz kada dağıtayım diyerek kısa bir şeyler yazmak istedim. Neyse lafı uzatmayalım inceden madde madde yazalım birikenleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk aklıma gelen Mavi Jeans reklamı oldu. Merak ediyorum hangi mantıkla böyle bir reklam kampanyası başlatıldı. Oldukça tuhaf bir reklam. Öyle bir konseptki sanki bu yağmurda bu selde başka insanlar sular altında kaldı yada bu şehirde kapkaç yok mahalle baskısı yok tam anlamı ile bir metropolüz gibi bir hava var. Onuda geçtim bu ülkede kaç aile içinde o reklamda geçen diyaloglar o reklamdaki hali ile vukuu buluyor. Neyse bu konu eleştirildikçe eleştirilir aynı konuya çok takılmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sel konusu varki hakkında ne dense bilemiyorum. Bu ülkede şehir planlamacılığı denen olgudan bihaber olunduğu zaten bilinen bir gerçek. Özellikle mütehaitler sattıkları evlerde kimler ne tehlikelerde kalır düşünmedikleri çok açık. Fakat bunları kontrol etmesi gereken yönetici sıfatındakilerinde olaya bakış açısı çok farklı olmaması ve dahada kötüsü onları seçen çoğunluğun yeri geldiğinde kendi hayatını iki torba kömüre satabilmesi şu sel felaketinin altından çıkan gerçekler herhalde. Yine yazdıkça uzayacak mevzu ne düşündüğümü az buçuk açıklamışken tadında bırakayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Basketbol şampiyonasında Milli Takım'ı görünce yazmadan edemedim. Ülke insanları olarak neden böyle şampiyonalarda sadece birinciliği başarı olarak kabul ediyoruz. Bunu sade vatandaş değil bizzat milli takımda bu şekilde hissetmişki Yunanistan maçından sonra düştüğümüz hale geldik. Sanki ülkede her spor dalında her türlü alt yapı var. Etraf spor olanaklarından geçilmiyormuş gibi zar zor çıkardığımız isimleri çok kolay yerin dibine batırma konusunda çok başarılıyız. Neyse yine tadında bırakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazan geçti ki ben ramazan aylarını nedense pek bir severim. Biraz nostaljik bir yapım olmasından herhalde böyle eski dönemlerin sık sık akla geldiği zamanları pek bir severim. Ama bu ramazanda belki birazda kendi sıkışıklığımdan hiç o güzellikleri hissetmedim. Çok tatsız tutsuz bir ay geçirdim. İşin kötüsü üstüne şeker bayramıda (isteyen ramazan bayramı desin ben 25 senedir şeker bayramı diyorum başka bir isim kullanmayıda hiç düşünmüyorum) benzer bir kekremsilikte geçti. Geçen sene bayram tatiline kaç gün kaldığını sayardım. Bu sene pazartesi işe gitmek için giyinyordum neredeyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufak ufak dizilerde başlıyor. İlk bölümleri hemen indirmeyeceğim. Ay sonuna kadar indirdiklerimi izleyemediğimden kafaya takacağımdan bekleyip hepsini öyle indireceğim. Bu arada hazır bu konuya girmişken. Geçen sene biten Prison Break ve Sarah Connor Chronicles ve hafiften tadı kaçan Heroes'dan sonra bu sezon yeni dizilere ihtiyaç duymam mümkün. Aklımda House, Firinge ve Leverage var. Bunlar dışında tavsiye olunacak diziler varsa yorumlarda paylaşmalarını rica ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim ayının gelmesi ile bir kaç oyun piyasaya çıkacak olmasıda tez sonrası rahatladığım dönemde iyi olacak. Modern Warfare 2 ve her ne kadar daha geç çıkacak olsada Max Payne 3 beni heyecanlandırıyor. Ayrıca haftasonları arkadaşlarla sık sık pes oynadığımı düşününce pes 2010'uda denem pek bir güzel olacak. Tabi birde güzeller güzeli Football Manager 2010 gelecek ki oda ayrı bir sevinç nedeni oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim sinema aktivitelerine Gamer ekim gibi gelecek sanırımı onu bir kenara yazdık. Sonracığıma District 9 ve Legion gibi filmler ilgimi çekti. Hele birde aralıkta gelecek olan James Cameron'ın Avatar'ı varki aman diyeyim bu filmi muhakkak iyi bir salonda hatta mümkünse İMAX fasilistesi olan bir salonda izlemek gerecek gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde unuttuğum bir şeyi eklemem lazım. Pek çoklarının bildiği gibi Last.FM ve My Space gibi iki site telif hakkı bahane edilerek ülkemize engellendi. Bunu özellikle telif haklarını bahane ederek yapan Müyap kurumuna denecek laf var mı bilmiyorum. Eğer üyelerinizin sanatçıları My Space yada Last.FM'de şarkılarını paylaşıyorsa bu sitenin suçu değildir. Bunu engellemek istiyorsanız sanatçıları bu konuda firmalar uyarabilir. Fakat Müyap'ın amacı bu sitelerde haraç toplamak gibi görünüyor bu duruma bakılınca neyse bu konuda lafı uzatırsam terbiyemi ciddi anlamda bozabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmak hakikaten iyi geldi aslında daha yazılacak mevzular var herhalde ama hem zamanım kısıtlı hemde şimdilik burda noktalamak iyi olacak gibi gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-1273666877954006504?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/1273666877954006504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=1273666877954006504&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1273666877954006504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1273666877954006504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/09/iki-arada-bir-derede.html' title='İki Arada Bir Derede'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-5083605202369163409</id><published>2009-08-30T14:45:00.002+03:00</published><updated>2009-08-30T15:16:57.575+03:00</updated><title type='text'>7</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;a href="http://burkarga.blogspot.com/2009/08/mim-ben-hala-kavrayabilmis-degilim.html"&gt;Bukarga&lt;/a&gt; tarafından kendim hakkında 7 tuhaf şeyi listemem konusunda mimlenmişim efendim. Ehhh son dönemlerde mimlenme dışındaki anlarda kısa süreli duygu patlamaları yaşamadıkça suya sabuna dokunmadığım gerçeğini göz önüne alınca geçte olsa bu konuyu değerlendireyim dedim. Lafı dahada uzatmadan listeye başlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1- Çok tuhaf mı bilmiyorum ama mutlu olduğum anlarda nedense geçmişte kendimi kötü hissetiğim anları hatırlarım. Hatta bir anda o durumda olduğumdaki gibi hissederim kendimi. Biraz kendime mi kastım var yoksa iyi zamanların değerini bileyim diye bu kötü zamanlarımı hatırlıyorum o anlarda pek çözemiyorum ama yaz akşamından hafif bir esinti ile içi ürperen insanlar gibi hissediyorum kendimi öyle zamanlarda. Neyseki etkiside tıpkı o esintideki gibi anlık oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Herhangi bir şeye odaklanma konusunda her daim sorun yaşarım. Bu durum özellikle öğrencilik hayatımda hep sorun oldu. Ders sırasında not tutarken yada dersi dinlerken etraftaki eşya yada kişileri inceleyip bu durumu idare edebiliyordum ama iş evde yada kütüphanede ders çalışmaya gelince önümdeki kitap dışında her şeye odaklanabiliyordum. Bu odaklanma sorunu birazda önündeki işte kaçma amacı ile yaptığım bir şeydi sanırım. En azından safi tembellik gibi bir durum olduğunu sanmıyorum. Çünkü daha ilgimi çeken konular mevzu bahis oldumu yada güzel bir roman yada dergi elime geçtimi bunları saatlerce okuyabilirim. Fakat zorla yapmak zorunda olduğum bir şey varsa o konuda ne kadar önemli olursa olsun odaklanmada zorlanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- İnsanların genel olarak bu doğrudur dediği şeyleri bazen bilerek yapmama gibi bir huyum var. Aslında bu huy daha ziyade bir kaç sene öncesine kadar üzerimde etkisi olan bir şeydi. Sözde koyun gibi sürü psikolojisine başkaldırı niteliğinde farklı olmak için çabar harcayacak bunu yaparkende ilgi çekmek için çırpınan marjinallere benzemeyecektim. Tıpkı tanımlamadıki gibi gerçekleştirmeside zor bir durumdu benim için. Hem farklı olup hemde dikkat çekmemek gibi saçma bir istekte diyebiliriz buna. Bu istek adına yaptığım bir kaç saçmalıktan biride okuma salonlarında çok gürültü var diyerek kışın sınavlara hazırlanmak için yer yer bahçede notları okuduğumu hatırlarım. Halbuki bahçede en az okuma salonlar kadar gürültülüydü. Çok mantıklı yada anlamlı olmayan bunun gibi bir kaç saçma şeyden sonra sanırım bende ufak ufak bu durumdan sıkıldım. Gerçi hala ağrı yada hastalığım dayanılmaz boyutlara gelmedikçe ilaç kullanmamak yada bir sebze sırf sağlığa çok yararlı diye berbat bir tadı olması nedeniyle yememek gibi inatlarım vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- İnat demişken bir sonraki madde içinde bazen tutan inat damarımdan söz etmem lazım. Aslında bir önceki maddeden de yapı olarak inatçı biri olduğum anlaşılıyordur ama burada o durumu biraz daha açalım. Zaman zamanbir konuda kendi yararıma bile olsa ve ben bunun farkında olsam bile aksi yönde gitme konusunda inat edebilecek bir yapıdayımdır. Yani bir şeyi tam anlamı ile benimsemeden yapmam gerçekten pek kolay olmuyor. Gerçi son yıllarda bu konuda kendimi iyi yönde biraz geliştirdim sanıyorum. Kafama yatmasada bazı durumların yapılması gerektiği konusunda kendimi ikna edebilir oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Film izlemeyi sevmemden ve çocukkende aşırı televizyon izlememden dolayı kafamda yerli veya yabancı pek çok filmden sahnenin hatırası kalmıştır. Ha bu kadar sahne neden aklımda kalmıştır yada bunun bana bir yararı var mıdır derseniz olmadığının bende farkındayım ama ne yazıkki bu filmleri insanın beyninin en sünger gibi her şeyi emdiği zamanda izlediğimden ister istemez böyle bir duruma gelmiş oldum. Neyse konuyu dağıtmadan asıl kısma gelirsek ilginç bir şekilde aklımda kalan sahnelerin önemli bir kısmı iyi filmlerin en unutulmaz sahnelerinden ziyade çoğunlukla kötü bulduğum hatta izlerken dalga geçtiğim sahnelerden oluştuğuydu. Sanırım o tür insanı güldüren böyle saçma şey olur mu dedirten sahneleri daha sonra hatırlayıp gülmekte daha fazla hoşuma gidiyor. Bu konuda bana bol bol yardımı dokunan Cüneyt Arkın'ın tarihi filmlerinede buradan bir el sallamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Bu anlatacağım durumdan daha öncede bir kaç yazımda bahsetmiştim ama burdada değinmek uygun olacak sanırım. Efendim ben özellikle ilk defa girdiğim bir ortamda hemen herkes ile ilk defa karşılaşıyorsam hareket eden bir oduna dönüşebiliyorum. Ciddi anlamda etrafımda insanlar konuşurken ben sadece onları izlerken buluyorum kendimi. Halbuki arkadaş çevremin içinde olduğumda gayet konuşabilen ve espri yapabilen bir adamken böyle yabancı ortamlarda bazen dakikalarca ağzımı açamıyorum. En kötüsü mevzu tam üzerinde konuşabileceğin bir yere gelir o anda şunu diyebilirim diye kafanda kurgularsın ve ağzını açıp ilk harfi söyleyeceğin anda sen o kurguyu yapana kadar mevzu değişmiştir ve bir anda alakasız bir şey söyleyeceğini fark edererek susmaya çalışırsın ama ağzndan hafif bir ses çıktığından insanlar sana dönmüştür. Konuya uygun bir şey söyleyip durumu toparlaman gerekir o anlarda doğaçlama yapabilecek biri değilsen (çok şükür genelde ben yapabiliyorum) hayatının en zor 5 saniyesini yaşadığın anlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Yine bir önceki maddede doğaçlamadan bahsedince son madde olarak doğaçlamayı ele alayım dedim. Ben hayatta planlı programlı hareket edebilen biri değilimdir. Daha doğrusu bunu denediğim her zaman muhakkak bir şeyi unuttuğumdan (bu noktada bir alkışta Murhpy Kanunlarına) yaptığım planın bana yarardan çok zararı olur. Bu nedenle mümkün olduğunca hayatımda yaptığım her şeyi o anda spotane ve doğaçlama olarak yapmaya çalıştım. Bu her zaman çok mükemmel sonuçlar vermiyor elbette ama hazırlık yapıp başarısız olmaktansa anı kurtarmaya çalışıp başarısız olmayı her daim daha mantıklı bulmuşumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet efendim tuhaf biri olduğunu düşünen biri olarak kendi hakkımda aklıma gelen ilk yedi tuhaflıklığı sizle paylaştım umarım o kadarda fazla tuhaf değilimdir :D .&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-5083605202369163409?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/5083605202369163409/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=5083605202369163409&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5083605202369163409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5083605202369163409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/08/7.html' title='7'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-1827590051753714667</id><published>2009-08-17T22:39:00.002+03:00</published><updated>2009-08-17T23:04:10.790+03:00</updated><title type='text'>Karanlık Bir Yazı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Hayat tuhaf daha doğrusu her an her daim hatta zaman zaman istediğin şeyler olmuyor. Olanı kontrol edebilmek mümkün değil. Olmasını istediğin şeyi beklemek iyimserlik mi yoksa hayalcilik mi bunlara ad koyabilmek mümkün değil. Mümkün olan şu anda olana bitene seyirci kalmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak kaderciyimdir daha doğrusu bir şey oluyorsa neden oluyor yada keşke başka türlü olsa demekten ziyade madem öyle olmuş ona göre devam ederiz der geçerim. Fakat hayat bir noktadan öyle bir baskıya alır öyle bir tam saha pres yaparki dört büyüklere deplasmana gitmiş alt lig takımından beter oluyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani öyle bir haleti ruhiye olurki umursamanda hayat boğar adeta dalga dalga gelir. Kanatlardan gelir, ortadan verkaçlarla gelir, defanstan topu şişirerek gelir, defansın arasın top atarak gelir. Uzun lafın kısası gelirde gelir. Çanakkale geçilmez diye and içsende bu kadar baskı bir noktada bünyede zorlama yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklentilerini minimize edersin huzurum olsun dersin, gölge etme başka ihsan gerekmez dersin ama o basit o masum huzur bile hayatın veya adaleti 9 derece miyop olmuş kaderin gücüne gider. Huzurunu bile elinden alınır. Artık isyanlık bir durum kalmaz zaten direnmek mücadeleyi kazanamadığından mücadeleden kaçma mücadelesini vermekten isyana takati kalmaz bünyenin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat tuhaf desem değil, acımasız desem değil, şu hayatın derdi sırf benle desem ben o kadar gereksiz felsefeci biri sayılmam. Neden bilmem ama ben her şeyden kaçtıkça hayat benle mücadeleyi pek bir sevdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce demiş miyimdir bilmem ama zamanında çok agresiftim. Kavgayı severdim. Mücadeleden kaçmazdım. Kolay elde edilen hiç bir şeyin elde tutulmaya değer olduğuna inanmazdım. Yinede ilginçtir insan zaman geçtikçe bu düşünce tarzının sadece zarar ziyan olduğuna karar veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En azından ben öyle olduğuna inanıp daha az mücadele eden bir yapıya büründüm. Belkide o zaman pes etmiştim ama kendime pes ettiğimi itiraf edemediğimden buna bir anlam yüklemişimdir. Fakat öyle yada böyle eskisi gibi değilim. O zaman hayat daha fazla baskı unsuruna sahipken üstesinden gelebiliyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise artık geri çekile çeklile uçurumun dibine gelmiş gibiyim. Dirensemde kaybedeceğim uçuruma doğru yürüsemde. Tam anlamı ile böyle amerikan filmlerinde büyük finalden önce kahramanın düşmüş hali gibiyim. Filmleri sevmeme neden olan bu durumda her şeyin sonunda güzel bitmesi gerçek hayatta olmayacak kadar filmlere ait bir durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın karanlık yüzü ben sana ne ettimde bana bu karanlık yazıyı yazdırdın acaba&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-1827590051753714667?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/1827590051753714667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=1827590051753714667&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1827590051753714667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1827590051753714667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/08/karanlk-bir-yaz.html' title='Karanlık Bir Yazı'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-5198047887485958647</id><published>2009-08-02T15:46:00.002+03:00</published><updated>2009-08-02T16:43:35.828+03:00</updated><title type='text'>Hate Hate Hate</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Yaklaşık bir&lt;/span&gt; hafta kadar önce &lt;a href="http://blog.turunculacivert.com/?p=725"&gt;melankolikdeli&lt;/a&gt; tarafından mimlenmişiz. Şu cümleden durumu yeni fark ettiğim zannedilmesin ancak şimdi yazacak duruma gelebildim. Ha niye bu kadar uzun zamanda o duruma geldin diye sorarsanız oda ayrı bir yazının konusu olur (becerebilirsem onuda kısa zamanda yazarım).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet efendim mevzuya daha doğrusu mimlendiğimiz konuyu tanıtma kısmına geri dönmek gerekirse; konumuz nefret ettiğimiz şeyler. Bu mimde diğer yazarların yaptığı gibi madde madde ilerlemek bencede en iyisi olacaktır. Liste ise umarım çok çok uzun olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Hazır gündemdeki bir durumdan başlamak gerekirse; bu aralar bunaltıcı seviyede olan sıcaklardan ciddi anlamda nefret ediyorum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Toplu taşımalarda özellikle eritici sıcaklara rağmen etrafındaki tüm camları kapattıran teyzelere karşıda çok iç açıcı duydular beslemiyorum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Senenin şu zamanı geldi hala tatile çıkamamış olmama ve en yakın tatile çıkma tarihimede henüz 22 gün olmasıda ayrıca nefret edilmeye müsait bir durum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;İnsanların bir şey az tanınırken ona yaklaşımın başka herkesçe kullanırken başka olmasından hoşlanmıyorum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Hiç bir şey yapmamak için eskisi gibi çok fazla vaktimin olmamasını sevmiyorum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Eskisi kadar çok hobilerime zaman ayıramamakta şikayetçiyim.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yine nostaljik olmak gerekirse yakın geçmişteki kadar okunacak bol dergi olmamasıda hoşuma gitmeyen durumlar arasında.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yazın özellikle akşam saatinde denk gelip izleyeyim bari dediğin bir filmin orasını burasını saçma sapan bir şekilde mozaikleyerek görselliğin canına okuyan anlayışa isyan edesim geliyor.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Beklediğim şeylerin gerçekleşme zamanı yaklaştıkça beklemesinin daha zor hale gelmesindende hoşlanmıyorum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;İnsan ilişkilerinin iki artı ikinin dört ettiği gibi kesin ve belli bir sonuca çıkmayan karmaşık bir yapısı olması beni bunaltıyor.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Kaldırımlarda yada dar yollarda iki üç kişilik gruplar halinde gezerken arkasından gelen insanların acelesi olduğunu ve bu nedenle onları geçmeleri gerektiğini düşünmeyen insan görünümlü yürüyen iskele dubalarına (kilo nedeniyle değilde nereye gittikleri pek belli olmayan yapıları nedeniyle bu benzetmeyi yaptım) sinirlenmemenin bir yolu yok herhalde.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bir şeyi ne kadar istersen elde etmesinin o kadar zor bir şey olması çok berbat bir şey&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Murphy kanunlarının biraz incelendiğinde aslında abartı değilde gerçekçi şeyler olduğunu fark etmek insanın hayata bakışını kötü yönde değiştiriyor.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Böyle bir listeyi uzattıkça uzatabilecek kadar çok nefret edebileceğim şeylerin olmasındanda nefret ediyorum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Bu bağlayıcı sayılabilecek madde ile listemize son versek iyi olacak gibi. Yoksa nefret ettiğim bir ton şeyi hatırlayıp sosyopat bir yapıya bürüneceğim. Neyse efendim son olarakta madde olarak yazmasamda bu kadar uzun aralıklarla yazı yazdığım için kendime gıcık olmaya başladığımı bu araya sıkıştırarak bu mimide tamamlayalım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-5198047887485958647?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/5198047887485958647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=5198047887485958647&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5198047887485958647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5198047887485958647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/08/hate-hate-hate.html' title='Hate Hate Hate'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-7790028839260994833</id><published>2009-07-19T11:50:00.004+03:00</published><updated>2009-07-19T12:34:14.672+03:00</updated><title type='text'>Yaz Sıcağı, Serin Bir Yer ve Dinlenmeyen Bir Sürü Söz</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Hafif loş bir ortam, Alkol kokusuna eşlik eden yemek kokusu kapıdan usulca sokağın başına doğru akıyordu. Yoldan geçenler için son derece davetkar bir kokuydu.  Sıcak bu kadar rahatsız ederken gölgede oturuyormuş havası veren serin ve güzel yemeklerin olduğu bir yer nasıl davetkar olamazdıki zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O anda arkadaşı ile oradan geçerken kokuyu aldığı o kısacık zaman diliminde bu kadar çok şey nasıl aklında geçebilmişti şaşırdı. Arkadaşı buluştukları andan beri son zamanlarda nasıl yoğun olduğunu ve ne kadar yorulduğunu anlatıyordu ama o daha bu sokağa girmeden çok önce onu dinlemeyi bırakmış ve dinliyormuş gibi görünmek için arada kafasını sallıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama artık kafasını sallamak bile sıkıcı gelmeye başlıyordu ufaktan ufaktan. Hem neredeyse bir saattir yürüyorlardı arkadaşıda yorulmuş olmalıydı. Şurda biraz oturalım hem laflarız hemde serinleriz derse reddedemezdi herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafasında bu fikir oluşurken yüzünde hafif bir gülümseme ile sokağın başında mekanın kapısına kadar yürümüşlerdi. Daha fazla zaman kaybetmek istemeyen birinin acelesiyle arkadaşına döndü ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"baksana şurası güzel bir yere benziyor otursak mı ne dersin"&lt;/span&gt; dedi. Arkadaşı bu sırada hala bir şeyler anlatıyordu ama karşısındakinin onu pek kendini verererek dinlemediğini fark ettiğinden biraz bozulur gibi olsada bir yerde otururlarsa onun kendini daha iyi dinleyebileceğini düşündüğünden bu öneriyi başını sallayarak kabul etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekanın ufak bahçesine açılan demir bir kapıdan içeri doğru adım attılar. Hem dışarsı çok sıcak olduğundan hemde insanların buna rağmen dışarıda oturmayı tercih etmeleri dolayısıyla bahçede pek fazla yer olmasından dolayı bahçeye şöyle bir göz gezdirip içeri doğru ilerlemeye karar verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baharda bu bahçe ne güzel olur. Şu köşedeki ağlayan ağacın altındaki masada oturup bir limonata içip herkesten uzakta bir köşede bir yandan müzik dinleyip bir yandan kitabını huzurluca okur insan diye aklındna geçirdi. Bu hayali kurarken sanki ılık bir meltem yüzün okşarmış gibi hissetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçenin ortasında taşlarla döşenmiş bir yoldan mekanın ana kapısına uzanan yolda ilerlemeye başladılar. Mekan belkide yüz yaşında bir konaktan bozma bir yerdi. Üç katlıydı ama en üst katında da oldukça büyük bir teras vardı. Muhtemelen bu terastan deniz gözüküyordur diye düşünmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekana girmeye karar verdikleri andan beri arkadaşı hala onun dinlemediği dertlerini anlatmaya çalışıyordu. Ama dertlerine çarede ziyade onu dinleyecek birine ihtiyacı olduğundan ona bir soru sorma gereği duymadan anlattıkça anlatıyordu. Buda onun dinlermiş gibi görünmesini daha kolay bir hale getiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada şu iş yüzünden şöyle oldu. Şunları beklerken diğer şeyler gecikti. Uyumaya bile zor zamanım oluyor. Aylardır şöyle sadece gezmek için bile yürüyemedim gibilerinde bir sürü şey söylüyordu herhalde. En azından ilk buluştuklarında yoğunluk ve dinlenememek ana fikri üzerine baya uzun konuşacakmış gibi gözüküyordu. Ama yinede kısaca bir dinleyip konunun değişip değişmediğinden emin olmak gerekirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Yaz geldi işler hafifler dedim ama bilakis daha beter arttı. Normalde mesai saati bittiğinde çıkıp giderdim ama şimdi allah seni inandırsın ancak eve uyuma saatinde gidebiliyorum. Yinede her şey ya yetişmiyor yada son anda ucu ucuna yetişiyor. Stresten ülser olmazsam iyidir. Şöyle bir süre her şeyden uzaklaşmak istiyorum. Bir gün bile olsa plan yapmadadn hareket etmek istiyorum."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet onca zamandır konuştuklarını dinlememekle hiç bir şey kaybetmemişim dedi kendi kendine. Yine hafif hafif kafasını sallayarak mekandan içeri girdi. Mekanın giriş katı geniş ve ferah gözüküyordu. Fazla bir ışıklandırma yoktu ama hem dışarıdan gelen aydınlık hemde açık renk boyanın sayesinde hafif loş ama son derece dinlendirici bir görüntüsü vardı içerinin. Masalar ufak üzerinde beyaz örtüler olan ve genelde yanlarına iki sandalye koyulabilecek cinstendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerde fazla dolu masa olmadığından karar verme aşamasını biraz uzun sürdü. Sonra "Şu köşedeki cam kenarı masa iyi galiba dedi" ve oraya doğru ilerlediler. Beyaz masa örtülü masanın üstünde metal tuzluk ve karabiberli arasına sıkıştırılmış menüyü aldı. Canı öyle çok fazla bir şey istemiyordu. O menüyü incelerken arkadaşı hala konuşuyordu. Sanki hiç susmayacak gibi konuşuyordu. Etrafta iyiki fazla insan yoktu yoksa tıpkı sokakta yürürken arkadaşının hararetli anlatma şekli yüzünden ona tuhaf tuhaf bakan insanlardan burdada bol bol göreceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar aklından geçerken garson geldi ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Merhaba efendim ne alırdınız"&lt;/span&gt; dedi. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ben bir sosisli ve bira istiyorum, arkadaşımda ..."&lt;/span&gt; derken garson araya girdi ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Arkadaşınız mı? bir kişide sonradan gelecek mı gelecek acaba?"&lt;/span&gt; dediğinde bir rüyanda uyanır gibi olmuştu. Menüden kafasını kaldırdığında masada yanlız olduğunu gördü. Bir an duraksadı ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Kusura bakmayın arkadaşım gelmeyecek sadece ben varım"&lt;/span&gt; diyebildi yarı utanır halde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neler oluyor böyle diye içinden kendi kendine sorular sormaya başladı. Bir saat önce arkadaşıyla buluşmamış mıydı. Bu gün günlerden cumaydı, saatine baktı, saat akşam yediyi biraz geçmişti. Sonra yüzünde bir rahatlamayla beraber bir gülümseme belirdi. Tabi ya bugün işten çıkarken keşke arkadaşımla buluşup biraz dolaşsam diye düşünüyordum. Bunu o kadar çok istedimki gerçekten öyle yapıyorum sandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar susmadan ve onun cevap vermeden dertlerini anlatan kişide kendi bilinç altından başkası değildi. O tüm bunları idrak edip kendi kendine gülerken az önce onun deli olduğunu düşünen garson birayı getirirken onu bu halde görünce iyice deli olduğunu kanaat getirmiş gibi tuhaf tuhaf suratına bakıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam o sırada telefonu çaldı. Arayan o buluştuğunu hayal ettiği arkadaşıydı. Telefonu heyecan açtı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Alo, olanlara inanmayacaksın müsaitsen gelsene biraz laflayalım tamda aklımdan bu geçiyordu" &lt;/span&gt;dedi ...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-7790028839260994833?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/7790028839260994833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=7790028839260994833&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7790028839260994833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7790028839260994833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/07/yaz-scag-serin-bir-yer-ve-dinlenmeyen.html' title='Yaz Sıcağı, Serin Bir Yer ve Dinlenmeyen Bir Sürü Söz'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-5947642722643254261</id><published>2009-07-05T11:25:00.002+03:00</published><updated>2009-07-05T11:53:30.350+03:00</updated><title type='text'>Truth Be Told (Mim)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Başlık konuyla çok örtüşücekmi pek emin değilim ama şu mim ile beraber Megadeth'in bu şarkısınıda anayım dedim. Neyse efendim mim demiştim dimi hemen nasıl bir &lt;a href="http://kayipfeslegen.blogspot.com/2009/07/itiraf-ediyorum-peki-mim_7925.html"&gt;mim'den&lt;/a&gt; bahsediyoruz onu açıklayalım (bu arada a.nur'a mim için teşekkür etmeden geçmeyeyim). Konumuz kendimiz hakkında itiraflar ve takıntılarımız en özet haliyle. Zaten konuyu fazla detaylı açıklamaya gerek olmadığında madde madde itiraflara başlamak en iyi olacak herhalde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Kolay sinirlenebilme gibi bir huyum vardır.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Zaman zaman aşırı derecede inatçı olabiliyorum. Mesela bu konuda kendisine uzun süre blog yazması konusunda baskı yaptığım &lt;a href="http://azur-mavi.blogspot.com/"&gt;azura&lt;/a&gt; birinci dereceden şahit olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Annemlerin yıllar süren hummalı çalışmaları sonucu yeni aldığım her hangibir giyim eşyasını giyerken önce sağ ayak veya kolumu elbiseden içeri sokarım&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bir şey için ne zaman acele etmem gerekse o şeyi son anda kaçıracakmışım gibi hissederim. Özellikle durağa giderken bineceğim bir toplu taşıma aracının durağa yanaştığını gördüğümde bu hisse çok kapılırım.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Hala zevkle çizgi film izlerim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bu gün bir DVD satan firma 90ların ortasında Star'da yayınlanan Kaygısızlar dizisinin bölümlerini Box halinde satsa hiç düşünmeden ve fiyatına bakmadan satın alırım.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Hobilerime çoğu zaman gereğinden fazla hayatımda yer veririm&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bir şeyi son ana kadar yapamam ancak artık kaçacak saklanacak bir durumum kalmadığında yaparım.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Resmi törenlerin hiç bir türünü sevmem&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bunca yıldır hala erken kalkmaya alışabilmiş değilim.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Tatile gittiğim otelde eğlence olmasındanda o akşam yemeğinden sonra animatörlerin programı olmasındanda nefret ederim. Tatil demek benim için denize girebilmektir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Gittiğim sergilerin (ki öyle sergiden sergiye koşan biri değilim) herhangibir kısmında modern sanat eserleri varsa kafamım en çok karıştığı kısım orasıdır. Özellikle modern resim olgusunu hayatım boyunca anlayabileceğimi sanmıyorum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yerli yersiz saate bakma huyum vardır. Hatta saat takmadığım zaman bile boş bileğime baktığım olmuştur.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yabancı ve tanımadığım insanlarla çok yakın ve bitişik oturmaktan hazzetmem ama toplu taşımada başka çare olmadığından bu duruma eski dönemlere göre çok daha fazla alıştım. Özelliklede bu konuda &lt;a href="http://slnnn.blogspot.com/2009/07/otobus-insanlar-2.html"&gt;sLn'in&lt;/a&gt; bahsettiği otobüs teyzelerinin çok yardımı oldu.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Çizgiroman okumam ama çizgiromandan uyarlanan filmlere bayılırım.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;10 yıl kadar öncesinde olduğum kadar olmasada hala ilk defa tanıştığım insanlarla konuşurken kendimi çok rahatsız hissederim.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;2006'da ilk defa gözlük takmaya başladığımda yanımda geçen her insanın bana n'ber dört göz diyeceğini düşünmüştüm.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bazen filmlerdeki karakterlerin sesini taklit ederim. Hatta bir kere Dark Knight'ta Christian Bale'in Batman olduğununda kullandığı sesi taklit ederken yan odadı annemi korkutmuştum farkında olmadan.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Sonu süprizli filmlerin sonu hakkında daha ilk yarıda tahminde bulunurum. Bu tahmin tuttuğunda da kendime kızarım filmin tadını kaçırdım diye.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Hafta içi pek çok akşam eve dönerken bloga şunu yazayım güzel konu der. Akşam yemeğinden sonra blog kumanda panelini açtığımda neyse yarın daha geniş zamanda yazarım derim.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Cep telefonumu sesi açıkta olsa kapalıda olsa hep titreşim halinde tutarım. Hatta bir keresinde sınav zamanı telefonu sıranın altına koyduğumda çalıp titremeye başladığında sıradan acaip sesler gelmişti. Hocada dahil herkes benim tarafıma doğru bakınca telefonu çıkartıp pardon yanlış numara aramışta diye saçma sapan bir espri yapmak zorunda kalmıştım.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Saçma sapan espri dedimde aklıma geldi. 6-7 yıl öncesine kadar düzenli olarak kötü espri yapar, etrafımdakileri sinir ederdim.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Orta okuldayken kompozisyon derslerinden hiç hoşlanmaz yazı yazmayı hemde o kadar uzun yazı yazmayı çok gereksiz bulurdum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Hala çocukça hareket edebilme şansı bulduğumda bunu kullanmaya çalışıyorum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://blog.turunculacivert.com/?p=710"&gt;melankolikdeli&lt;/a&gt; gibi bende gazete ve dergilerin ilk sıradakilerini değil daha arkalarındakini alırım. Hatta buna ek olarak parfüm ve deodoranttada aynı şeyi yaparım çoğunlukla.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Evet efendim aklıma gelenler bunlar oldu. Kuvvetle muhtemel anlatılabilecek çok daha fazla şeyi yazmayı unutmuşumdur ama yinede bir noktada listeyi tamamlamak gerekiyor. Umarım artık mim gelene kadar üşenmeyip kendimde daha sık yazı yazabilecek bir motivasyona gelebilirim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-5947642722643254261?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/5947642722643254261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=5947642722643254261&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5947642722643254261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5947642722643254261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/07/truth-be-told-mim.html' title='Truth Be Told (Mim)'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-2394906717442295328</id><published>2009-06-21T21:58:00.002+03:00</published><updated>2009-06-21T22:31:10.245+03:00</updated><title type='text'>Bir Aralar Yaz Tatili Vardı Ona Ne Oldu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Başlık aslında son zamanlardaki ruh halimi daha doğrusu olan bitene karşı bir isyanımı simgeliyor. Eskiden (ama çok eski zamanlar önce değil) bu zamanlar geldiğinde içim kıpır kıpır olurdu. Nede olsa yorucu bir okul dönemi ya bitmiş yada bitmek üzere oluyordu. Hatta daha güzeli bu zaman 3-4 aylık hiç bir şey yapmadan zaman geçireceğim "yaz tatili" dönemi başlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bir şeyi açıklığa kavuşturmam lazım. Ben yaz tatili diyince öyle bir deniz kenarına gideyim güneşleneyim yada denize gideyim diyenlerden değilim. Ben tatilde insanlardan uzak sakin huzurlu bir ortamı tercih ederim. Hatta yazlık yada sayfiye yerlerine gitmeme gerek bile yok. Onun yerine yanıma güzel bir kaç film alıp öğleye yakın bir saatte kalkıp kahvaltıdan akşam yemeğine kadar filmlerle yada kitaplarla zaman geçirebilirim. Hayattaki rutin dertler yerine filmler yada kitaplardaki olayların akışına kendimi bırakıp oturduğum yerden başka dünyaları hayal edebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte benim iyi bir yaz tatilinden anladığım özetle bunun gibi bir şey. Fakat asıl sorunum şu ki yaklaşık bir yıldır bu tür bir tatili 1 haftalık bir süreç için bile yapamıyorum. Hadi kışın ve baharlarda bunu fazla dert etmiyorum. Ama yıllardır öğrencilik yapan bir bünye takvimde haziran ayını görünce otomatikman sinemada ne var, hangi filmi izleseme yada hangi kitabı okusam gibi şeyleri kafama takardım. Şu anda ise bu lüksten çok uzağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta tatili geçtim bu perşembe ve cuma iş gezisine çıktım. Hemde bu gezi Gaziantep ve Kahramanmaraş'ı kapsayan bir geziydi. Bu mevsim ve sıcakta ülkenin en sıcak bölgelerinden birinde iki günü resmi elbiseler ve kravatla geçirmek benim klasik tatil anlayışımın bir hayli dışında oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehhh tüm bu olan bitenleri düşününce ve en iyi ihtimalle temmuz ayı sonunda ve sadece iki hafta tatil yapabileceğimi düşündükçe biraz içim kararmıyor dersem yalan olur. Zaten öğrencilik hayatı üstüne girdiğim bu sürece hala tam olarak ayak uyduramamışken birde iş hayatı rutininin yorucluğunu atabilmek için ihtiyacım olan molaya sahip olamayacak olmam kötü birde bu molaya daha 1 aydan fazla zaman olmasıda ayrıca düşündükçe yorulmama neden oluyor. Tabi bu arada haftaiçi 4 gün resmi elbise giymek zorunda olmam ve yine aynı hafta içi her gün sabah sabah uyanacak olmamında bana kendimi daha iyi hissetme konusunda yardımı olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bu tatilsizliği yaşadığım dönemde başka ilklerde yaşadım. Öncelikle bunca zamandır memlekettimizde hizmete girmiş olan Metrobüsü kullanmayı başardım. Her ne kadar gecenin çok geç saatlerinde bile Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçiş konusunda çok faydalı olsada evimden Mecidiyeköy'e çok rahat gitmemi sağlayan 129K hattının iptal olması nedeniyle bu Metrobüs mevzusuna soğuk yaklaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka benim için ilk ise bu iş gezisi ile beraber hayatımda ilk defa uçağa binmiş oldum. Genelde yükselikten pek hoşlanmayan ve ampul değiştirmek için merdivene çıktığımda bile başı dönen biri olsamda uçaktan aşağıya bakınca pek öyle kötü oldum diyemem. Hatta keşke camlar daha büyük olsada etrafı daha iyi görebilsem dedim içimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet tüm bunlarla beraber hem uzun zamandır yazamamın nedeni (tatilsizliğin yarattığı aşırı yorgunluk) ve o süreçte neler yaptığım hakkında bir kaç şey yazarak bloga olan sorumluluğumu boşlamamış oldum.  Umarım ilerleyen dönemlerde daha eğlenceli konularda yazabilmemi sağlayacak bir ilhamı bulabilirim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-2394906717442295328?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/2394906717442295328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=2394906717442295328&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2394906717442295328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2394906717442295328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/06/bir-aralar-yaz-tatili-vard-ona-ne-oldu.html' title='Bir Aralar Yaz Tatili Vardı Ona Ne Oldu'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-7917457519493471679</id><published>2009-06-04T20:04:00.009+03:00</published><updated>2009-06-04T20:25:34.599+03:00</updated><title type='text'>Resm-i Masaüstü (mim)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a style="font-family: arial;" href="http://kayipfeslegen.blogspot.com/2009/06/masam-ve-ustumim.html"&gt;a.nur&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt; tarafından mimlenmişiz efendim. Konuda masaüstümüzün ekran görüntüsünü alıp üstüne bir kaç kelam etmek. Önce resmi paylaşıp ardından üstüne yorum yapmayı daha uygun görüyorum&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_xOIpXadDyUc/SigAJ5hlSII/AAAAAAAAAPk/mrvioBkMMnQ/s1600-h/Masa%C3%BCst%C3%BC.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 256px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_xOIpXadDyUc/SigAJ5hlSII/AAAAAAAAAPk/mrvioBkMMnQ/s320/Masa%C3%BCst%C3%BC.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343521127935592578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Öncelikle fark edileceği üzere ciddi şekilde düzenli biri sayılırım. Dosyaların pek fazla sağa sola dağılmasını sevmem. Hatta gerçek hayatta odam yada masamda bu kadar düzene imtizana dikkat etmezken burada bu konuda nedenini anlayamadığım şekilde hassasım. Sanırım burada düzeni sağlamak daha az efor gerektirdiğinden bu konuya eğilmek pek zor gelmiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Ayrıca bilgisayar oyunları ile fazlasıyla içli dışlı olduğum anlaşılması zor olmayan bir başka nokta. Özellikle bu son bilgisayarımın pek çok yeni oyunu kaldıracak bir kapasiteye sahip olması sayesinde böyle geniş bir yelpazade ve çeşitlilikte oyunları oynama şansım oluyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Onun dışında kaç inan belgelerim dosyasına kendi adını verecek kadar megolamanyaklık sınırlarında dolaşır bilemem bilgasayara vista yüklettiğimde pc kimliğimin aynen belgeleriminde adı olduğunu görünce buna pek dokunmayıp aynen böyle kullanmanın daha mantıklı olacağını düşündüm. Ne yalan söyleyeyim masaüstüne bakıp kendi adımı görmeyide seviyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Bir diğer belirtmeden geçemeyeceğim dosyamda kod adı movies olan dosyamdır. Kendisi sadece indirdiğim filmleri değil Dizileri ve albümleride kapsayarak oyun oynamadığım zamanlarda pcde en sık ziyaret ettiğim ve beni eğlendiren şeyleri barındıran doya olmasıyla kendisine masaüstüne bir kısa yol edinmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Son olarak arkaplana gelirsek. Nette özel olarak arka plan aramaya üşendiğimden pcdeki en güzel kayıtlı resim olduğuna inandığım bu resmi arka plan olarak kullanıyorum. Yaklaşık altı aydırda kullanmaktan sıkılmadım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Her ne kadar son olarak diyerek üst paragrafa giriş yapmış olsamda bu noktada ufak bir ekleme yapayım. Bu mimi, bu yazıyı okuyan herkese ama özelliklede &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: arial;" href="http://azur-mavi.blogspot.com/"&gt;azura'ya&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt; armağan ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-7917457519493471679?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/7917457519493471679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=7917457519493471679&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7917457519493471679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7917457519493471679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/06/resm-i-masaustu-mim.html' title='Resm-i Masaüstü (mim)'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_xOIpXadDyUc/SigAJ5hlSII/AAAAAAAAAPk/mrvioBkMMnQ/s72-c/Masa%C3%BCst%C3%BC.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-5585726949199150422</id><published>2009-05-24T03:10:00.002+03:00</published><updated>2009-05-24T03:32:00.912+03:00</updated><title type='text'>İnsanın Kendi İle Olan Mücadelesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Bir önceki gece yaklaşık 3-4 gibi yatıp 8'de kalkmamdan dolayı bütün gün yorgun ve bitkin hissediyordum kendimi. Şimdi ise saat yine 3'ü geçiyor. Bedenim git yat dinlen rahatla diyor. Ama aklım kendini rüya alemine bırakmak konusunda öğlenki kadar istekli değil. Hazır hem bu kadar yorgun ama yinede bu kadar uyanık kalmak istiyorken kendime en uygun meşgalenin bu durumu buraya yazmak olduğunu düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha doğrusu insan bazen ne istediğini yada neye ihtiyacı olduğunu bilsede bu bildikleri uygulama konusunda o kadarda istekli olmuyor. Bu konuda hatırladığım en eski anım küçükken hasta olduğumda yaşadıklarımdır herhalde. Hepimiz mini mini bir çocukken hastalandığımızda ilaç almaktan hiç hoşlanmazdık herhalde (bunun aksine inananları yada ilacım faydası konusunda kendi bilincini ikna eden insanlar bu yazıyı okuyorsa o şahısların önünde saygı ile eğiliyorum) hatta bu ilaçtan kaçmak için her yolu deneyebiliyordu insan o zamanlarda. Ben kendimi aileme iyileşmiş gibi göstermeye çalışarak ilaçtan yırtmaya çalışmıştım mesela, sonunda ise hastalık tekrar güçlendiğinden normal zamanda iyileşeceğimden daha uzun sürede iyileşmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bunun için o gün pişman oldun mu derseniz cevabım hayır olur. Hatta bu gün bile bu soruya gönül rahatlığı ile aynı cevabı verebilirim. Bir aralar bu düşünce tarzının hafiften çatlaklık olduğuna inanırdım. Ama zamanla farkettimki bu durum mantık sınırlarını zorlamadıkça o kadarda anormal bir şey değil. Sonuçta insanlar ihtiyaçları için bile olsa acı çekmeye yada yapmak istemedikleri şeylere kolay kolay razı olamaz. Razı olduğu anda ise artık kaçacak bir yeri kalmamış tamamen teslim olmuştur. Ehhh daha önce yazdıklarımda inatçı ve teslim olmayı sevmeyen biri olmam hakkında pek çok özeleştiri yada analiz yaptığımıda düşünürsek benim için bu konunun dahada önemli olduğunu söylemem çokta abes olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat ne olursa olsun insanın böyle anlarda zaten belli nedenlerden dolayı normal halinden uzakken buna ek olarak birde kurtuluş yolu ile mücadele etmeyi seçmesi cidden tuhaf ve üstünde düşünülmesi gereken bir durum. Hatta az önce dediğim mantık sınırları böyle kendi içinde mantıksızlık taşıyabilen bir konuda nasıl belirlenir  sorusunun cevabı hakikatende pat diye verilebilecek cinsten bir cevap değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak insanoğlu o tür bir durumla karşılaştığında yapısı gereği bazı kişisel özellikleri ön plana çıkıyor ve adeta bir refleks gibi çalışıyor. Kendi açımdan bu tür olayları yaptığımda bu duruma mantıklı bir açıklama bulmaya çalışsam herhalde bunu asla başaramam. O anda farkında olmadan sanki hiç bir sorunum yokmuş ve karşımda bana sunulan acı reçeteyi tamamen gereksiz ve işe yaramaz görüyorum. Daha sonra ise bunu neden yaptım ben dediğimde aklıma ancak bu yazıda da sık sık belirttiğim bu faydalı olsada yapılması zevk vermeyen şey olgusu geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu olgu için bulunabilecek en iyi örnek (ki bu yazıyı yazma konum bile şu olgu ile bu kadar örtüşmüyorken şimdi vereceğim örnek bu olgu için sözlükteki karşılık olabilecek cinsten) ne deseler hiç düşünmeden ders çalışmak derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda dürüst olmak gerek. Dünya üzerinde hemen her insan ders çalışmanın kendisine öyle yada böyle bir fayda getireceğini bilir. Ama yinede hiç bir insanoğlunun boş zamanlarındaki hobileri arasında ders çalışmak yoktur (vardır diyenler karşısında saygı ile eğilmek yerine alaycı bir gülüş ile yüzlerine bakarım belirtmeden geçemeyeceğim). Ders çalışmak insanoğlunun en ortak ve en sık görülen kendi kendi ile mücadele etme nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki böyle bir konu hakkındaki bir yazı nasıl biter dersiniz. Yazıyı yazan insan daha fazla yorgunluğa dayanamayacak kadar yorgun olduğundan yazıya bir nokta koyma gereği duyar elbette.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-5585726949199150422?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/5585726949199150422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=5585726949199150422&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5585726949199150422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5585726949199150422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/05/insann-kendi-ile-olan-mucadelesi.html' title='İnsanın Kendi İle Olan Mücadelesi'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-2158125386278744120</id><published>2009-05-13T21:02:00.003+03:00</published><updated>2009-05-13T21:59:07.096+03:00</updated><title type='text'>Mayıs Geldimi Hayat Ne Acaip Öyle Vapurlar Falan</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Aslında aklıma yazılmaya değer bir şeyler vardı ama bir türlü çok öne çıkan bir şey olmadı. Bende hazır havalar ısınır yaz ufaktan gelirken Daha doğrusu bir mayıs ayında olan bitenden bahsedeyim diye düşündüm. Fakat böyle kıldı tüydü çiçekler açtı böcekler uçtu tarzından daha farklı daha yaratıcı bir şeyler yazmak niyetindeyim. Ha bunu nasıl yaparım işte onuda yazdıkça o an bir şekilde kurgulayabilirim umarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela mayıs ayı demek tatillerin başlangıcı demek. Önce 23 nisan ardındanda 19 mayıs ile öğrenciyseniz o senenin ilk hafta içi resmi tatillerini yaşarsınız. Hoş çalışma hayatına geçincede durum çok değişmiyormuş onu fark ettim. Sadece o iki tatil günü çok daha yararlı ve değerli hale geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bu dönemlerde spor dallarını takip edenlerin sevdiği şeyler olur. Özellikle basketbol ve futbol liglerinde sezon sonları gelmektedir. Artık kimler kazanacak kimler kaybedecek belli olacaktır. Bundan dolayıdırki pek çok unutulmaz maç ve performans bu dönemlerde gerçekleşir. Özelliklede NBA'i takip ediyorsanız bu dönemde uykusuz bir yaşam tarzını benimsersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs ayı ile birlikte gelen bir başka güzellikle sinemalara önemli prodüksyonları gelmeye başladığı dönemdir. Daha doğrusu senenin önemli gişe hasılatı yapması muhtemel filmlerinin öncüleri sinemalara gelir. Havalarda sıcaklamışken klimaları serinleticiliğininde etkisiyle sinema salonunda bir kaç saat geçirmek hiçte fena olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs ayının ilk haftasının benim sevdiğim atraksyonlarından biride Hıdırellez'dir. İnsan gerçekleşemeyecek olsada acaba diyerek hayallerini bir kağıda çizmek için tatlı bir uğraşa girmesi. O sırada acaba şu mu olsa yada bu mu olsa diye hangi dileğini kağıda dökeceğini karar vermeye çalışırken o hayallere dalıp zamandan ve mekandan ayrılıp o hayallere dalmak her sene daha fazla hoşuma gidiyor sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemin bir başka güzelliği ise günlerin uzamasıdır elbette. Saat akşam beşte hava karardığında insanın dışarı çıkıp hiç bir şey yapası gelmiyor. Ama hava akşam dokuza doğru kararmaya başladığında insanın öğleden sonra diye algıladığı zaman dilimi çok daha kullanışlı bir hal alıyor. Ayrıca bu dönemde genelde pek yağmur yağmadığını belirtmeme gerek varmı acaba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs ayı ile birlikte kalın ve ağır elbiseler ufaktan kalkarken kısa kolluların gardroptan çıkmasının güzelliği bahar temizliği angaryalarına katlanmaya bile değiyor. Kısa kolluları giyecek hava olsun ben perde asmaya mutfak dolaplarının yada gardropların en üst kısımlarını silmeye razıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak başlık her ne kadar boş şeyleri anlatmak için kullanılan bir söz öbeğinin deforme edilmiş hali olsada yinede kapanışı vapurlarla ilgili bir konu ile yapalım. Efendim tahmin edileceği üzere mayıs ayı ile birlikte artık vapurda açık kısımlarda kapşonu burnuna kadar indirmeden deniz havasını içine çekebilir hale geliyor insan. Belki etraf kıştan daha kalablık oluyor ama manzarayı izlemek daha kolay olduğundan bu kabalığıda görmezden görmeye çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmaya başladığımda aklımda böyle bir liste yoktu ama şöle bir baktımda mayıs ayında amma çok şey olup bitiyormuş ki illaki bir şeyler unutmuşumdur. Hakkaten acaipmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Bir önceki yazı ile beraber blogda 100 yazıya ulaşmanın gururunu onurunu yaşadım. Umarım yıllarca üşenmemde daha çok 100ler yazarabilirim bu blogda. 101. yazıda vatana millete hayırlı uğurlu olsun :D&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-2158125386278744120?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/2158125386278744120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=2158125386278744120&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2158125386278744120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2158125386278744120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/05/mays-geldimi-hayat-ne-acaip-oyle.html' title='Mayıs Geldimi Hayat Ne Acaip Öyle Vapurlar Falan'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-5391922038606214964</id><published>2009-05-05T20:24:00.002+03:00</published><updated>2009-05-05T21:02:24.878+03:00</updated><title type='text'>Kahve Sevmem Ama Kahve Kokusuna Bayılırım</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Genelde yazı yazarken gözlemlediğim şeylerden yola çıkarım. Bu seferde yine benzer bir şey söz konusu ama bir anlık olaydan lafı çok farklı yerlere getireceğim bir seyirde olacak. Evet efendim mevzuya başlığı açıklayarak başlamak gerekir sanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlık bu gün fark ettiğim bir olay aslında. Ben normalde Türk Kahvesi yada Nescafe olarak adlandırdığımız hazır kahve çeşitlerini kullanan biri değilim. Bunların yerine çayı tercih ederim. Fakat öğleden sonra işte bir arkadaşım kupasına kaşık kaşık kahve doldururken kahvenin kokusunu derin derin içime çekerken buldum kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yalan söyleyeyim çay içmeyi sevsemde en taze ve en demli çayda bile kahvenin bu dikkat çekici kokusunu alamam. Yinede aklımda kahve içmek geçmez. Fakat o koku yok mu o koku işte o bambaşka bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra akşam eve dönerken aklıma geldi. Hayatta bazı şeyleri normalde kullanılan şekillerden farklı amaçlar için kullanırız. İşte bu ufak andan yola çıkıp bunun hakkında biraz kafa yorayım ; daha doğrusu bu tür şeyleri neden yapıyoruz onun hakkında bir şeyler yazıp çizeyim diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendi adıma öncelikle şunu söyleyebilirim. Bu tür farklılıkları yaşamaktan inanılmaz keyif alıyorum. İnsanların benle aynı şeye bakıp benim gördüğümü görememelerinin bir ego tatmini olduğunu itiraf etmem gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu itiraftan sonra konuya dönmek gerekirse; insan arada hayattan farklı şeyler bekliyor. Hatta bu beklentileri bazen normalde zevk almadığı şeylerden bile kaynaklanabiliyor. İşte bu noktada zevk almadığınız şeylerin zevk alınabileceği bir yönünü arıyor insan. Zaman zamanda buluyorlar bu tür farklı bir yönü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde buna benzer durumlar hakkında bir kaç örnek vereyim diye düşünüyordum. Ama yazdıkça fark ettimki bu duruma farklı örnekler vermektense durumun kendisi üzerinde durmanın daha doğru olacağına inanmaya başladım. Yada daha uygun örnekler aklıma gelmediğindende olabilir bu konuda kendimi tam anlamı ile ikna edemedim aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim ne diyorduk işte bu durumlar insanın hayatına çok farklı renkler katıyor. Çünkü yaşadığımız hayatta artık o sadece böyle ufak  şeylerle haleti ruhimizi değiştirebiliyoruz. Ancak çok ciddi depresyon anlarında insanlar büyük çaplı farklılıklar yapabildiğine ve kurulu düzenlerimizi ancak çaresiz kaldığımızda değiştirdiğimizde hayatta farklılaşmak için artık elimizde bir bu kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl ilginç olan ise bende diğer bir çok insan gibi bu durumu çoğunlukla fark edemiyor. Hayat kendine başka yollar açarken hiç hissetmiyor, hiç çaktırmıyor. Fark ettiğinizde ise benim gibi tembellere bile böyle yazılar yazdırabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-5391922038606214964?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/5391922038606214964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=5391922038606214964&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5391922038606214964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5391922038606214964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/05/kahve-sevmem-ama-kahve-kokusuna-baylrm.html' title='Kahve Sevmem Ama Kahve Kokusuna Bayılırım'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-5185545812088548113</id><published>2009-04-26T11:25:00.004+03:00</published><updated>2009-04-26T14:02:29.188+03:00</updated><title type='text'>Blog, Sahibi Bloggerın Aynası(mı)dır</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Aynı konu hakkında ben yazmaya karar verene kadar iki kez mimlenmişim. Hem &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: arial;" href="http://slnnn.blogspot.com/2009/04/neye-benziyormus-bizim-blog-yazarlar.html"&gt;Voodo Girl&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; hemde &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: arial;" href="http://blog.turunculacivert.com/?p=664"&gt;Turuncu Lacivert&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; aynı konuya meze olunca bu konu hakkında yazmayı daha fazla geciktiremedim. Efendim konu takip ettiğimiz blog sahiplerinin (Blogger olarak adlandırmak daha kısa geldiğinden yazının kalan kısmında ve başlıkta bu şekilde kullandım ve kullanacağım) nasıl oldukları hakkında bazı tahminlerde bulunacağız&lt;/span&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;font-family:arial;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:arial;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://slnnn.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;sLn&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:arial;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;: Mimi gönderenlerden başlamak gerekir diye düşündüm. Öncelikle kendisi gelecekteki potansiyel mesleği öğretmenlikle ilgili bazı kaygılar yaşasada bence ilerde bu mesleği icra edecemse klişe öğretmenlerden olmayacak gibi gözüküyor. Ayrıca kendisinin ciddi bir Tim Burton, Johnny Depp ve Zardanadam fanatikliği var gibime geliyor. Bunlar haricinde yazılarında bol bol bahsettiği Lost ve Heroes dizileride favorileri arasında sanırım. Birde bu aralar baya bir karikatür (özellikle Yiğit Özgür) bombardımanına başlamasıda kendisinin iyi bir Penguen ve Uykusuz okuyucu olması ihtimalini doğuruyor. Neredeyse unutuyordum kendisinin şiir ve Taksim ile olan ilgi ve alakasınıda takdir etmemek olmaz diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://blog.turunculacivert.com/"&gt;melankolikdeli&lt;/a&gt;: Her şeyden önce blogn görüntüsüne bakınca bende çok düzenli birinin karşımda olduğu hissini yaratıyor.  Ayrıca sık ve gündemdeki konular hakkında yazabilmesi etrafında olan biteni takip eden biri olduğuna işaret. Buna ek olarak bu konu hakkındaki yazısında bloggerları çizgi film karakterleri ile eşleyebilecek kadarda yaratıcı biri. Unutmadan Ünlü grubu hakkındaki yazısı ile bu grubu hatırlayanlar arasında bir tek benim olmadığımı görmemi sağlamış olmasından dolayıda ayrıca teşşekür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kayipfeslegen.blogspot.com/"&gt;A.NUR&lt;/a&gt;: Her ne kadar kendisi blogunda yazmaya bir süre ara versede (umarım bu ara kısa olur diye belirtmedende geçmeyeyim) kendisini burda anmamak olmazdı. Öncelikle kendisi ben daha bir çok blogu pek böyle takip etmeyip arada bir aklıma gelenleri karalarken benim blogu bulup yorum yazabilecek kadar araştırmacı bir kişilik. Bu detayın dışında yazılarından anladığım kadarı ile son derece duygusal biri ve etrafındakiler onu kırdığında bunun kesinlikle üzerinde bir izi oluyor. Yazdığı kişisel temalı yazılara bakınca oda genelde kafasına takılan konular ve durumlar hakkında kendi ile tartışarak bir sonuca ulaşmaya çalışıyor. Birde son yazılarına kadar yine şiirlere yer versede son dönemde şiirlere ve dörtlüklere daha fazla önem vermeside en başlarda dediğim duygusal kişiliğin bir başka göstergesi sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://chucky129.blogspot.com/"&gt;Canan&lt;/a&gt;: Kendisinin genel olarak yaşadığı olaylardan yola çıkarak yazılar yazması iyi bir gözlemci olduğunun habercisi. Tabi birde bu olayların çoğunda şanssızlığında yakasını bırakmıyor oluşuda gözlerden kaçmıyor. Ama kendisi yinede bu durumları oldukça eğlenceli bir üslupla anlattığından insan bunu yazanın espri kabiliyeti olduğunu anlamakta zorlanmıyor. Birde kendisinin bir yazısından anladığım kadarı ile oda bir Chuck hayranı. Umarım dizi bitmez notunuda araya sıkıştırsam iyi olacak bu arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tuslarintikirtisi.blogspot.com/"&gt;Findullas&lt;/a&gt;: Yeni yeni takip etmeye başladığım bir blog olduğundan çok fazla değerlendirme yapabilecek alt yapıya sahip değilim henüz, yinede karşımızda sanatın farklı dalları ile ilgili biri olduğunu (sinema, müzik, edebiyat ve fotografçılık ilk dikkatimi çekenler oldu) söylemek mümkün. Bunun haricinde hem yazı tarzında hemde forumdaki 18+ ibaresindeki gibi espriler bloggerın hiçte sıkıcı biri olmadığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://seninannenbirmelektiyavrum.blogspot.com/"&gt;T.U.B.A.&lt;/a&gt;: Aslında bu bloggerın daha kişisel ve daha kendi olduğu bir bloguda mevcut ama ben bu blogdaki konsepti çok sevdiğimden bu adresi vermeyi uygun gördüm. Öncelikle karşımızda blog şablonları için ayrı bir blog hazırlayacak kadar işin mutfak kısmını bilen biri var. Ayrıca eski Türk filmleri hakkında blog açabilecek kadar onlarla ilgili biri olduğunu belirtmemek olmaz diye düşünüyorum. Bunlar haricinde kendisinin yazılarına bakınca iyi bir gözlemci olduğunu söylemek mümkün. Ayrıca bir kedi severlik ihtimalide seziyorum blogdaki bir kaç resimden. Unutmadan son olarak Slumdog Millionaire o kadar kötü film değil bence notunuda son yazısını görünce eklemeden duramadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://cesetizleri.blogspot.com/"&gt;CESETİZLERİ&lt;/a&gt;: Yine blogun şekline bakınca renkli bir kişiliğin izlerini görüyorum. Beyaz bir temada olsa kullanılan resimler ve bazı başlıklardan dolayı bu konuda karar vermekte pek zorlanmadım. Ayrıca yazılan yazılara bakınca çok çeşitli konulara girebilmesinden dolayı hem gözlem hemde araştırma yeteneği olan birinin kaleminden çıktığını düşündürtüyor insana. Ayrıca blog temasına sirayet eden renkli tarz yazıların tarzınada etki etmiş gibime geliyor. Birde "bizim bi arkadaş" serisinden dolayı sanki bir Uykusuz okurluğu var gibime geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında kişisel yazıların yazıldığı ve benim takip ettiğim bir kaç blog daha var ama onları buraya koymayışımın nedeni onların bu yazıda olmayı hakketmemeleri değil elbette sadece benim yazıyı o kadar uzatmaya üşenmemdir. Hele birde takip ettiğim spor içerikli bloglarada girsem çıkışım mümkün olmayacaktı. O nedenle diğer takip ettiğim bloggerlardan özür dilerim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-5185545812088548113?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/5185545812088548113/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=5185545812088548113&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5185545812088548113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5185545812088548113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/04/blog-sahibi-bloggern-aynasmdr.html' title='Blog, Sahibi Bloggerın Aynası(mı)dır'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-3141286060784374261</id><published>2009-04-21T20:32:00.004+03:00</published><updated>2009-04-21T21:10:26.890+03:00</updated><title type='text'>Beyaz Perdeden Yansıyanlar #1</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yeni bir seriye başlamaya karar verdim. Bu seride sevdiğim filmlerden birinden unutulmaz karelere yer verip bu resimleri yorumlayarak filmi izleyenlerin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; anılarına tazelemeye çalışacağım. Seriye çok sevdiğim filmlerden olan Saving Private Ryan ile başlıyoru&lt;/span&gt;m.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.theaspectratio.net/90sIIsavingprivate.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 258px;" src="http://www.theaspectratio.net/90sIIsavingprivate.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir grup asker az sonra başına geleceklerden habersiz çıkarmayı bekliyorlar. Gerçi en deneyimli olanların bile yüzünde endişe duygusunun bu kadar net görünmesi olacakların habercisi gibi gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://buffalonickel.files.wordpress.com/2008/05/05252008-saving-private-ryan.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 371px; height: 262px;" src="http://buffalonickel.files.wordpress.com/2008/05/05252008-saving-private-ryan.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Normalde sahiller insanlara dinginlik verir. Helede böyle yazın insanların güneşleneceği cins sahillerden ziyade kapalı havada bol dalgalı denizin olduğu sahiller bir başkadır. Böyle yerlerde insan sadece kendinin ve dalgaların sesini duyabilir. Fakat doğa ana ne yaparsa yapsın insan oğlu karar verdiken sonra böyle bir yeri bile cehenneme çevirebilir. İnsanların birbirini mümkün olabilecek en vahşi şekilde öldürmek için böyle bir yeri seçmesi ne kadarda tuhaf aslında&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i30.tinypic.com/id9kjr.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 398px; height: 257px;" src="http://i30.tinypic.com/id9kjr.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bana kalırsa bu savaş ve kaosu anlatan enfes bir kare. Normal zamanda insan şöyle evlerin etrafında gezip o sokaklarda gönülünce koşuşturabilecekken şimdi bir avuç asker bu güzel manzaraya daha fazla zarar vererek orayı korumaya çalışacaklar. İnsanın can derdine düştüğünde geri kalan şeyleri nasıl geri plana atabildiğinin resmidir bu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.lazydork.com/movies/savingryan.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 370px; height: 208px;" src="http://www.lazydork.com/movies/savingryan.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ve işte unutulmaz final sahnesi. Bir adam tüm umudunu kaybetmiş artık son anlarını yaşarken bile inandığı şey için mücadele etmekten vazgeçmiyor. Az sonra olacak mucize onun durumunda birini bile şoke edecek kadar inanılmaz. Ama buna rağmen şu an için Yüzbaşı yolun sonunda kaçabilecek hiç bir yeri olmayan adamın heykeli olmuş adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet serinin ilk denemesinide yapmış olduk. İlk seferden dolayı elbet bazı eksiklik ve problemler olmuştur illaki ama bir sonraki sefere daha iyisini yapacağıma çalışacağımın sözünü verebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak; I'll see you on the beach&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-3141286060784374261?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/3141286060784374261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=3141286060784374261&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3141286060784374261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3141286060784374261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/04/beyaz-perdeden-yansyanlar-1.html' title='Beyaz Perdeden Yansıyanlar #1'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i30.tinypic.com/id9kjr_th.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-1059432533394971216</id><published>2009-04-14T19:51:00.004+03:00</published><updated>2009-04-14T20:31:28.822+03:00</updated><title type='text'>Ben Bloga Blog Demem, Blog Benim Sevdiğim Gibi Olmazsa</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 0);font-size:100%;" &gt;&lt;a id="followed-blog-9" href="http://chucky129.blogspot.com/2009/04/sevmiyorum-sevmiyorummim.html" onclick="'BLOG_readingList.changeSelectedBlog(event,"&gt;MiScHiEF!&lt;/a&gt; tarafından mimlenmişiz. Konuda pek bir güzelmiş. O nedenle gelen pası fazla gecikmeden değerlendireyim dedim. Konuya gelecek olursak; en özetle genel olarak takip ettiğim bloglarda hoşlanmadığım şeyler nelerdir. Evet efendim&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 0);"&gt; artık ufaktan bloglarda sevmediklerimiz listesine başlayalım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 0);"&gt;- Öncelikle blog arkaplanlarının rengi ile başlamak istiyorum. Arkaplanda döşeme yerine  aynı resim karesi ile kaplı arkaplanlar çok fazla göz yorabiliyor. Birde her ne kadar takip ettiğim bloglarda siyah arkaplan üzerine beyaz yazı rengi tercih ediliyor olsada buda bana göz yorucu geliyor ne yalan söyleyeyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 0);"&gt;- Bir başka sorunda bloglarda müzik kullanılması&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 0);"&gt;da bana hoş gelmiyor. Müzik dinleyerek yazıları okumak istersem bunu kendi istediğim şarkıları dinlemeyi tercih ederim. En azından müzik konacaksada okuyucunun keyfine göre açıp dinleyebileceği şekilde olması daha hoş olabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 0);"&gt;- Sonraki eleştiri konum ise yazılarda olmasada gadget ve widgetlarda kullanılan yazı karakterleri olabilir. Bu kısımlarda aşırı göz alıcı karakterler kullanılması insanı okuduğu şeyden ziyade bunlara bakmaya itiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 0);"&gt;- Olmazsa olmaz diyebileceğimiz bir konuda blog yazılarındaki akıcılık ve dil kurallarının doğru kullanılması. Tamam kimse TDK üyesi gibi olsun demiyorum ama en azından bir nokta, bir virgül bir ayırma işareti kullanılarak yazılanların anlaşılır hale getirilmesi çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kendimde sık sık kişisel olaylardan bahseden yazılar yazsamda bunda belli bir sınır olması gerektiğine inanıyorum. İnsan kendi dertlerini anlatarak rahatlamak ister tamam ama hayatının en ince ayrıntılarına kadar anlatan insanları anlamakta güçlük çekiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Başka bir olayda kenarlarda kullanılan resimler. Resimleri bende kullanıyorum ama bunları fazla insanın gözüne sokmadan yapmak lazım. Merak eden istediği gibi aşağı doğru inip bakabilir ama solda zaten üstte bir dolu liste varken birde sağ tarafa bu resimleri dizip yazıları araya sıkıştırmak görüntü olarak pek hoş olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ehh birde blogda kullanılan uslüpte çok önemli. Konuşur gibi bir tarzda yazılan yazılara itirazım yok. Ama dostlar kıraathanesinde çift okeye dönen adam tarzı bir uslüple birde küfürün gözünü çıkaran cinsten yazıların olduğu bloglar pek ilgimi çekmiyor açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sevmediğim bir başka şeyde blog yazarının okuyan insanları küçük gören bir dil kullanarak yazı yazması. Sanki yazıları ile insanların gözünü açıp onları bu dünyada yol gösteriyormuş gibi davranmaya gerek yok. Sonuçta hepimiz aynı hayatı yaşıyoruz. Tek farkımız yaşadıklarımızdna farklı gözlemlerimiz olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Birde takip ettiğim pek çok spor blogunda gördüğüm bir şey varki bu aslında pek blog yazarının suçu sayılmaz. Yorumlara adsız olarak hakarete varan yorumlar bırakarak o yazan insanında yorumları okuyan insanlarında tadını kaçıranlara sinir oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet efendim sanırm benim bloglarda sevmediğim şeylerin önemli bir kısmı bunlar. Şaka maka bayada şey varmış blogları beğenme kriterlerim arasında.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-1059432533394971216?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/1059432533394971216/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=1059432533394971216&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1059432533394971216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1059432533394971216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/04/ben-bloga-blog-demem-blog-benim.html' title='Ben Bloga Blog Demem, Blog Benim Sevdiğim Gibi Olmazsa'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-2094392830377531938</id><published>2009-04-13T19:57:00.002+03:00</published><updated>2009-04-13T20:38:08.081+03:00</updated><title type='text'>Post-İt Notları #9</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;- Aslında hiç lafı eveleyip gevelemeyip bu aralar aklıma takılanlara sıralayayım demiştim ama yinede içim elvermedi. Böyle hem meramımı anlatan hemde giriş özelliği gösteren bir şey yazması en güzel diye düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hemen ilk söylemem gereken bir şey varki onu söylemeden geçemeyeceğim. Şu yeni çıkan kredi kartı Adios'un reklamları inanılmaz itici olmuş. Hele o cazcı kardeşler kılıklı müzisyenler ve süper itici kampanya şarkısı ile kartı alma niyetim olsa vazgeçerdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Reklamlardan başladık aynen devam edeyim. GS Mobile reklamlarını ise çok beğendim. Her ne kadar Galatasaray  taraftarı olmamın bunda etkisi olması ihtimalinden şüphelensemde; özellikle Kewell ve Arda'lı reklamlar hakikaten çok hoşuma gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nisan ayınında gelmesi ile havalar ne güzel oldu böyle. Son iki haftadır neredeyse yaza el sallayan havalar sağolsun öğlen tatillerinde gezip hava alma şansımız oluyor. Gerçi bu sıcaklar insanı arada terletsede soğukta üşütüp hasta olmaktan daha güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hem havalar açmış hemde yaz saati uygulaması başlamış olduğundan daha hala gün batmamışken evde olduğumda sanki normalden daha erken gelmiş gibi hissediyorum. İnsan yoğun hafta içi aksiyonlarında böyle ufak motivasyonlar olmadan zamanı geçirmek hiç kolay olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Benimde bir basketbol dergisinde yazarlık yaptığım dönemde 4-5 farklı dergi vardı. Hepsinde ayrı insanların ayrı yazılarını okumak çok güzeldi. Fakat çok değil bu olayların üzerinden 5 yıl geçmesinden sonra geçtiğimiz günlerde öğrendim ki piyasada kalan son dergi olan Slam'de yayın hayatına son vermiş. Ne yalan söyleyeyim geçen bu zamanda bu hale gelinmiş olmasından dolayı açıkça üzüldüm. Pek çok dergi yazarının hiç bir maddi beklenti içinde olmadan mesaisini ayırarak yazdığı onca yazının artık dergilerde olmayacak olması insana acı veriyor. Sanırım internet yazılı basını böyle yutmaya devam edecek gelecekte de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu aralar vizyonda çok fazla film olmasada hem sinemada olanları hemde netten bulabildiklerimi izleme şansım oldu. Açıkçası genel olarak macera filmlerini seven biri olsamda son zamanlardaki filmlerin ciddi bir kısmı izle unut tarzı pek akılda yer etmeyen filmlerden oldu. Ha yinede izlediğime pişman oldum diyemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Geçen hafta Obama'nın gelişi pek çok insanın evine yada işine gitmesine engel olmuş olsada ben bu sayede hem işten erken çıktım hemde benim yolum üzerinde pek bir engel yoktu. O nedenle Obama benimde saygımı kazandı. Kendisinede teşşekürü borç bilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nisan ayı sağolsun senenin ilk resmi tatilini ayın 23'ünde yaşayacağım. Açıkçası haftasonu tatili bana pek yetmediğinden. Fazladan bir gün uyumak ve dinlenmek çok iyi gelecek gibime geliyor. Hele birde üstüne 1 Mayıs'ta tatil olursa iki haftada fazladan 2 gün tatil çok güzel olacak. Hemde 1 Mayıs stresi yaşamamış olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kapanış içinde şöyle yaratıcı vurucu bir şey yazayım dedim ama aklıma gelmedi. Neyse bu seferlikte biraz böyle sönük bir kapanışla olsun.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-2094392830377531938?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/2094392830377531938/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=2094392830377531938&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2094392830377531938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2094392830377531938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/04/post-it-notlar-9.html' title='Post-İt Notları #9'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-1635004364825880977</id><published>2009-04-04T00:16:00.002+03:00</published><updated>2009-04-04T00:51:55.867+03:00</updated><title type='text'>The Day The World Went Away</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En bilindik sorular. Ama sorular sormak bazen çok nedensiz çok gereksiz geliyor. Bazen insan cevaplar aramaz yada pozitif cevaplar aramaz. Hayatında yeni bir adım atmak için negatif cevaplarda gerekir. Fakat bu başka bir hikaye, şu anın hikayesi değil belki başka bir zamanda başka bir yerde anlatıcağımı umduğum bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki neden bunlardan başladım. Açıkçası pek bilmiyorum ama bu yazının ana temasıda karmaşa ve bazı şeylerin saçmalığıydı kafamda. Bu nedenle aklıma gelen ilk saçma şeyle lafa girmeyi uygun buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bu aralar sorular bana saçma geliyor. Cevaplarını aramayacağım yada öğrenmek istemediğim bir sürü soru dolanıyor aklımda. Kafamı dolduruyorlar ama hiç birinin gözümde tüy kadar değeri yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunaldığımı hissettiğim dönemlerdeyim. Her şeyin anlamını yitirdiği, gördüğüm duyduğum şeyleri zaman zaman kendimden kilometrelerce uzaktaymış gibi algıladığım bir ruh halindeyim. Bu durumda olan her insan gibi çevre yada kendinle ilgili olan bitenler hakkında muhakeme yapmak insanın pek yapmak istediği şeyler arasında olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sabah kalktığımda yataktan kalkıp güne başlamak için bir kaç neden arıyorum. Ama son zamanlarda hayaller aleminde kalmamak için kendimi kandırmak eskiye oranlar çok daha zor geliyor. İnsan gerçeklik için kendine yalan söyleyebilir mi? Alın işte cevaplamakla uğraşmak gerekecek bir soru daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları yazmama neden olan son olay ise 30 dakika önceydi. Kadıköy'den otobüse binip evime dönüyordum. Bir anda koltuğa oturduğumda kendimi 4-5 sene önceki gibi hissettim. Sanki az önce Avcılar'dan otobüse binip okuldan eve dönmek için yola çıkıyormuşum gibime geldi. Onca yılda hayatta ne değişti peki diye bir soruya takıldı bu seferde kafam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verebildiğim en mantıklı cevap artık sırt çantam olmadığı ve düzenli olarak traş olmak zorunda olduğumdu. Böyle ruhsal ve hatta zorlarsak felsefi olacak bir soruya bile bu kadar fiziksel ve hiç zorlanmadan yüzeysel olarak adlandırılacak bir cevap verince sorularda üşendiğimin iyice farkına vardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bıkkınlık ilginç bir şey aslında. Eskiden hayatla mücadele ederdim. Kavga etmekten çekinmezdim. Onca şeyin onca gürültünün bir faydasını görmedim. Sonunda bende olana bitene sabır gösterip kendi halimde, kendi yoluma gideyim dedim. Fakat sabır göstermek kavga etmekten daha büyük mücadele gerektiriyor. İşte bu noktada ne kadar mücedeleden kaçmayan biride olsan bir noktada artık uğraşmaktan bıkıyorsun. Peki bu durumda ne yapabilirsin. Ancak sabah yataktan kalkmanı sağlayacak daha iyi bahaneler ararsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir sorun, nedir bu halin sebebi. Bu sorular bile artık beni eskisi kadar motive etmiyor. Hayatı bir şeyler yapmak için motive olması gereken ve anlık doğaçlamalarla gerektiğinde durumdan sıyrılan biri olarak yaşadığımdan artık sorulara cevap aramak için geçmiş labirentine girmeye pek can atmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresif bir ruh halindemiyim. Pek sanmıyorum. Sadece bahara giriş öncesi havaların değişmesinin benim üzerimdeki etkisidir muhtemelen bu durum. Yinede her bahar bu ruh hali ile 1-2 ay yaşamak kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not 1: Bu yazı tamamen anlık akla gelen konu başlıklarından anlık ve keyfe göre bir sıra ile yazılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not 2: Başlığı bulmamda etksi olan &lt;a href="http://fizy.com/s/10hhuy"&gt;şarkı&lt;/a&gt; Nine İnch Nails'dan geldi. Bende ilk Terminator Salvation fragmanında keşfettim&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-1635004364825880977?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/1635004364825880977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=1635004364825880977&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1635004364825880977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1635004364825880977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/04/day-world-went-away.html' title='The Day The World Went Away'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-1974391252069001447</id><published>2009-03-30T20:46:00.003+03:00</published><updated>2009-03-30T22:06:25.218+03:00</updated><title type='text'>Ey Hayat Öğret Bana</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a href="http://kayipfeslegen.blogspot.com/"&gt;Pesona Non Grata&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;tarafında gayet güzel bir konu hakkında yazmak adına mimlenmişiz. Eh böyle güzel pası almışken değerlendirmemek olmak diyerek direkman oyuna girmek gerekir. Evet efendim konu en özetle hayattan öğrendiklerim. Ehh kendi hayatı konusunda zırt pırt yazan bendeniz için gayet çekici bir konu cidden. Neyse lafı dolandırmadan mevzuya doğru geçelim ufaktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayattan ilk olarak arkadaşların önemi öğrendim. Özelliklede başının belaya girebileceği durumlarda kendisine güvenebileceğiniz arkadanışlarınız olması zaten çok rahatlatıcı bir duyguyken insanın kendi arkadaşları için böyle bir rahatlatma sağlayabilmeside ayrıca özel bir duygu bana kalırsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk okulda öğrendiğim bir başka bazen bazı şeyleri yapmak için hayatta bazı şeyleri feda etmek gerektiğini öğrendim. Hiç bir başarının bedelsiz ve bedava elde edilemeyeceğini edilsede bunların asla kalıcı olmadığını yaşaya yaşaya dahada doğrusu bedel ödeye ödeye öğrenmek pek o kadar lezzetli bir durum olmasada eğer olgunlaşma denen bir olgu varsa insan ancak bu yolla olgunlaşabiliyor sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine o dönemlerde öğrendiğim bir şey varsa hayatta risk almaktan çekinmemek gerektiğidir. Tamam hinsan risk almadan ortalama bir hayat için kıt kanaat geçinebilir ama bir şeyler isteyen arzulayan her bünye bir şekilde bir yerde risk almaktan çekinmemek gerekiyor. Elbette bu risk almak illa istediğini elde etmek değil bunada ayrıca değineceğim birazdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokul döneminden hatırladığım son ama en önemli şey ise veda etmekti.  Önce o dönemde ailemden bazı yakınlarımı kaybettim. Hayatta yaşadığım ilk kayıp, hayatın boyunca tanıdığın bildiğin yakın birini bir daha göremeyeceğini fark etmek yeterince acı hele bide annenin babanın ömrün boyunca hiç bu kadar perişan olmadığına şahit olmak. Hayattaki her öğrenilende tatlı olmuyor işte bazısı böyle yakıp geçiyor insanı. Bir başka veda ise ilkokulun sonundaydı. Beş sene boyunca tüm derdini tasanı paylaştığın pek çok şeyi beraber bir şekilde yaşadığın insanların bazılarını hayatlarıın sonuna kadar bir daha göremeyeceğini idrak etmek o an pek koymasada yaşadıkça anlıyordu insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu lisesine başladığım dönemde ise hayatta ders alma durumum hız kesmeden devam etti. İlk defa başka bir dil öğrenmeye başlamamla beraber hayatta daha fazla şey öğrenebileceğim kaynaklara ulaşabilmem bile bu dönemi benim hayattann öğrendiklerim konusunda ayrı bir yer eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk dönemlerde daha önce yapsamda şimdi yeniden değilde ilk defa arkadaş ediniyormuş gibi olduğumu fark ettim. Hem o zaman bilmesemde bu dönemde kuracağım arkadaşlıklar hayatımda çok daha uzun süreli yer kaplayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan sonra yavaş yavaş insan ilişkilerinde arkadaşlıktan daha fazlası olduğunuda öğrendim. Ama her şeyden önce bunu platonik boyutta yaşamak gerektiğini öğrendim. Hoş platonik kısmını biraz abartmış olsamda onun tadınında ayrı olduğunu öğrendim. Bu durum bana hayatta sabırlı olmayı bulunduğun duruma dayanma gücünü nasıl bulmam gerektiğini öğrettiki bu belkide hayatımda sonraki dönemde çok faydasını gördüğüm bir şey oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde bazı şeylerden özellikle hoşlanıp bu konular için bütün boş vaktimi harcamam gereksede bunlardan vazgeçmemem gerektiğini öğrendim. Müziği, sporu ve sinemayı takip etmeyi, merak ettiğim konular hakkında pek çok kitap okuyarak kendimi geliştmem gerektiğini bu dönemde öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan sonra ÖSS'nin varlığını öğrendim. Daha doğrusu bundan sonraki bir kaç yıl boyunca bu sınavın hayatımın merkezinde olacağını hemen her şeyimin bu sınava hazırlanmak için ayarlanacağını öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani risk almak her zaman kazandırmaz demiştim ya işte o noktadan bahsetmenin zamanı geldi. ÖSS zamanı bu sınava hazırlanmak ile hobilerime vakit ayırma arasında bir seçim yapmam gerekti. İşte bu noktada bir risk aldım ve ağırlığı hobilere verdim. İşte bununda bir sonucuda vardı. Daha az çalışan bir öğrencinin ÖSS'de yapabileceği başarıda belli bir düşüş olması kaçınılmaz. Ehh buda hem risk almak hemde bedel almak ile ilgili bir başka ders oldu benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖSS illetide geçerken hayatta bir başka veda ile yenir bir şey daha öğrenmiş oldum. Bu sefer sadece arkadaşlara değil çocukluğada veda ettim. Artık 18 yaşın gelmiştim. 18 yaşın getirisi kadar bir çok sorumuluk sahibi olduğumu öğrendim. Çok şükür bunları öğrenirken zor yolda bir şeyler öğrenmek durmak durumunda kalmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversite hayatı ise eğitim katmanlarının belki en kısası ama hayat hakkında en çok şey öğreten dönemi belkide. Hepsini geçtim bu dönemde insan bir birey olmayı öğreniyor her şeyden önce. Ama yinede belli başlı bir kaç şeyi saymadan geçmemek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bu dönemde hayatta her seçimin, her adımın sonucunda insan kişiliğinin bir başka parçasının oluştuğunu öğrendim. Sonrasında doğru ve kendinle aynı frekansta insanların olduğu bir grubun parçası olmak gerektiğini öğrendim. Bu arada insanları farklılıklarına rağmen onları o şekilde kabul edip hiç birini hor görmeminin illaki faydası olduğunu çok etkili bir biçimde gördüm. Daha önce platonik olarak yaşadığım bazı duyguları daha somut yaşadım. Her ne kadar bu konuda hiç bir zaman çok kendini iyi ifade eden biri olmasamda çok güzel anılarım oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonrasında ise okul hayatında dibi bulduğum bir dönemde daha önce en zor zamanlarda bile pes etmemeyi öğrenmemninde faydası ile hayatımda karşılaştığım en zor dönemden fazla zarar görmeden çıktım. Tabi yine gerekli bedelleri ödeyerek ve bazı seçimleri yapmak zorunda kalarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar dışında hayallerin peşinden gitmeden onlara ulaşılamayacağını öğrendim. Sadece o hayalleri kafamda yaşayarak bir yere varamayacağımı öğrendim. Hatta bazı hayallerimede ulaşma şansımı yaşadım. Bu hayallerimin takip etmem sayesinde pek çok arkadaş tanıdım pek çok özel anım oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlardan sonra bir veda daha, bu seferse sadece öğrenciliğe veda ettim. En azında düzenli olarak öğrenci olmaya veda ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrası ise yüksek lisans ve iş bulma süreci. Bu dönemde insan bir şeyler öğrendiği kadar öğrendiklerini kullanması gerektiğinide öğreniyor. Ama bu dönemde iki şey öğrendim ki unutamam. Biri hayatta kendin dışındaki hiç kimseye tam anlamıyla güveneyemeyeceğim gerçeğiydi. Özellikle bazı hayal kırıklıkları bunu daha iyi anlatıyor. Bir başkası ise başka bir hayal kırıklığı sonucunda öğrendim ki bir şey istiyorsanız yolunuza çıkan şeyler iyide olsa kötüde olsa onla yüzleşip geçip gitmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte 25 senede aklımda kalan, yaşamımda köşe başı yer kapmış olaylar ve onlardan öğrendiklerimin bir kısmı bunlar. Aslında önceki doğum günü yazımdan sonra fenada olmadı bunu yazmak. Tam yerine oturdu hakikaten. Hemde fark ettimki hayat bana amma öğretmen olmuş.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-1974391252069001447?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/1974391252069001447/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=1974391252069001447&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1974391252069001447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1974391252069001447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/03/pesona-non-grata-tarafnda-gayet-guzel.html' title='Ey Hayat Öğret Bana'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-5830280928783030647</id><published>2009-03-24T20:09:00.002+02:00</published><updated>2009-03-24T20:59:04.789+02:00</updated><title type='text'>25</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Konu bakımındab pek kolay olmayacak belki ama bunca zamandır bu blogda başlık bulma konusunda en az sıkıntı yaşadığım yazı oldu diyebilirim. Konuyu göz önüne alınca pekte zor değildi aslında ha birde bunu dün yazacaktım ama biraz harala gürele arasında kalacak diye korkarak erteledim. Bilmiyorum artık iyi mi ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet daha önceki yazıda da dediğim gibi bu pazartesi itibari ile 25 yaşıma girmiş oldum. Hatta yine o yazıda dediğim gibi hayatımın çeyrek yüzyılı geride kaldı. İtiraf edeyim 25 yerine çeyrek yüzyıl demek hakikaten daha korkutucu geliyor insana. Ama yinede şu geçen zamanda olan biten yada olamayan ne var ne yok ona bakmak istiyorum. Onca yıl sonunda nereye geldim nereye gitmekteyim belki yazarsam benim için iyi bir anı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden önce şu kadar senenin çok önemli bir kısmında hayatımın merkezinde hep okul olduğundan en azından şimdilik öğrencilik ruhuma işlemiş gibime geliyor. Hala sınav veya ödev kelimelerini duyunca midemde bir karıncalanma olmuyor dersem yalan olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bu nedenle yüksek lisansın son bir senelik ksımında nerdeyse hiç okula gitmeyip evde oturabildiğim dönem hayatımın en huzurlu dönemi oldu. Bir öğrenci için okulun sadece bir gün ve iki saatlik bir süreçte olması nasıl güzel nasıl özel oluyordu anlatamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yinede özel olarak bir dönem seçmem gerekirse, 1998 ile 1999 yıllarının kişiliğimin oluşmasında önemli etkileri olmasındanda dolayı oldukça değerlidir. Sevdiğim spor, sevdiğim müzike yada sinema ile olan ilgim hep bu dönemlerde başlamıştı. Hatta dergi okumak ilgili olduğum şeyleri takip etme takıntımda o dönemin eseridir. Elbette internetin evime girmeside o döneme rastladığından sanal alem ile olan ilişkimin başlangıcıda o yıllara dayanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar gibi ilk defa birileri hakkında bir şeyler hissettiğim dönemlerde sanırım o yıllardı. Ha onca yıllık zamanda o konuda olmam gerekenden daha çocuk ruhlu bir yapım olmasından dolayı pek kendimi geliştirdiğimi söylemem. Belki bu durum benim için bir reflekstir. Zamanı gelince içimde bu konuda sakladığım bir şeyler varsa ortaya çıkar diye bir umudum var yinede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımın yine hep iyi anılarla anacağım bir diğer dönemide 2002 - 2006 arası oldu. Bu dönemde hem insan olarak hem öğrenci olarak dibide buldum çok özel yerlerede geldim. Özellikle 2004'e kadar olan dönemde çocuk olmaktan ziyade içinde bir çocuk olan genç adama dönüştüm sanırım. Ondan sonraki dönemde ise hayatımı daha dengeli bir yapıya oturtmakla uğraştm. Sevdiğim, zevk aldığım hobilerime ve ilgi alanlarıma yoğunlaşma fırsatı buldum. Ardından geleceğim hakkında ilk defa neler olabilir diye düşünmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamandan bu zamana ne yaptın ne ettin dersen hayatımı merkezine kendim için değerli olan şeyleri koyarak yaşadım. Çok komplike bir yaşam tarzı oturtmasamda kendi yağımla kavrulduğum ve yaptıklarımdan her şekilde zevk aldığım bir hayatım oldu. En azından insanlar söylüyor diye bir şey yapmaktansa kendi istediğimi yapabilmenin tadını çıkardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki tüm bu saydığım dönemlerden önce neler oldu neler bitti diyebilirsiniz. O dönemse hayatım çok daha basitti. Okul ve dersten arda kalan kısımda hayatımı arkadaşlarla top peşinde koşturmak ve çizgi film izlemekle geçirmiştim. Bu çizgi film tutkumun sanırım hayagücümü tetiklemesi daha doğrusu geliştirmesi gibi bir durumda onca zaman içinde olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sporu insanlar daha birbirlerini rekabet için gırtlamasından önce sevdiğim için pek öyle gözü kara taraftar profili çizmedim. Hemde sporun tek tarzını değil her tarzını izlemekten becerebildiklerimide denemekten zevk aldım. Özellikle takım sporları benim için hep özel oldu. Arkadaşlarınla bir amaç uğruna kenetlenerek elinden gelen her şeyi yapabilmek ve bunu yaparken eğlenebilmek hayatta olabilecek en güzel şeylerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet onca senenin muhasebesi az yada çok böyle oldu. Gerçi muhtemelen az olmuştur. Onca anı onca yaşanmışlıktan illaki önemli bir kısmı unutmuşumdur. Ama yinede anlattıklarımda benim geçmişim dediğimde ilk aklıma getirdiklerim oldu. Belki dünyanın en şanslı yada başarılı adamı değilim ama yinede yaşadıklarımdan yada yaptıklarımdan hiç pişman olmadım. Hayatım beni yönlendirmiş yada hayat beni yönlendirmiş bir şekilde geldiğim noktada olduğum kişi olmak istediğim kişiydi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-5830280928783030647?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/5830280928783030647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=5830280928783030647&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5830280928783030647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5830280928783030647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/03/25.html' title='25'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-4218874031479340952</id><published>2009-03-19T21:10:00.002+02:00</published><updated>2009-03-19T21:55:30.725+02:00</updated><title type='text'>Tuhaf (Creep)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Çok düşünüp, düşündüklerimi yapamadığımdan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kredi kartı harcalamalarımın yarısından fazlasını DVD alımlarımın oluşturmasından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sabah kalktığımda uykuya yeniden dalmak için iyi bir bahane bulamadığımdan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevzu ne olursa olsun onu istersem bir şekilde sinematografik bir yörüngeye oturtabildiğimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden her şeye takıp gerekli gereksiz asabileşirken artık olanı biteni umursamadan kendi yoluma gittiğimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin bir şeyi yapmasının benim o şeyi yapmam için bir neden olmamasından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnadım tuttumu kendime zarar versemde bildiğimden şaşmadığımdan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün en sevdiğim saatinin işin paydos olduğu saat olmasından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes yağmurda kapalı bir yere kendini atmaya çalışırken benim kafamı açıp o yağmurda ıslanmak istememden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımdaki eksiklikleri olduğu gibi kabul ettiğimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki ileri bir geri gideceğime üç durup bir gitmeyi tercih ettiğimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plan yapacağıma doğaçlama yaşadığımdan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırs yerine huzuru tercih ettiğimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşurken kafamda hazırladıklarımı hiç bir zaman hazırladığım gibi söyleyemediğimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu konuyu yazmam lazım unutmamalıyım diyip bazı fikirleri hatırlamak için kırk takla attığımdan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zayıflığımı, acımı gösteremeyip zaman zaman kendimi tükettiğimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımı gizli saklı yaşamaktan ziyade basit ve açık yaşadığımdan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeri geldimi içmedende çakırkeyif olabildiğimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostlarla vakit geçirmeyi bazen pek çok şeyin önüne koyabileceğimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen hayırda olsa bir cevap duymak için bazı soruları sorabildiğimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeri geldimi basit ve hatta ucuz şeyleri bile sevebildiğimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala ve inatla olgunlaşmamaya çalıştığımdan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlanmak ve sorumluluk almak yerine ıssız bir adada kendi halimde olmak isteyeceğimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ondan, ama bundan yada şundan hepsi yada herhangibiri yüzünden diğer insanlardan tuhafım. En azından zaman zaman bana öyle geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu konuyu yazmaya karar verdiğimde aklıma &lt;a href="http://fizy.org/yL4h9fLYA6MC"&gt;şu&lt;/a&gt; şarkı geldi. Çok konsepte uydu mu emin değilim ama bana konuya soundtrack olmuş gibi geldi açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-4218874031479340952?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/4218874031479340952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=4218874031479340952&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4218874031479340952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4218874031479340952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/03/tuhaf-creep.html' title='Tuhaf (Creep)'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-272300231697187139</id><published>2009-03-16T19:57:00.002+02:00</published><updated>2009-03-16T20:28:11.428+02:00</updated><title type='text'>Post-İt Notları #8</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;- Baktım bu aralar bir şeye odaklanıp ondan bahsedemiyorum (aslında bir konu var ama onu haftaya bugün yazmak istiyorum), Bende aklıma takılan ufak kırıntılardan bahsedeyim diyerek bayadır yazmadığım notlarıma sarılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son bir aydır aşırı rutin bir hayat yaşadığımdanmıdır nedir haftalar su gibi akar oldu. Uyanıyorum pazartesi sora şak diye perşembe, pat diyede pazar oluyor. Hayır haftaiçi günler geçsin ona itirazım yok. Hatta memnun olurum. Ama şu durum cuma 18.00 ve pazar 23.59 arasında olmazsa çok süper olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir önceki maddeye bakınca fark ettimki şu aralar hiç haftasonu tatili dışında bir tatil yaşayamadığımdan zihinsel olarak baya bir fazla yükleme riski ile karşı karşıya gibiyim. Tüm haftanın yorgunluğunu atabilmek için iki gün bana pek yetmiyor sanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu haftasonu (taktım haftasonuna haaaa :D ) uzun zamandır izlemediğim kadar çok sayıda film izledim. Açıkçası film seçimlerimin fena olmamasından mıdır nedir farklı tarzlarda filmleri izlerken pek kafam karışmadı. Ama yinede bir kaç hayal kırıklığı yaratan filmde oldu. Onlarıda aşağıda inceleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Öncelikle ilk filmi çok ciddi beğeni kazanmış futbolda holiganlığı vurucu bir dille anlatan Green Street Hooligans filminin devamı olan Hooligans 2: Stand Your Ground ile başlamak lazım. Öncelikle filmin kadronun ilk filmdikei kadro ile alakası kalmamış. Sadece ilk filmde ekibin yancılarından olan Dave bu filmde esas eleman olmuş ki bu rol kendisine bir kaç gömlek ağır gelmiş. Filmin zaten bu noktada sırf ilk filmin ekmeğini yemeye çalışan tırt bir devam filmi olduğunu anlıyorsunuz. Birde bu yetmezmiş gibi filmin futbol ve holiganlıkla alakası kalmayıp son derece basit ve kötü bir hapishane filmi haline getirilmiş. Bu filmin yerine Mean Machine filmini tavsiye eder bu maddeyi noktalarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir diğer eleştireceğim film ise Jim Carrey'nin yeni felsefik komedisi Yes Man olacak. Aslında kötü bir film demem zor ama Liar Liar yada Bruce Almighty filmlerinden sonra bu tür bir film gelmesi nedeniyle beklentileri karşılamakta zorlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İki eleştiriden sonra sırada çok çok beğendiğim bir filme gireyim. Gösterime girdiği hafta gittiğim Watchmen filminden çok çok memnun kaldım. Alan Moore, V For Vendetta eserini yaratmış biri olarak bu filmin uyarlandığı eserin sahibidir ve tıpkı V'de olduğu gibi bu eserininde sinemaya uyarlanmasından pek memnun olmadığını okudumki sanatçı ruhlu insanlarda bu tür düşünceler aslında mantıklı geliyor. Neyse lafı toparlayıp tekrardan filme dönecek olursak. 1960lı yıllarda ortaya çıkan kahraman grubunun etkisi ile alternatif bir 1985 yılındayız. Kahramanlar artık emekli olmuş dünya ise soğuk savaşın sonunda sıcak savaşın tehditi ile burun burunadır. İşte böyle bir durumda sık sık geçmiş dönüşlerle süslenen sağlam hikayeli ve görsel açıdan çok başarılı bir film Watchmen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Baya Atilla Dorsay ile Alin Taşçiyan tarzında köşe yazısı gibi bir şey yazmış oldum ufaktan ufaktan. İnsan kendini kaptarınca bazen böle bombalıyor gibi sanırım. Ama en azından benimki sanatsal filmlerden ziyade daha farklı tarzda filmleri konu ettik. Dur bak ilham geldi bir şeyler daha ekleyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çizgi romanını çok sevdiğim Punisher'ın yeniden yapılan başlangıç filmi Punisher: Warzone ilk filmden iyi olsada yinede bazen sahneleri testere serisi tadında kanlı yapalım derken hafiften komedi yapmışlar. Ama yeni Castle kesinlikle çok daha başarılı olmuş. Ama bu filmdeki kötü Jigsaw (Demin testere benzetmeleri demiştim dimi. Gerçi bu karakter çizgi romanda da var ya neyse) kötü veya korkutucu olmaktan ziyade basit ve komik olmuş. Bu yazki Joker performansından sonra bu konuda zor beğenir oldum haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Slumdog Millionaire aldığı 8 oscarın hepsini ayrı ayrı hakkediyor bence. Zaten Danny Boyle'u Trainspotting filminden (Bu filmden bahsedince aklıma hep Ewan McGregor'un düşen uyuşturucularını almak için tuvalete elini soktuğunda girdiği hayal dünyası aklıma geliyor) beri kendisini mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum. Bu filmdede o sert, akıcı ve hem eğlenceli hemde dramatik sahnelerle insanı etkiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Film film oldu yazı ama fenada olmadı gibi en azından bu konuda birikenleri yazmış oldum. Bunları teker teker toplayıp yazmaya kalksam bu aralarki üşengeçlikle yazmam pek mümkün olmazdı herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu arada dizi olarak son zamanlarda Chuck çok sağlam gitmeye başladı. Her bölümünü zevkle izliyorum. Konusu öyle çok kafayı yormayan eğlenceli ve bol aksiyonlu bir film olmasının yanında kullanılan pek çok şarkınında bölümleri çok daha izlenir hale getirmeside iyi oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şu maddelere bakıyorumda bu aralar kafayı boşalmak için sürekli ekran başına atıyorum kendimi. Hani şu bahsettiğim tatilsizlikten dolayı olan zihinsel yorgunluğu atmak için kafayı normal hayatın dışında şeylerle doldurma yoluna gidiyorum sanırım. Neyse baya biriken şeyleri döktük ettik zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son olarak ilk maddede bahsettiğim olay gelecek hafta 25. yaşıma girmemle hayatımın ilk çeyrek yüzyılı ile ilgili bir şeyler karalamak. Sanırım bu konu tembelliğimi yenebilecek derinlikte olabilecek.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-272300231697187139?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/272300231697187139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=272300231697187139&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/272300231697187139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/272300231697187139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/03/post-it-notlar-8.html' title='Post-İt Notları #8'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-2034753677774870266</id><published>2009-03-10T23:43:00.002+02:00</published><updated>2009-03-10T23:48:07.538+02:00</updated><title type='text'>Watchmen'in Hatırlattıkları</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Issız Adam nasıl&lt;/span&gt; unuttuğumuz şarkıları bize yeniden hatırlattıysa Watchmen filmide alternatif bir 1985'te geçen bir hikayeyi anlattığında unutulan yada en azından benim pek aklımda kalmamış şarkıları su yüzüne çıkardı. Her zamanki gibi uzun yazmadan sadece o iki şarakıyı paylaşacağım ve kenara çekileceğim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h2 style="font-weight: normal; font-family: arial;"&gt;&lt;a href="http://fizy.org/wcw-cKJU2UO"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;simon &amp;amp; garfunkel - the sound of silence&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/h2&gt;&lt;br /&gt;&lt;h2 style="font-weight: normal;"&gt;&lt;a href="http://fizy.org/wnETamMQqQO"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;bob dylan - the times they are a-changin'&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/h2&gt;Bu arada filmide ayrıca tavsiye ederim. Müzikleri nedeniyle Soundtrack albümüde arşive katılabilir aslında.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-2034753677774870266?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/2034753677774870266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=2034753677774870266&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2034753677774870266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2034753677774870266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/03/watchmenin-hatrlattklar.html' title='Watchmen&apos;in Hatırlattıkları'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-4505820351982677975</id><published>2009-03-02T22:21:00.007+02:00</published><updated>2009-03-03T00:29:25.080+02:00</updated><title type='text'>Soundtrack Çağrışımları</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Film izlemeyi severim. Özelliklede macera filmlerinin ön plana çıktığı dönemlerde büyümüş biri olarak bu tür filmlere ayrı bir sempatim olduğunuda her zaman belirtmişimdir. Ama bu macera filmlerini unutulmaz kılan tek şey başroldeki karakterin tek kişilik ordu olmasıyla sınırlı kalmamıştır. Oyuncuların performansı kadar filmin havasına ve ruhuna uyan son derece gaz verici şarkılarda bu filmlerin olmazsa olmazlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şarkılardan bir demet ile bir nostalji yaşayayım dedim. Daha doğrusu Azura ile muhabbet ederken bu konuya seğirtince muhabbet acaba olur mu dedim içimden. Şimdi anlayacağız olacakmıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/y@pinca--t4Z"&gt;1- Rambo Home Coming&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tek kişilik ordu John Rambo hayatımıza ilk girdiğinde yeşilliklerle çevrili bir yolda yanlız başına yürürken arka fonda bu şarkı vardı. Aynı şekilde efsanenin vedasında son sahnede babasının çiftliğine giderkende bu şarkının çalması ile bir nevi çember tamamlanıyordu. Yaklaşık 20 yıl önce  unutulmaz müzikle başlayan olaylar yine o unutulmaz müzikle noktalanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/wJF03_gIdRl"&gt;2 - Rocky - Rocky Theme&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yine Stallone yine bir efsane daha. Belki ilk filmde bu şarkı o kadar ön planda değildi ama özellikle ikinci film ile beraber filmlerin başında ve dövüş sahnelerinin en civcivli yerleinde hep bu şarkı çalmıştır. Çocukluğumda bu filmi her izlediğimde bu şarkının başladığı anda tüylerim diken diken olurdu. Bu liste için bu şarkıyı hazırlarken dinlediğimde de aynı duyguları bir daha yaşadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/y2OZ_oAV3cUt"&gt;3 - Terminator - Terminator Theme&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evet geldik bir diğer aksiyon unutulmazına. Terminator insanlar için unutulmaz olmuşsa bunda bu şarkınında etkisi yok diyebilen biri var mı açıkçası merak ediyorum. Arnold'un donuk bakışları ve bu müziğin insanın kanını donduran vuruculuğu tek kelime ile filme cuk oturmuştu. Özellikle en sonundaki mekanik sesleri duydukça insanın makineler karşısındaki çaresizliğini daha da fazla hissediyordu insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/wYiz5_1g@3M"&gt;4 - The Last Of The Mohicans - Theme Song&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film olarak önceki üçü gibi saf aksiyonu ön plana çıkaran filmden çok daha iyi ve sanatsal bir yapımdı. Ama benim burda bu şarkıyı seçmemde önemli olan kriter bu filmin diğerlerinden daha sanatsal olmasından ziyade bu şarkının unutulmaz bir eser olması ile alaklı (ki listenin ilerleyen kısımlarında nispeten tırt filmlerinde sırf müzik nedeniyle bu listeye girdiğine şahit olacaksınız) oldu. Otantik ve insanın içine işleyen havası ile filmi unutulmaz yapan en önemli etkenlerden biriydi elbetteki bu şarkı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/yoZdJE0Rjcwt"&gt;5 - The Godfather - Theme Song&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Corleone mafya ailesinin yıllar süren o unutulmaz hikayesini Marlon Brando'yu, James Caan'ı, Robert DeNiro'yu yada Al Pacino'yu bu filmde hatırlarken bu efsane müzikle hatırlamışızdır hep. Buram buram akdeniz kokan o enfes tınının yanın kanla ve acıyla kurulan bir imparatorluğun içten içe sinmiş o derin yaralarınıda hissetiren bir havası vardı bu şarkının. Her bakımdan bu efsanenin unutulmazlarındandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/y5B9sWL3jzlW"&gt;6 - The Good, The Bad &amp;amp; The Ugly - Ecstasy Of Gold&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Western denince akla gelen ilk üç filmden biridir İyi, Kötü ve Çirkin. Dönemin westernlerinin müzikleri konusunda üstad sayılabilecek Ennio Morricone'de bu unutulmaz filme sihirli dokunuşu ile bu unutulmaz şarkıyı kazandırmıştır. Mezarlıkta altınların arandığı o sahnede mezarlığın etrafında baş döndüren kamera hareketleri sırasında o görüntülere tezat bu şarkının dinginliği ile insan kendini o mezarlıkta kaybedebilir belkide.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/y6JCDDhydYiy"&gt;7 - Star Wars - Theme Song&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;George Lucas ve John Williams beraber çalıştıklarında ortaya hep kaliteli işler çıkmıştır. Ama tüm Star Wars filmlerinde derin uzay boşluğuna bakarken akmaya başlayan yazıların arka fonunda duyulan bu şarkı serinin kendisi gibi kuşaktan kuşağa pek çoklarını etkiledi ve unutulmazlar arasına girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/yerodS94pVdg"&gt;8 - The Dark Knight - The Dark Knight Theme&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Listenin en taze ama belkide en önemli filmlerinden biri ve onun unutulmazlar arasına girecek şarkısında sıra. Filmin başındaki soygun sahnesinden başlayarak önemli tüm aksiyon sahnelerinde bu şarkıyı duymak mümkün. Bu kadar karanlık senaryosu olan bir filmin ana müziği olarak kullanılmaya son derecede uygun hazırlanması sayesinde filmin ruhu ile inanılmaz iyi bütünleşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/yGiQQGpS0NwY"&gt;9 - Smokin Aces - Dead Reckoning&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Listenin başlarında nispeten tırt bir filmde olsa şarkısı için buraya yazacağımı söylemiştim. İşte şimdi sıra o filmde ve şarkıda. Smokin Aces bence hiç bir şekilde çok parlak bir film olamadı. Ne iyi bir macera nede Tarantino tarzı bir ucuz filmdi. Ama Clint Mansell filmin sonu için öyle bir parça hazırlamıştı ki filmdeki tüm o saçmalıkları unutup final ile beraber olduğunuz yerde çuval gibi kala kalıyordunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/y-HBWBNsnhL@"&gt;10 - Requiem For A Drem - Theme Song&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yine Clint Mansell ama bu sefer kült olmuş bir filmin kendisi gibi kült olmuş müziği ile listeme girmeyi başardı. Bu filmdeki o keder, o her adımda her şeyin giderek kötüleşmesi, her şeyin kararmasını üzerine daha uygun olabilecek bir şarkı aklıma gelmiyor açıkçası. Filmin vuruculuğunu o kadar çok öne çıkarıyorki bazen filmin ana karakteri bu parçaymış gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/wVscgD514le"&gt;11 - Schindler's List - Theme Song&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Spielberg bu film ile beraber efekt bombardımınana ihtiyaç duymadanda çok çok iyi filmler çekebileceğini kanıtlamıştı. Konusu gerçeklerden yola çıkılarak yapıldığından zaten izleyen insanda yeterli derecede keder yaratıyordu. Ama pek çok dokunaklı sahnede bu şarkıyıda duydukça insanın boğazında bir şeyler düğümlenip kalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar kendi listemi yaptım sırada Azura'nın seçimleri var.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/y-kaZx0axTFt"&gt;&lt;br /&gt;12 - Elizabeth The Golden Age - Score&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Daha başlangıçta isimler geçerken çalan bu parça insanın duygularını da çok farklı yerelere sürüklüyor. Muhteşem yaylı çalgılar eşliğinde karmaşık duygulara kapılıyorsunuz. Filmi merak ettiğinizden &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;heyecanlanıyorsunuz ama parça öyle hüzünlü ki ve işte bu size farklı duygular hissettirmenize neden &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;oluyor. Tabi filmdeki müzikleri ve görselliği ki oyunculukları da es geçmemek lazım çok güzeller. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-family: arial;" href="http://fizy.org/wfd_BMJm6QX"&gt;13 - Troy - Briseis &amp;amp; Achilles&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt; Her ne kadar mitolojik bir film olsa da içinde işlenen aşk ve kahramanlık öyüsüyle bu eşsiz müzikle birleşince ortaya böyle muazzam birşey çıkıyor.Aşkların içindeki o duyguları bu şarkıda tamamıyla hissedebiliyorsunuz.İnişli çıkışlı ezgisi heyecanı, kısık ve yumuşak geçişler duygularını ve sonlara doğru duyduğunuz o hüzün dolu parçada aşklarının sonsuz  olmasını simgeliyor bana göre...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://fizy.org/wJqonzIFtiN"&gt;14 - Les Choristes - Les Choristes&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Fransızcanız olmasa da şarkıda ki umudu hissedebiliyorsunuz. Tabi filmde işlenen konu itibariyle  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;ve şarkıyı söyleyenlerin de filmdeki çocuk oyuncuların olması da parçaya ayrı bi şirinlik katıyor.  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;şarkıyı söylerken profesyonel olduklarını düşünürsünüz bir an. Oyunculuk bakımından da ses bakımından da  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;özenle seçildikleri belli oluyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Evet efendim iyisi ile kötüsü ile bizi ilgili oldukları filmleri hatırlatan şarkılardan oluşan listemizin sonuna geldik. Sağlıcakla kalınız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-4505820351982677975?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/4505820351982677975/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=4505820351982677975&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4505820351982677975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4505820351982677975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/03/soundtrack-cagrsmlar.html' title='Soundtrack Çağrışımları'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-586840769113930606</id><published>2009-03-01T21:47:00.003+02:00</published><updated>2009-03-01T22:42:10.859+02:00</updated><title type='text'>Ben ve Şiir</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://slnnn.blogspot.com/2009/03/siir-mim.html"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a href="http://slnnn.blogspot.com/2009/03/siir-mim.html"&gt;Voodo Girl&lt;/a&gt; mimlemiş beni sağolsun. Normalde mimlerden hoşlanırım. Ama bu mim beni korkutmadı dersem yalan olur. Mimin konusu sevdiğim bir şair ve onun sevdiğim bir şiiri paylaşmam üzere. Sorun şu ki ben hiç bir zaman şiir konusunda bilgili biri olmadım. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şiir yazamam (ki bu o kadar şaşırtıcı ve ilginç bir şey değil), pek fazla şiir okuduğum söylenemez hele hele şiirleri sesli okuma konusu dünyada bana en uzak olan şey. Bunda bir ihtimal ilkokul, ortaokul ve lisede şiir okumak zorunda kalabilme ihtimalimin bana verdiği korkununda etkisi vardır herhalde. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yinede ailem şiir konusunda benim kadar olaya Fransız (hoş bu deyimde kullanılan Fransız kelimeside pek uygun olmayacak gibi. Malum Fransızlar şairane insanlardır ama deyimide deforme etmeyeyi dedim) kalmadıklarından onların sayesinde bende bir kaç şiir bilmiş duymuş olabilmiş oldum.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mimin ana konusundan ciddi olarak çıkmadan en sevdiğim iki (bir tane bulamam derken iki tane yazabildim aferin bana) şiiri paylaşayım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İlki Nazım Hikmet Ran'ın Japon Balıkçısı şiiri olacak. Bu şiiri sevmemde en önemli etken geçmişte Burak Bora'nın (Bildiğim kadarı ile kendisi adına Anadolu Lisesi yapılan Burak Bora değil sadece isim benzerliği) bu şiiri şarkılaştırması oldu sanırım.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="font-weight: bold;" class="iyazb"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Japon Balıkçısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;  &lt;span style="font-weight: bold;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: 100; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal; color: rgb(102, 102, 102);"&gt;Denizde bir bulutun öldürdüğü&lt;br /&gt;                                      Japon balıkçısı genç bir adamdı.&lt;br /&gt;                                      Dostlarından dinledim bu türküyü&lt;br /&gt;                                      Pasifik'te sapsarı bir akşamdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balık tuttuk yiyen ölür.&lt;br /&gt;Elimize değen ölür.&lt;br /&gt;Bu gemi bir kara tabut,&lt;br /&gt;lumbarından giren ölür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balık tuttuk yiyen ölür,&lt;br /&gt;birden değil, ağır ağır,&lt;br /&gt;etleri çürür, dağılır.&lt;br /&gt;Balık tuttuk yiyen ölür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimize değen ölür.&lt;br /&gt;Tuzla, güneşle yıkanan&lt;br /&gt;bu vefalı, bu çalışkan&lt;br /&gt;elimize değen ölür.&lt;br /&gt;Birden değil, ağır ağır,&lt;br /&gt;etleri çürür, dağılır.&lt;br /&gt;Elimize değen ölür...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Badem gözlüm, beni unut.&lt;br /&gt;Bu gemi bir kara tabut,&lt;br /&gt;lumbarından giren ölür.&lt;br /&gt;Üstümüzden geçti bulut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Badem gözlüm beni unut.&lt;br /&gt;Boynuma sarılma, gülüm,&lt;br /&gt;benden sana geçer ölüm.&lt;br /&gt;Badem gözlüm beni unut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gemi bir kara tabut.&lt;br /&gt;Badem gözlüm beni unut.&lt;br /&gt;Çürük yumurtadan çürük,&lt;br /&gt;benden yapacağın çocuk.&lt;br /&gt;Bu gemi bir kara tabut.&lt;br /&gt;Bu deniz bir ölü deniz.&lt;br /&gt;İnsanlar ey, nerdesiniz?&lt;br /&gt;                         Nerdesiniz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şiiri ilk duyduğumdan beri aklıma ne zaman gelse beni çok etkiler. Nedenini niçini açıklamakta zorlanıyorum ama şiirde bir depresif hava varmış gibi geliyor bana ve o hava nedeniyle bana oldukça etkileyici geliyor sanırım diyerek bunu mümkün olan en mantıklı şekilde açıklayabilirim sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer şiir ise yine oldukça bilinen bir şiir olacak. İkinci seçimim Orhan Veli'nin İstanbul'u Dinliyorum şiiri oldu. Açıkçası Atilla İlhan'ın Ben sana mecburum  ve Cahit Sıtkı Tarancı'nın Otuzbeş Yaş şiirlerinide buraya koyabilir miyim diye düşündüm. Ama İstanbul'a benim gibi bağlıysanız. Böyle bir şiiri öne çıkarmanız gayet doğal oluyor aslında&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-family:Times New Roman;font-size:130%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;İstanbul'u Dinliyorum&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;  &lt;pre&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;"  &gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı&lt;br /&gt;Önce hafiften bir rüzgar esiyor;&lt;br /&gt;Yavaş yavaş sallanıyor&lt;br /&gt;Yapraklar, ağaçlarda;&lt;br /&gt;Uzaklarda, çok uzaklarda,&lt;br /&gt;Sucuların hiç durmayan çıngırakları&lt;br /&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.&lt;br /&gt;                &lt;br /&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;&lt;br /&gt;Kuşlar geçiyor, derken;&lt;br /&gt;Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.&lt;br /&gt;Ağlar çekiliyor dalyanlarda;&lt;br /&gt;Bir kadının suya değiyor ayakları;&lt;br /&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.&lt;br /&gt;                &lt;br /&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;&lt;br /&gt;Serin serin Kapalıçarşı&lt;br /&gt;Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa&lt;br /&gt;Güvercin dolu avlular&lt;br /&gt;Çekiç sesleri geliyor doklardan&lt;br /&gt;Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;&lt;br /&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.&lt;br /&gt;                &lt;br /&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;&lt;br /&gt;Başımda eski alemlerin sarhoşluğu&lt;br /&gt;Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;&lt;br /&gt;Dinmiş lodosların uğultusu içinde&lt;br /&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.&lt;br /&gt;                &lt;br /&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;&lt;br /&gt;Bir yosma geçiyor kaldırımdan;&lt;br /&gt;Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.&lt;br /&gt;Birşey düşüyor elinden yere;&lt;br /&gt;Bir gül olmalı;&lt;br /&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.&lt;br /&gt;                &lt;br /&gt;İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;&lt;br /&gt;Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;&lt;br /&gt;Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;&lt;br /&gt;Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;&lt;br /&gt;Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından&lt;br /&gt;Kalbinin vuruşundan anlıyorum;&lt;br /&gt;İstanbul'u dinliyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;İstanbul'u&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; bu kadar iyi anlatan bir eser benim her zaman özel olacaktır.&lt;/span&gt; Evet benim için pek kolay olmayan bir görevi daha yerine getirdim sanırım. Zor bir konu olduğu için hemen görevi yerine getirerek ani karar verip daha sonra düşünüp kafamı karıştırıp iyice çorbaya çevirmekten daha etkili oldu gibime geldi. Neyse yaptık işte bir şeyler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;pre&gt;&lt;/pre&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-586840769113930606?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/586840769113930606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=586840769113930606&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/586840769113930606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/586840769113930606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/03/ben-ve-siir.html' title='Ben ve Şiir'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-2158179929617306626</id><published>2009-02-18T23:17:00.002+02:00</published><updated>2009-02-18T23:38:09.955+02:00</updated><title type='text'>Hem İçindeyim Hem Dışındayım Şu Hayatın</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Zaman olur insan ne yapacağını bilmez bilemez. O durumlarda her şeye seyirci olarak kala kalır. Fakat bazende insan bilerek isteyerek olaylara daha doğrusu kendi yaşadıklarına seyirci olmak dışıarıdan seyretmek ister. Belkide bu sayede kendi hatalarını daha düzgün bir şekilde idrak edeceğinden belkide her şeyi sinema tadında bir daha yaşamak istediğinde. Burda nedenin ne olduğu kadar hareketin kendiside önem arz ediyor. O nedenle hareket üzerinden gitmekte fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan her uyumak için uzandığında sadece rüya görmez. Bazen unutamadığı olayları kafasında yeniden yaşar. Ama olayların kahramanı değilde seyircisi olarak yapar bunu. İşte bu noktada kontrol sendedir. Bir nevi tanrıyı oynarsın. Aynı anı tekrar tekrar ileri geri sarıp olayların farklı yönlense nereye varacaklarını hayal edebilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nicholas Cage'in oynadığı Next diye bir film vardı. Cage iki dakika sonra olacakları görebilen bir adamı oynuyordu. Bu adam hayatında bir kez gördüğü bir kıza aşık olmuş ve onu tekrar görmek için her gün aynı kafeye gidip onu bekliyordu. Bir gün kız çıka geldiğinde onunla tanışmanın en doğru yolu için sırayla pek çok alternatif gelecek senaryosunu deniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte insan evladı bunu gerçek hayatta yapamasada kafasında yapabiliyor. Bunun insanın yaşadıkları içinde yaptıklarını yeniden değerlendirebilmesi kadar tanrıyı oynayabildiği anlar olması bakımındanda herkesin hoşına gittiğini düşünürüm. Hayallerdede olsa gerçekten yolan çıkılarak bir durumda sınırsız irade ve kontrol gücüne sahip olmak her açıdan insanı çok tatmin eden bir olgu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada seyirci lafı biraz durumu anlatmak için yanlış bir seçim gibi geliyor farkındayım ama olayın sadece kontrol yönü olmaması nedeniyle bence hala doğru kelime seyirci. Bazen insan sadece bir olayı tekrar tekrar yaşamak ister. Ne kadar mutlu olduğunu hatırlamak için yada hüznünü yenebilmek için o yıkım anını tekrar yaşayarak güçlenmek için veyahut yaptığı hatayı bir daha yapmamak için kafasına bu durumu iyice nakşetmek için. Gerçek olayların akışına müdahele etmez. Sadece olayın kahramanlarından biriyken fark edemediklerini fark etmeye odaklanır. Yada en azından bunu yapmaya çalıştığına inandırır kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat neden ne olursa olsun insanın neden sinema sanatın yarattığını bu anların tekrar gözümüzün önüne geldiği anlarda daha iyi kavrayabiliriz. Kendi yaşadığımız duyguları tekrar yaşamak için onlaarı hatırlamamız yeterli olur ama yaşamadığımız duygular ne olacak. Onlarıda birebir yaşamasakta en azından bunlara seyirci olmamız gerekir. Bu noktada insan evladı sinemayı, tiyatroyu hatta edebiyatı ve müziği yaratma ihtiyacı duymuştur. Kendi duygularını o duyguları yaşamamış insanların bunlara seyirci olmasını sağlayan sanatçıların durumu ise daha değişik daha doğrusu anlatması beni aşacak bir konu gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse yeterince dağıttıklarımızı bir nebze olsun toplamaya gayret edecek olursak bazen aynı senaryoyu bazense geliştirilmiş versiyonunu görmek ister insan kendi hayatının. Bazı duyguları yeniden yaşamaya ihtiyaç duyar çünkü. Zaman zaman bu ihtiyaçları sadece kendi duyguları ile dizginleyemediğinden yeni duygular içinde başkalarının anılarına yada o başkalarının anıları kadar gerçek eserlerine seyirci olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani anlayacağınız olaylara seyirci kalmak aslında o kadar boş bir şey değil yeterki o anda neler olduğunun farkında olun.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-2158179929617306626?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/2158179929617306626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=2158179929617306626&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2158179929617306626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/2158179929617306626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/02/hem-icindeyim-hem-dsndaym-su-hayatn.html' title='Hem İçindeyim Hem Dışındayım Şu Hayatın'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-5444754760121375022</id><published>2009-02-17T22:56:00.002+02:00</published><updated>2009-02-17T23:23:14.696+02:00</updated><title type='text'>Kendi Halinde Bir Delinin Son Derece Olağan Günü</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Başlangıç Öncesi Not: Eski taslaklar arasında bu başlığı gördüm. Sadece iki cümle yazıp bırakmışım. Halbuki çok güzel bir başlıklmış harcamamak lazım diye düşündüm.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Her insan güne başlamada ritüelleri vardır. Ama onunkiler biraz farklıydı. Gerçi onu tandığınızda bu durumun onun kendi doğası içinde o kadarda farklı ve alışlılmamış olduğunu anlardınız. Zaten onu tanıyorsanız hayattaki pek çok şey size ilginç gelmeyecektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O böyle bir adamdı. Bariz bir şekilde deliydi. Ama şu eline silahı alıp önüne geleni vurup bunu bilgisayar oyunlarından bir sahne gibi gören tehlikelilerden değildi. Onun zararı en fazla kendine olurdu. Kendi halinde bir tatlı deliydi. Sadece onun kendi hallerinin izlemesi ilginçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize göre ilginç ona göre sıradan bir gün daha başlamak üzereydi. Bu tür bir insanın yattığı yatağında darma dağın olmasını beklersiniz ama o sizi bu konuda da fazlasıyla şaşırtabiliyordu. Beklediğinizin aksine kendisi son derece sakin uyurdu. Çoğunlukla gece nasıl yattıysa aynı şekilde uyanırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyanır uyanır ilk işi kışta olsa yazda olsa kafasını buz gibi suyun altına sokmak olurdu. O uyku mahmuru hal ile yaşadığı şok sayesinde kendini yeniden doğmuş gibi hissederdi. Güne başlamaya hazırdı. Zaten elbiseleri ile uyuduğundan dışarı çıkmaya fazlasıyla hazırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buz gibi havada ince bir kazak ve üstüne bahar akşamlarındaki serinliğe bile karşı koyamayacak bir hırka vardı. Buna rağmen pek üşüyor gibi görünmüyordu. Zaten soğuk havayıda severdi. Özelliklede bu havada eldiven ve bere takabilmesi çok hoşuna giderdi. Hoş bereyi yazında takardı ama o sıcaklarda kolay olmuyordu. Bu havada ise hem bere hemde eldiven yerine cuk oturuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar bilinçsizce yürüyor gibi görünsede ayakları nereye gideceğini tam olarak biliyordu. Birazdann kahvaltısı olacak olan simidi alacak ardından o simidin yarısını kuşlara atacağı sahil kenarındaki banka oturacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Martılar onu görmeyi pek bir severdi. Nede olsa onun sayesinde yemek için buz gibi suya dalmak zorunda kalmayacaklardı. Hem o da elinden geldiğince hakkaniyetli yemeleri için çok usuturplu fırlatırdı simit kırıntılarını. Tüm martılar sebeplensin diye kendi yiyeceği yarıyı bile onlara attığı olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ritüelde bitince artık en sevdiği şeyler başbaşa kalabilirdi, yani boğazla. Soğuk havanın bir diğer güzel yanıda buydu. Bu havada kimse oraya gelmezdi. Böylece en büyük aşkı ile saatlerce başbaşa kalabilirdi. Boğaz ona tüm sırlarını tüm hikayelerini anlatır oda onu sabırla dinler bazende onlar konuşurdu. Zaten adıda bu konuşmalarından dolayı deliye çıkmıştı. Onunsa umurumda değildi. Hatta daha bile iyi oluyordu. Böylece onu sevdiceği ile konuşurken rahatsız etmeye cesaret edemiyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu muhabbetle saatlerin nasıl getçiğini anlamamıştı. Hoş anlasada fark etmezdi ne dakik bir insandı nede saatle bir işi vardı. Bir şeyi ne zaman yapmak isterse o zaman yapardı. Deliliğin özgürlüğünü sonuna kadar yaşardı bu sayede. Bu sırada yolun banka yakın kısmından bir müzik duymuştu. Orada bir araba durmuş camındanda bangır bangır bir müzik duyuluyordu. Bunu fark ettiği ilk anda rahatsız edildiği için biraz kızmıştı ama sonra şarkılar hoşuna gittiğinden oda olduğu yerde şarkılara hareketleri ile eşlik etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalkmaya karar verdiğinde ise arabanın yanından hoplaya zıplaya dans ederek geçmişti. Arabadakilerin şaşkın bakışlarına gülerek karşılık vermiş kendi yoluna gidiyordu. Saat öğleni geçmiş akşam saatlerine göz kırpıyordu. Bu saatlerle ilgili hiç bir planı olmazdı. O nedenle durakların olduğu yere gidip canının istediği ilk otobüse binerdi. Kader onu nereye götürürse oda o yolun yolcusu olmaya gönllüydü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seferki çok uzak bir yerin otobüsü değildi ama kalabalık otobüse binmeye çalışan neşeli gençleri görünce kısa ama eğlenceli bir yolculuk yapmayı mantıklı bulmuştu. Otobüse ancak orta kapıdan binebilmişti. Gerçi ne bileti nede akbili olan biri için bu oldukça iyi bir şeydi aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamda gelinlerini çekiştiren iki yaşlı teyzenin önünde ayakta duruyordu. Teyzeler onun farketmeden konuşuyorlardı. Fakat bir süre sonra burunlarının dibinde onlara sırıtarak bakan birinin olduğunu görünce durumdan rahatsız oldular. Oda teyzelerin keyfini kaçırmamak niyetindeydi. Hemen daha arkalara doğru ilerledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer otobüse binmesine neden olan gençlerin hemen önündeydi. Az önceki deneyimden akıllandığı için dinlediğini çaktırmayacaktı sözde. Ama dinlemeye başlayalı 10 dakika oldu olmadı genlerden birinin yaptığı espriye katıla katıla gülüp ne güzel espriydi hay çok yaşayasın dediğinde insanların tepkisini görünce inmesi gerektiğine karar vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaderin bir oyunu olsa gerek bu otobüs onu evine oldukça yakın bir yere indirmişti. Oda bir güne yetecek kadar macera yaşadığını düşünüyordu. Evine doğru yola çıktı. Asla kilitli olmayan kapısını kolayca açtı. Şöyle biraz televizyonlara baktı ve sonra yatağa üstünü bile örtmeden uzandı. Sabah olduğunda da aynen bu halde uyanacağından emin olarak huzur içinde uyudu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-5444754760121375022?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/5444754760121375022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=5444754760121375022&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5444754760121375022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5444754760121375022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/02/kendi-halinde-bir-delinin-son-derece.html' title='Kendi Halinde Bir Delinin Son Derece Olağan Günü'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-8044777687133347013</id><published>2009-02-17T21:02:00.002+02:00</published><updated>2009-02-17T21:57:00.066+02:00</updated><title type='text'>Creature Of Habit</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Call Of Duty 5'te İlk Sovyet ordusu görevinde geçer bu özdeyiş. Alışkanlıklarına bağlı bir Alman Generalini tanımlamak için kullanıyorlardı. Peki ben neden burda kullanıyorum bu özdeyişi. Elbette bununda bir hikayesi varki tahmin edeceğiniz üzere bu yazının ana konusuda bu olacak.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alakasız görünen ama aslında bu yazının kafamda oluşmasını sağlayan başka bir şeyden bahsetmem lazım şu noktada. Ben basketbol özellikle NBA'i takip eden biriydim. NBA için bir şov dersek her sene sezon ortasında yapılan All Star Haftasonu etkinlikleri bu şovun zirvesidir. Bende 2002 yılından beri bu şovu enine bonuna izlerdim. Yedi senedir bu organizasyonu sabahlayarak izler kendi açımdan tarihe şahitlik ederdim.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama hep diyorum ya iş hayatı beni değiştiriyor diye. İşte bir değişiklikte bu oldu. Yedi sene sonra ilk defa bütün hafta sonu hiç bir organizasyonu izleyemedim. İşte bu noktada alışkanlıklarıma olan bağlılığımı irdeleme ihtiyacı hissettim.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fark ettimki ben alışkanlıklarına düşkün biriyim. Belkide sırf bu nedenle teknolojik yeniliklere o kadar kolay ayak uyduramıyorum. Mesela kameralı cep telefonları ilk çıktığında daha ben normal cep telefonu alıp almamayı düşünüyordum. Yada insanlar Ipod almak için sıraya girerken ben daha mp 3 player almamıştım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek çok daha arttırılabilir ama burda önemli olan o değil. Demem o ki insan bazen daha az teknolojik olan şeylerle mutluysa o durumlarında yaşamaya devam edebiliyor. Gerçi pazarlamanın bilimsel kısmında bu durumu açıklayan bir tablo vardı. Bazıları en son model alet edevada sahip olmaktan zevk alırken bazıları ise bu tür yeniliklere en son ayak uydururmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu en son ayak uyduranlar (ki içinde benim olduğumda açık herhalde) hayat tarzlarını değiştirmekten hoşlanmayan alışkanlıklarına bağlı insanlar. Belki bazıları için bu kötü yada eksik bir özellik gibi gözüksede bence insanın mutlu olduğu şekilde yaşaması en doğrusu. Gerçi bu tür bir yaşam bazılarınca yeniliklere kapalı yada yeni şeyleri denemekten korkan bir tarz gibi gözüksede  ben yinede alışkanlıklarıma değer veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işi biraz biraz inatlada bağdaştırmak mümkün ama bence buda haksızlık sonuçta inat insanın kendisine acı çektirmesinede neden olur ama alışkanlıklar çok daha farklı bir şey. Tabi burda alışkanlıklar için içki, kumar, sigara yada uyuşturucu gibi bağımlılık yapabilecek şeylerin alışkanlıklarından bahsetmediğim gayet açıktır herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu kapatırken bir alışkanlığım daha varki ondan bahsetmem lazım. Bu alışkanlığım; (ki umarım hayatım boyunca vazgeçmeyeceğim bir alışkanlığımdır umarım) elbetteki blog yazmak. Bir yılı aşkın süredir her şeye rağmen inatla ve istikrarla hala bu işe devam edebilmem alışkanlıkara olan bağlılığımı daha da arttırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın Notu: Büyük usta Gazanfer Özcan vefat etti. Haberinide bu yazıyı yazarken duydum. Bu nedenle bu yazının sonunda kendisine allah rahmet eylesin demeyi görev olarak görüyorum. Allah Rahmet Eylesin, üzdün bizi Gazanfer baba&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-8044777687133347013?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/8044777687133347013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=8044777687133347013&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8044777687133347013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8044777687133347013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/02/creature-of-habit.html' title='Creature Of Habit'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-6049577662590539134</id><published>2009-02-09T20:15:00.002+02:00</published><updated>2009-02-09T20:54:00.771+02:00</updated><title type='text'>İyi Yolculuklar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Bayadır üstümde bir tembellik var. Buraya bile bir şeyler karalamaya üşeniyorum ki son 4-5 aydır bloga bir şeyler karalamak benim için çok önemli bir deşarj olma yoluydu. En son yazdığım yazıda bu ruh halinin beni nasıl etkilediğinden uzun uzun bahsetmiştim, o nedenle şimdi bu ruh halinin etkisi ile neden yazmadığımdan bahsetmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca şu aralar yazmama motive edecek bir konu bulamayınca sonunda kendimi yazmaktan zevk alabileceğime inandığım bir konudan bahsetmeye karar verdim. Konu olarak biraz karamsar görünsede uzun yıllardır kafamda olan bir şeydi. Aslında düşününce ben konuya zaman zaman hikayelerde yer versemde direkman neden bahsetmemişim şaşırdım. Neyse lafı uzatmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirlerarası yada ülkeler arası yolculukların yapılacağı garlar, otobüs terminalleri yada hiç gerçek anlamında görme şansım olmasada havaalanlarının bence ortak bir yönü var. Hepsi bende çok ciddi ayrılık ve hüzün hissi verir. Her ne kadar insanları birbirinede bağlayan rolleri olsada bu yerlerin ben oralara girdiğimde üstümde derin bir keder duygusu olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların bir şekilde şu anda bulundukları yerden daha uzak bi yere gitmesi hangi nedenle olursa olsun bir şeylere veda etmesi demek. Gelip geçen insanları ellerinde bavullarla görünce tanımasamda o insanları hayatımda bir daha göremeyeceğimi bilerek kendimi daha kötü hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat tüm bu hüzne ve kedere rağmen o yerlerin tadı, ambiansı bambaşka ve eşsiz gelir. Tüm o negatif sayılacak hislere rağmen bazen sadece insanları izleyebilmek için bir garda banka oturmak isterim. Bir sürü insanın oradan buraya gitmelerine neden olan hikayesinin bir parçası yada tanığı olmak isterim. Bu hikayelerden daha gerçek, daha somut, daha elle tutulur bir şey aklıma gelmiyor. O insanlarla tek kelime bile etmemiş olsamda sanki hayatlarında bir an için bile olsa yer ettiğimi hissederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen en hüzünlü vedanın hikayesinin bir parçası yada bir tanığı olmak bile en yapmacık güzel hikayelerden daha çekicidir zaten. Tüm o tantananın içinde sadece gelen geçenlerin konuşmalarını dinlemek. En basit konulardan bahsetmesine bile insanın hayal gücü eklentisi ile ne hikayeler çıkabiliyor denemeden bilemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama birde o hikayelerdeki kahramanlar gerçekten insanların yüzünden hüzün aktığında dışardan öyle görünmesede o insanları gördükçe içten içe acaba neden niçin hüzünlü bu insanlar diyerek efkarlanır insan. Hatta yeterince duygusal bir haleti ruhiyedeyseniz gözleriniz bile dolabilir. Zaman zaman bu durumda kalmamak için Haydarpaşa garından iskeleye kadar koşmam gerektiği anlar olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde insanın bizzat kendisinin yolcu olduğu anlar vardır. Eve dönüyor olsanızda etraftakilere bakmak yada eve geldiğinde acaba şu anda orada durum nedir insanlar ne yapıyordur diye düşünür durur düşündükçede hiç içinde olmadığınız hikayelerin tanığı olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan gezdikçe sadece yeni yerler görmekle kalmaz yeni hikayelerde görür insan. Sanırım yolculuk yapmanın asıl önemli yanıda bu olsa gerek. Bazen çantanı alıp güneşin batışına doğru ilerlemek yerine bir bankta oturup insanları seyrederek bile çok uzun seyahatler yapabiliyor insan. İşte şu aralar en çok yapmak istediğim seyahat şu anda budur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-6049577662590539134?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/6049577662590539134/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=6049577662590539134&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6049577662590539134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6049577662590539134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/02/iyi-yolculuklar.html' title='İyi Yolculuklar'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-3577759803391680681</id><published>2009-01-31T15:35:00.002+02:00</published><updated>2009-01-31T16:14:35.165+02:00</updated><title type='text'>Karmaşa</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Her şeyi geçtim bir haftadır yazı yazmamış olmam beni oldukça şaşırttı açıkçası. Fakat bu duruma neden olan şeyler hakkında kafamda bir şeyler oluştu. En son yazdığım notlarda hayatımın çok tuhaf bir hal aldığından bahsetmiş ve hatta daha sonra bunun hakkında bir şeyler yazmam gerektiğini eklemiştim. Ehh aradan geçen bir haftada fark ettimki bu durum aynen devam ediyor o zaman bu konuya eğilmek en mantılıksı olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu düşünce ve anlayış sayfanın başına geçtim. Ama şu kafamdaki kendimle ilgili karmaşada o kadar kaybolmuşumki neyi, nasıl ve ne sırada anlatacağım konusunda kafamda net bir plan yok. Sanırım en iyisi aklıma geldikleri sıra ile hepsini ortaya koymak olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsedilmesi gereken en önemli konu sanırım eski yaşam tarzım ile yenisi arasında kalmam olacak. Eskiden doğru dürüst ilgilenmem gereken şeyler olmadığından hobilerime çok daha fazla hatta neredeyse tüm zamanımı ayırabiliyordum. Bu sayede günlerim dizilerle, filmlerle ve dergilerle geçiyordu. Bir anda bu durumdan hafta içi hergün yoğun tempo ile günün önemli bir kısmını az önce saydığım etkinliklerden uzak geçirince ilk önceleri o günlerimi özledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu özlemden dolayı haftasonları en azından o günleri anma adına kendimi filme diziye vereyim dedim. Ama farkettimki kalan tek boş günlerinide bu etkinliklere verince gezmek tozmak, kafa dağıtmak ve hava almak için yapılacak aktivitelere hiç zaman ayıramıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda ben bu iki farklı durumu dönüşümlü olarak yapsam nasıl olur diye düşündüm. Ama bu seferde tatilde istediklerimi yapmak için tuhaf bir koşturmacanın içinde buldum kendimi. Aman bu haftasonu gezeyim ama gidecek havada değilim diye düşünme şansı vermemeye çalıştım kendimi. Ehhh buda sonuç olarak üzerimde gereksiz bir baskı oluşturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bare oluruna bırakayım haftasonu gelince canım ne istersen onu yapayım dedim. Fakat bu seferde böyle plansız ve hazırlıksız kısıtlı tatil zamanı gelip çatınca yapacak bir şey bulamayıp ortada kala kaldım. Tüm bu denemeler sonucunda ise kendimi başladığımdan daha geride bir noktadaymışım gibi hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala kafamda evirip çevirmeme rağmen uygun formülü bulamadım. Ama ne olusa olsun denemelerim içinde en bana uygun olan ve aklıma yatanı haftasonunu doğaçlama geçirmek oldu. Bunu yaparkende eğer yapacak bir şey bulamazsam vakit geçirmemi sağlayacak bir b planı ile durumu sağlama alabilirim diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu b planıda bu aralar bol bol stokladığım bilgisayar oyunlarını yeri geldiğinde kullanmak ve hiç bir şey yapmak istemediğim anlarımda sıkılmadan vakit geçirebilmeyi garantilemeyi planlıyorum. Tabi bu planında sakat bir yönü yok değil. Zaten haftaiçi akşam saatlerindede kafa dağıtmak için bunu yaptığımdan haftasonunuda böyle geçirince onca zamanı boşa harcamışım gibi hissedeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak. Gezmek istediğim yerler, izlemek istediğim filmler ve oynamak istediğim oyunlar var. Bunların hangisini daha çok yapmak siteyeceğim konusunda her zaman net bir kararım yok. Ayrıca bunları yapabilmek içinde çok kısıtlı zamanım var. İşin kötüsü eğer o kısıtlı zamanı kötü kullandığımda da kendimi çok daha yorgun ve dinlenmeye muhtaç hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehh birde benim gibi hayatını planlayarak yaşamayı sevmeyen birinin çaresiz bir şekilde zaman yönetimi yapmaya çalışmasıda nasıl tuhaf, nasıl trajikomik bir şeyler oluyor siz düşünün. Ama yinede minimal planlama bol bol doğaçlama ile sonunda ortaya beni memnun edecek bir şeyler çıkaracağımı umut ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-3577759803391680681?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/3577759803391680681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=3577759803391680681&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3577759803391680681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3577759803391680681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/01/karmasa.html' title='Karmaşa'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-6821124480538353166</id><published>2009-01-24T21:35:00.002+02:00</published><updated>2009-01-24T23:45:14.276+02:00</updated><title type='text'>Post-İt Notları #7</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;- Bayadır yazmıyordum Post-İt Notlarını. Açıkçası özlemişim. Nedense bu "tek" düzenli olarak devam ettirdiğim başlığım ama yinede bazen çok sık Post-İt Notları yazıyormuşum gibime geliyor. Halbuki tek bir konuya yoğunlaşmaktan çok daha kolay bi şeydi. Sanırım bunu yaptığımda işin kolayına kaçıyormuşum gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet blog için önemli bir gelişme ile devam etmek lazım sanırım. Blogun sol kısmına baktığınızda artık tek yazarın ben olmadığını fark etmişsinizdir.Yanlız yazar arkadaşımı tanıntmayacağım. Kendisi ne zaman yada ne sıklıkla yazı yazar o konudada bir şey söylemeyeceğim. Tek söyleyebileceğim kendisinin yazdığı zaman yazıları ile benden çok çok çok çok çok çok çok daha iyi bir iş çıkaracaktır. Zaten kendisinin blog işine bulaşmasına bu nedenle vesile oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son zamanlarda çok fazla şey olup bitiyor diyebilmek isterdim. Ama senenin başında hiç beklmediğim kadar durgun zamanlar geçiriyorum. İçimden bir şeyleri değiştirecek bir şeyler yapma isteği geliyor ama ne yapacağımı yada nasıl yapacağımı bilmiyorum. Kaybolmuştan gibiyim diyeceğim ama ondan ziyade sanki olduğum yerden pek memnun olmasamda yinede orada kalasım var gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir önceki maddede yazdıklarımdan anladımki ciddi anlamda kaybolmuşum. Daha doğrusu kendimi hayatın tek düzenliğine kaptırdım sanırım. İşin ilginci kendimi içinde bulunduğum durum hakkında bile ilk defa şu anda düşünüyorum (kendime özel not bu konu hakkında bir şeyler karalamam lazım) sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eskiden yaptığım şeyleri özlemeye başladım. Hatta elimden geldiğince eski günleri yeninden canlandırmaya çalışıyorum. Mesela eskiden günde 2 hatta 3 film izleyebildiğim günleri anmaya çalışıyorum haftasonları. Özellikle geçen hafta yaptığım 3 filmik yüksek doz tedavisi hastalığıma bile iyi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hatta uzun zamandır bakmadığım dizilerede bakmaya başladım. Özellikle How I Met Your Mother 4. sezonun 12. bölümü ile ciddi olarak Meg Ryan filmi tadı verdi. Sanırım bu noktada Meg Ryan'ın romantik komedi filmlerinin çok ciddi bir fanatiği olduğumu belirtmem lazım. Addicted To Love filmini bir yerde gördüysem izlemek zorundayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tam yeni hayatımla eski hayatım arasında denge kurmaya çalışırken geçmişimin önemli bir zevki olan dizilerin tatile girmesi çok kötü oldu. Neye ne kadar zaman ayırmam gerekir emin olamıyorum. İşin kötüsü bu durumu çok kafama takmıyorum. Bazen sadece öylesine koltuğumda oturuyor ve duvara bakarken buluyorum kendimi. Sanki az önce başka bir yerdeymişim gibi hissediyorum ama orası neresiydi ben ne yapıyordum hatırlamıyorum. Bu boşlukları dolduracak şeylere ihtiyacım var. Sanırım bu anlar için diziler çok  uygun olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet durgunluk ve bezginlik içindeyim ama durumumu daha sonralar olacak bir hareketlilik için olduğunu umuyorum. Gerçi bu konuda elimde ne bir delil nede benzeri bir şey olsada sanırım böyle durumlarda elinizde bir şey olmasını istiyorsunuz. Yola devam edebilmenin yolu bu olmasa bile tünelin sonunda bir ışık görmeye çalışmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-6821124480538353166?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/6821124480538353166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=6821124480538353166&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6821124480538353166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6821124480538353166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/01/post-it-notlar-7.html' title='Post-İt Notları #7'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-3979470814584934309</id><published>2009-01-18T20:52:00.002+02:00</published><updated>2009-01-18T21:42:57.209+02:00</updated><title type='text'>Hastalık Günlükleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Perşembe gününden beri yazı yazayım diyorum. Ama aynı günden beri soğukalgınlığı ile cebelleşiyorum. Eee madem hastalık benim yazacak bir şey bulmamı engelledi. Bende direk olarak hastalık dönemini yazayım dedim. Zaten maşallah gayet yazılacak malzeme çıkaran çok antika bir nezle yaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada hastalık günlüklerine girmeden önce bir şey belirtmem lazım. İlk okula başladığımda daha önce fazla dışarda oynayan bir çocuk olmadığımdan birinci sınıfta kış mevsimine girer girmez sık sık grip ve nezle olmuştum. Hoş o dönem okuldan sık sık kaytarabildiğimden bu durumdan pek şikayetçi sayılmazdım. Çok değil bir sene sonra bünyem duruma alışmaya başladı. İkinci sınıfta daha az hasta olmuştum. Daha sonralarda bu durum gittikçe dahada artarak devam etti. Son olarak 20li yaşlarla beraber her kışı bir yada iki kez soğulalgınlığı olarak geçirmeye fiksledim. İşte bu soğukalgınlığu bu senenin açılışı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;PERŞEMBE&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sabah kaltığımda boğazımda bir yumru var gibiydi. Bu durum beni klasik nezle öncesi uyarı sinyalimdir. Sabah kalktığımda böyle bir hisle uyanırsam muhakkak bir Benical alırım mümkün olduğunca kendimi sıcak tutmaya çalışıyorum. Fakat genelde ilaç almayı sabah unutur akşam eve geldiğimde alırım. Bu perşembede aynı senaryo tekrar etti. Ama daha günün yarısı olmadan çok ciddi şekilde halsizleşmiştim. öğleden sonra kendimi biraz daha toparlasamda yinede günü tamamlakta zorlanmıştım. Akşamda eve gelince önce birşeyler yiyip sonrasında ilaç alıp çuval gibi yatıp kaldım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;CUMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İlaç ve diğer koruma önlemleri ile ve değişmiş (boru gibi olmuşta denebilir) ve şelale gibi akan bir burunla sabah yola çıktım. Her ne kadar kafam burnumun doluluğu nedeniyle kafam kazan gibi olduğundan bir denge sorunu yaşasamda halsizlik sorunum yoktu pek. Birde arada bir gıcık tutması ile gökgürültüsü ile yarışan bir desibelde öksürme sorunum olmasa iyileşiyorum bile diyebilirdim. Cuma iş çıkışına kadar normal tempoda devam edip iş çıkış arkadaşlarla yapacağım Play Station partisini bekliyordum. Ama işten çıktığımda gördüğüm yağmur biraz moralimi bozmadı dersem yalan olur. Eh birde gittiğimiz ortam biraz duman altı olmaya müsait olduğundan sık sık öksürüp boğazımı tahriş etsemde haftasonuna başlangıç için böyle bir değişikliğe ihtiyacım vardı. Hastayken yapmamam gereken şeyleri yaptım ama açık söyleyeyim yine olsa yine yapardım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;CUMARTESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Evet haftosonu biraz ailemle takılıp öğleden sonra kendimi eve atıp dinlenme planı yapıyordum. Fakat kısıtlı olan tatil zamanın her zamanki gibi yetmemesi nedeniyle işler pek planladığım gibi gitmedi. Özellikle Garanti Bankası'na ödeme yapabilmek için 1 saat kadar cebelleştiğimden dolayı soğuk havada dışarda dolandığım zamanlar uzadıkça uzadı. Sonunda birde ailecek yemek yiyelim diyince yemekle beraber biraz daha soğuk yedim. Her ne kadar yemek için değer diyeceğim ama yinede hastalık benle aynı fikirde değil sanırım. Yinede akşam eve gelince yapmak istediğim şeyi yapabildim. Bu aralar izlemek istediğim filmleri izleyebildim. Fakat filmlerden sonra gece 2-3 gibi yatayım dedim ama burnum o kadar tıkalıydıki bütün gece tuhaf rüyalar görerek 20 dakikada bir kalkıp durdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;PAZAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İşte günlüğün son kısmına geldik. Bu gün uyandığımda sabah sol burun deliğim baya iflas etmişti. Burun açıcı damla ile durumu toplasamda uykusuzluk üstüne halsizlikle beraber öğleden sonra 3 gibi baya baya uyuya kaldım. Saat 6 gibi kaltığımda ise çok daha iyi hissediyordum. Ama yinede yattığım yerden kalkasım yoktu. Gerçi bunun hastalıktan mı yoksa tembellikten mi olduğundan hala emin değilim. Neyse günün uyanık olduğum kısmında Call Of Duty World At War oynarken sık sık gözümün sulanmasına sinir olmam dışında burun ve sinüslerde tıkanıklık dışında bir sorunum kalmadı gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BÖYLEYKEN BÖYLE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet dört günde baya tıp öğrencisine bol bol malzeme olacak şey çıkardık herhalde. Pazartesi daha fazla atraktif bir şey olacağını pek sanmadığımdan bu gün&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;hem bayadır yazamadığım bloguma vefa borcumu ödedim hemde şu tuhaf dört gününüde tekrardan yaşadım. Şimdi sanırım kendime ıhlamur yapayım diyorum bu arada&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-3979470814584934309?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/3979470814584934309/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=3979470814584934309&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3979470814584934309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3979470814584934309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/01/hastalk-gnlkleri.html' title='Hastalık Günlükleri'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-8210550072924767762</id><published>2009-01-12T20:39:00.002+02:00</published><updated>2009-01-12T21:37:53.778+02:00</updated><title type='text'>Yansımalar ve Yanılsamalar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Genel olarak hayatımda olan biten şeylerin detaylarını fark edebilen biri değilimdir. Belki bu yüzden fark ettiğim anlarda kendimi tuhaf hissederim. Ama bu son fark ettiğim şey hayatta geldiğim noktayı idrak etmeme neden oldu. Daha doğrusu yapamam dediğim şeyleri yapabildiğimi fark etmemi sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse lafı uzatmadan o andan bahsedeyim ne demek istediğim daha açık anlaşılır. Geçen haftanın son iki günlerinde kariyerimin ilk firma ziyaretine gittim. İlk gün Merter'e gidip gelmek çok koymadı. Ama cuma günü Çerkezköy'deki fabrika ziyaretim sırasında dank etti kafamda bir şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabrikada genel müdürlerden biriyle yapacakları bir yatırım hakkında bilgi alıyorduk. Toplantı odasının bir kısmında fabrikayı görebilen bir camekan var. O camekanın tam karşısında oturuyordum. Adamın anlattığı şeyi bırakıp bir an o camekandan yansıyan kendi suretime baktım. Masanın ortasında takım elbise ile adamın firmanın yeni projesini dinliyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anda aklıma yıllarca filmlerde dizilerde toplantılara katılan ciddi adamlar geldi. Böyle çok önemli konuları tartışırlardı. En ciddi, en önemli konular, milyon dolarlar, hisseler havada uçuşurdu. Banada çok saçma gelirdi bu durum. Gerçek hayatta bu kadar ciddi olmaz bu işler yada böyle para pul işleri böyle olmaz herhalde derdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu diyen bir adamın bir anda bu tür bir sahnenin aktörü olduğunu ancak aynada yansıyan suretini görünce fark etmesi bana tuhaf geldi. Demekki bu iş hayatının insan üzerinde hipnotik bir etkis var herhalde diye düşündüm. Yıllar önce olmayacak iş dediğin şeyleri yaparken bile fark etmiyor olmanın başka bir açıklaması gelmiyor aklıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat sanırım herhalde böyle bir şey. Yıllar önce böyle olacağımı düşünmemiştim. Bir anda bu hale gelmişim gibi geliyor. İnsan zamanın geçtiğini eski günlerin gerçektende eskilerde kaldığını ancak böyle anlarda farkediyor insan. Fark ettiğimde üzülsem mi eskiden inanmadığım bir olgunun parçası olduğum için yoksa sevinsem mi sonunda büyüdüğüm ve artık sorumluluk alabildiğim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O an olduğum yerde değilde sanki daha geride televizyondan izler gibi hissettim kendimi. Nerdeyse herkesin duyacağı şekilde vay anasını neler oldu böyle bir anda diyecektim ama kendimi zorda olsa toparlayabildim. Hep bahsettiğim içimdeki çocuk herhalde bu izleyici olsa gerek. Çünkü içimdeki olgun insan o an toplantıdaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatını pek planlamayan ve kendi önüne çıkan durumlara göre hareket eden biri olarak kaderin beni getirdiği yerlere bazen nasıl geldiğime ancak oraya geldiğimde fark ediyorum. Açıkçası ne hissedeceğimi hala tam olarak bilmiyorum ama yinede böyle bir duruma gelmek beni heyecanlandırıyor. Gelecekte neler olacak neler bitecek diye meraklanmamı sağlıyor böyle anlar. Umarım gelecekte böyle anları sık sık yaşarımda arada hayatın monotonluğundan kurtulurum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-8210550072924767762?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/8210550072924767762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=8210550072924767762&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8210550072924767762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8210550072924767762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/01/yansmalar-ve-yanlsamalar.html' title='Yansımalar ve Yanılsamalar'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-8553405289984567717</id><published>2009-01-06T23:32:00.002+02:00</published><updated>2009-01-07T00:30:31.865+02:00</updated><title type='text'>Sorular Sorular Sorular</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Mevzusu güzel olan mimleri seviyorum. Allaha şükür gelen mimlerde hep bu tarz kıvırabileceğim şeyler oldu. Yine bu duruma örnek olabilecek bir konuda yazacağım. Yirmi soru ve onlara verilecek 20 cevap ile karşınızdayım efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;1- En sevdiğiniz kelime nedir?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Açıkçası böyle sorunca aklıma net bir şey gelmedi. Sanırım tembel biri olmamdan dolayı tatil kelimesini çok seviyorum. Tatil benim için istediklerimi yapabildiğim özgürleştiğim kendim olduğum zamanları simgelediğinden sanırım en doğru kelime bu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;2- En nefret ettiğiniz kelime nedir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu soru sanırım benim için ilkinden bile zor olacak gibime geliyor. Çünkü sevmediğim kelimelerin sayısı sevdiklerimden fazladır. Neyse biraz düşünüp taşınınca en uygun cevabın yasak olduğuna karar verdim. Genelde neyin olması neyin olmaması gerektiğine kendim karar vermek istediğimden bir şeyin bana yasaklanması sinirimi bozar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;3- Sizi ne heyecanlandırır?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Güzel bir soru gerçekten görmek istediğim bir filme gitmek beni heyecanlandırır. Yada uzun zamandır görüşemediğim arkadaşlarımla beraber olmadan önce yola çıkarken heyecanlanırım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;4- Heyecanınızı ne öldürür?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Çok hevesli olarak bir şey yapmaya başlamışken karşıma hiç beklemediğim bir engel çıktığında. Yada çok büyük beklentiler içine girdiğim şeylerde hayal kırıklığına uğradığımda benzer bir durum için tekrar heyecan duymam mümkün olmuyor pek&lt;br /&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;5- En sevdiğiniz ses nedir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Güzel bir gitar tınısını yada geçmişten gelen neşeli bir şarkı çalan akordeon sesi ilk aklıma gelenler oldu. Akordeonun aklıma gelmesinde bu aralar bazen iş yerinin olduğu sokakta birilerinin akordeon ile bir kaç şarkı çalıp gitmesinin etkisi oldu herhalde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;6- Nefret ettiğiniz ses nedir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Tembel bir adam en çok hangi sesten nefret edebilir acaba. Pek düşünmeye gerek yok. Çalar saat sesinden nefret ediyorum gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 - Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Lisede Fen - Matematik okuyan biri olduğumdan o dönemden pek çok arkadaşım şimdilerde mühendislik okuyor yada mühendis oldu. Onların okurken çektiklerinin önemli bir kısmına şahit olduğumdan dolayı. Benden pek mühendis olmaz diye düşünürüm hep.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;8- Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Aslında elimde olsa hepsine sahip olmak isterdim gibi aç gözlü bir şey diyebilirim. Ama bu konuda yazanlarda sık sık gördüğüm karşındakilerin  düşüncelerini okuma fikri bana çok çekici geliyor. İnsanın doğasındaki merakı doyurabilecek özellik. Ama bunun dışında bir şey seç deseniz zamanda yolculuk yapabilmeyi seçerdim. Geçmişte yaptığım bazı şeyleri farklı yapabilmek ve kelebek etkisini bizzat yaşamak isterdim.&lt;br /&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;9- Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Açıkçası benim için en zor soru bu olacak sanırım. Ben olmasam herhalde istediğimde istediğimi yapabilecek güce ve kaynağa sahip olan biri olmak isterdim gibime geliyor. Yada hiç bir sorumluluğun altına girmeme neden olmayacak hayattan kopmuş biride olabilirdim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;10- Nerede yaşamak isterdiniz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Genelde bu soruyu kendime sorarım. Sanırım bir dağın eteğinde bir göl kenarında güzel bir villası olan herkesten ve her şeyden uzak bir yerde yaşamak isterdim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;11- En önemli kusurunuz nedir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Oldukça kolay bir soru inatçı olmamdan başka bir cevap aklıam gelmiyor. Kafamda oluşan karardan eminsem kendime zarar verecek olsada o kararımdan dönmememden daha büyük bir kusurum aklıma gelmiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;12- Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Çok hoşuma gitti bi soru. Herhalde buna en iyi cevabım insanlara yardım etmem diyebilirim. Genelde hep suçlu ben olsamda çevremdeki insanlara yardım etme konusunda genelde bir inadım oluyor. Aslında bağlı olarak inadım hem kusurum hemde en sevdiğim yönümde diyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;13- Kahramanınız kim?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;İşte bir zor soru daha. Sanırım bunun için aklıma gelen bir kaç Anti-Hero'nun adını sayabilirim. Dr. Hannibal Lecter, John McClain, T800, Snatchten Turkish ve Optimus Prime ilk aklıma gelenlerler oldu. Bu arada iki kahramanın robot olmasıda ayrıca ilginç oldu herhalde&lt;br /&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;14- En çok kullandığınız küfür nedir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Yetiştiğim yerler küfür çok kullanılan bir şeydi. Ondan dolayı hayatımın ilk yıllarında çok ciddi bir küfür dağarcığım oldu. Gerçi büyüdükçe bunları törpülesemde en sık kullandığım küfürü buraya yazmam pek doğru olmaz herhalde. Yinede ipucu vereyim s.k.t.r. sık kullandığım küfürlerdendir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;15- Şu anki ruh haliniz nasıl?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Mutluyum ama birazdan yatacağımdan ve sabah yine iş olduğundan hafif bir mahsunlukta yok değil üzerimde.&lt;br /&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;16- Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Klişeleri seçmem gerekirse; seni öldürmeyen güçlü kılar ve yemek buldun, dayak buldun kaç en bana uygun sloganlar olur herhalde.&lt;br /&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;17- Mutluluk rüyanız nedir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Upuzun dümdüz bir yoldayım. Sağımda ve solumda tarlalar ve ağaçlar var. 69 model siyah bir Mustang ile son sürat güneşin batışına doğru gidiyorum. Gittiğim yeri yada beni orda neyin beklediğini bilmiyorum. Sadece gittiğim yolun her miliminden keyif aldığımdan eminim.&lt;br /&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;18- Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Kışın buz gibi havada sıcacık yatağından sabahın köründe çıkmak zorunda kalmak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;19- Nasıl ölmek istersiniz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Bir sandala bineyim denize açılayım. Sandalda iyice herşeyden uzaklaştığımda, uzanayım gökyüzüne bakayım. Sonra bir iki derin nefes alıp bu dünyadan göçüp gideyim. Ne kimse duysun ne kimse görsün.&lt;br /&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;20- Öldüğünüzde cennete giderseniz Allah'ın kapıda size ne söylemesini istersiniz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Gİ-RE-MEZ-SİN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu okuyup bu konuda yazmak isteyen herkes mimlenmiş kabul edebilir kendini.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-8553405289984567717?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/8553405289984567717/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=8553405289984567717&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8553405289984567717'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8553405289984567717'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/01/sorular-sorular-sorular.html' title='Sorular Sorular Sorular'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-8004933297353188192</id><published>2009-01-05T23:33:00.002+02:00</published><updated>2009-01-05T23:59:29.440+02:00</updated><title type='text'>Özledikleriniz</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Başlık özledikleriniz. Konuyu tahmin etmeniz zor değildir elbette. Ama ben öyle çok derinlere çok geçmişlere gitmek niyetinde değilim. Hazır yeni yılar girmişken geçen sene bu zamanlarda olanlardan neyi özlemişim şöyle bir onları gözden geçireyim istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlız bunu anlatmaya başlamadan önce bu konunun aklıma neden geldiğinide anlatmak istiyorum. Yaklaşık beş dakika kadar önce yarın bir kanalda yayınlanacak bir macera filminin reklamını gördüm. Çok öyle ahım şahım bir film sayılmaz. Ama o filmi ilk defa izlediğim dönemleri hatırlamama yetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar neler güzeldi yada o zamanlar yüz çevirsemde şimdi değerini bu kadar kısa sürede anlayabildiğim neler oldu diye düşünürken bunu anları en iyi burada yazarak ortaya koyabileceğime karar verdim. Hem belki gelecek sene bu zamanlarda bu yazıyı okuyup yine başka şeylere dalarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse konu iyice dağalmadan artık mevzuya gireyim. Bu arada aklıma gelenleri önce bir cümle ile yazıp sonra o konudaki özlemleri anlatıp bir nevi madde madde gitmeyi planlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden önce şu son 8-9 aylık döneme kadar hayatımda önemli bir yer basketbol maçlarını izleyemiyorum. NBA hayatımda 2004 yılından beri çok ciddi bir yer işgal ediyordu. Bu hobi sayesinde hem kendi düşüncelerimi ilk defa düzgünce yazabileceğimi anladım. Hemde çok güzel dostluklar kurdum. Şimdi ise kasım ayında başlamış olan yeni sezona rağmen şu ana kadar daha bir maçı ne canlı nede banttan baştan sona izleyemedim. Fakat yinede konudan tamamen uzak kalmamak için elinden geldiğimce haberleri takip etmeye çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmlere vakit ayıramıyorum. Sinema salonlarında filmi arkadaşlarla izlediğimden o konuda pek bir eksikliğim yok. Fakat eskiden indirdiğim yada DVD'sini aldığım filmlere çok ciddi zaman ayırabiliyordum. Hatta günde üç film izleyebildiğim günler vardı. Şimdi ise ancak çok ciddi şekilde seçici davranak kısıtlı zamanımı en efektif şekilde değerlendirecek kadar film izleyebiliyorum. Ama yinede film arşivi yapma hevesi konusunda değişen bir şey yok. Hatta artık kendi ekonomik kanyaklarımın olmasının bu bakımdan faydası var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki maddemiz ise bir öncekinden çok farklı sayılmaz aslında. Eskiden takip ettiğim dizileri aynı yoğunlukta takip edemiyorum. Geçtiğimiz sene bence son yıllarda bir sezon içinde yayınlanmış en iyi dizi sezonu olan Dexter'ın ikinci sezonunu iki gecede izleyip bitirebilmiştim. Yada bazı dizilerin sezonları biriktirip tekmilini birden izleyebiliyordum. Şimdi ise ancak cuma akşamlarını dizi akşamı ilan ederek 2-3 dizi izleyebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sondan bir önceki konu ise belkide benim için en önemli eksiklik. Geçen sene bu zamanlarda bana aile içinde en yakınlardan biri olan ananemi hayattaydı. İnsan kendine bu kadar yakın olan insanların asla ölmeyeceğini sanıyorsun sanırım. Hiç beklemediğim hatta bu konuyu yazarken bile inanamadığım bir durum bu. Bu konuda en güzel sözü annem (ki ben ananemi kaybedince oda annesini kaybetmiş oldu) söyledi. İnsan böyle bir yakınını kaybedince acısı zamanla azalmıyor, sadece çektiği acıya alışabiliyor. Gerçektende insan hala kabullenemiyor böyle bir yokluğu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak ise hayatımın genel olarak en ciddi değişikliğinden bahsetme istiyorum. Eskiden istediğini istediği zaman yapan. Mümkün olduğunca serserilik yada aylaklık olarak tabir edilebilecek şeyler yapabiliyordum. Aylarca saç yada sakal traşı olmadığım dönemler olmuştu. Yada yağmurlu havada ıslanmak pahasına kafamı korumadan yolda yürüyebiliyordum. Yada arkadaşlarımla istediğim saatte çıkıp gezebiliyordum. Şimdi ise hayatımın düzenlemesi haftasonu dışında benim kontrolümde değil. Bir yakınını kaybetmekten sonra bence insana en zor gelecek şeyde bu. Özgürlüğünü kaybetmek. Hemde bunu bilerek isteyerek yapmak. Benim gibi birinin sorumluk almak için adım atması ve elindekileri kaybetmeyi göze alması cidden kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar doğaçlama yazınca pek uzun bir liste yapamadım ama yinede aklımda olan en önemli maddeleri sıralayabildim sanırım. Peki tüm bunlar sonucunda bu sene içinde yaptıklarımın sonucunda kaybettiklerimi ve kazandıklarımı tartıya koyduğumda halimden memnun muyum diye bakarsak. Bence olması gerekenler oldu. Muhtemelen aynı şeyleri bir daha yapmam gerekse aynen böyle yapardım. Kaybettiklerime (Biri hariç) rağmen kazandıklarım  hayatımda daha önce elimde olmayan şeylerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım seneye bu zamanlarda neler yazacağım ...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-8004933297353188192?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/8004933297353188192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=8004933297353188192&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8004933297353188192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8004933297353188192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/01/zledikleriniz.html' title='Özledikleriniz'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-5986899055833373381</id><published>2009-01-02T21:52:00.002+02:00</published><updated>2009-01-02T22:28:39.095+02:00</updated><title type='text'>Issız, Kalpsiz yada Adam gibi Adamlardan Bıktım Sade ve Sadece Adam Olmak Suç mu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Başlığı bilerek uzun tuttum aslında. Aklımdaki konuyu net bir şekilde ortaya koysun diye. Bayadır böyle bir konuda yazabilir miyim diye düşünüp duruyordum. Dürüst olmak gerekirse mevzunun alt konularını toplyıp belli bir fikre varıp bağlama konusunda endişelerim vardı. Nede olsa konu kolaylıkla dağılabilecek ve ondan sonra ben bunları nasıl toparlarım diyebileceğim yerlere gidebilecek kadar geniş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse başlığı biraz daha açıp konuya girmenin vakti geldi sanırım. Bu aralar sporda yada sanat hayatında sürekli adamlıkla ilgili şeyler gözüme çarpıyor. İlginç bir şekilde bu adamların adamlıklarının yanında mütemadiyen bir sıfatları var. Issız, kalpsiz ve adam gibi aklıma ilk gelenler oldu. Kafama takılan noktaşu; neden adamlık günümüz yaşam tarzında yeterli olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam olmak sadece cinsiyet olarak erkek olan ve belli bir yaşa gelmiş insanlara  denen bir şey gibi algılanıyor. Amma velakin adamlık o kadar kolay ve sadece biyolojik olarak açıklanabilecek bir durum değil. Bu noktada delikanlılık yada daha arabesk bir tanımlamara girecek değilim. Adamlığın ne olduğunu daha doğrusu adamlıktan en anladığımı açıklarsam ne demek istediğimi daha iyi anlatırım herhalde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamlık fizikselden ziyade zihinsel bir kavram olmalı. Hani sürekli ben büyümekten kaçıyorum diyorum ya. Mesela Adam dediğimiz şahsın ne büyümekten nede büyüdükçe artan sorumluluklatından kaçmaması gerekir. Bunlara ek olarak olgun denen olguda adamlığın çok ciddi bir boyutu olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insan  çocukluğunun bittiğini kabul edip hayatının yeni seviyesine kucak açmaları yaşının gerektirdiği gibi davranabiliyorsa halk arasında kendisi için adam olmuş denir. İşte benim adamlıktan anladığım böyle bi durumun farkında olma ve olgun gösterme yetisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat günümüzde böyle bir adamlık pek yeterli gelmiyor insanlara bana tuhaf gelende bu. Bir insanın olgunlaşmasında ötesinde ondan ekstra bir şey beklemesini haksızlık olarak görüyorum.  Belki kendimin bile tam olarak adam olduğunu söyleyememeden dolayı onlara haksızlık yapıldığını düşünüyorumdur ama bu ekstra tanımlamaları yapmanın modasınada bir türlü mantıklı bir açıklama getiremiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum sanırım zaman zaman bahsettiğim toplumda anlayamadığım ama sinir olduğum şeylerden oldu herhalde. Film ve dizilerde adam olmuş ama yinede bak hala böyle defoları var demek için böyle bir tanımlama kullanılabilir adam o durumda bir adam ben sana ıssız olamazsın demedimki ben sana adam olamazsın diyip olay yerinden koşarak uzaklaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele birde sporda ben über delikanlıyım demek için adamlığından 2-3 seviye üstü bir pozisyon yaratarak kendine adam gibi adam şeklinde paye biçmeleri tamamiyle trafikomik bir durum bence. Eğer sen gerçekten böyle biriysen bırak senin için öyle densin ama sen millete karşı gerine gerine şunu söyleme be adam. Sonra hakikaten adam gibisin ama daha tam adam olamamışsın diyip o olay yerindende uzaklaşmak isteyebilirim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen durumu bendeniz abartıyorum. Ama kelimelerin özellikle bazı kelimelerin içini bu kadar çabuk ve bu kadar kolay boşaltırsak gelecek Türkçemizdeki kelime haznesi bize dar gelmeye başlar. Her şeyi yerince kararınca kullanıp olayları abartmasak bende durumu abartmayıp böyle bir yazı yazmayacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: 2009'un ilk yazısında bu yazıyı okuyan okumayan herkesin hayallerindeki gibi bir 2009 geçirmesini dilerim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-5986899055833373381?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/5986899055833373381/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=5986899055833373381&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5986899055833373381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5986899055833373381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2009/01/issz-kalpsiz-yada-adam-gibi-adamlardan.html' title='Issız, Kalpsiz yada Adam gibi Adamlardan Bıktım Sade ve Sadece Adam Olmak Suç mu'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-8327511600055462980</id><published>2008-12-30T22:29:00.002+02:00</published><updated>2008-12-30T23:12:28.287+02:00</updated><title type='text'>Geleceğe Dönüş</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Yakın zamanda gelecekte görebileceklerim yazısı düşünememe neden oldu. Geçmiştede gelecekte şunları yapabilecek miyim dediğim şeylerden neleri yapabilmişim. Düşündükçe kafama yattı bu tür bir yazı yazılabilir dedim kendime. Ve işte sonunda burda bu satırları yazıyorum. Neyse lafı daha fazla uzatmadan konuya girelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlız emin olamadığım bir nokta var bu yazının konusunda. Geriye gitme konusunda nereye kadar gideceğimi bilemiyorum. Onun yerine aklımda yer etmiş acaba gelecekte şunu yapabilecek miyimlere girmeyece çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle en yakın zamanda olmasada en derin yara bırakmış ile başlayayım. ÖSS öncesi senelerde aklımın hemen her yerinde tek bir soru vardı. Nereye baksam, ne yapsam hatta uyumak için kafamı yastığıma dayadığım anlarda bile bu tek soru beni kemirir dururdu. Bu soru tahmin edebileceğiniz gibi üniversiteye girebilecek miyim sorusuydu. İnsanın tam bir birey olmaya adım atmak üzere olduğu bu zamanlarda bu kadar ağır bir yükü taşımak zordu. Zorlukları burada sıralayıp depresif bir yazı yazmayacağım ama aynı dönemlerden geçmiş hemen herkes gibi bende o dönemlerden bazı yaralar alarak çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan bir sonraki unutulmaz acaba gelecekte olur mu durumumsa bir öncekinin bir gömlek daha hafifi olan acaba ben üniversiteyi bitirebilecekmiyim durumumdur. Üniversite hem ortam hemde yapı olarak insanın daha fazla önünü görebildiği bir yer olması bakımından bu dönemdeki gelecek endişeleri nispeten daha az stres yaratıyor insanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ikilemenin sonunda ise bunlarında nedeni olan en ulu en büyük gelecek endişesi var. Ben gelecekte iyi bir iş bulabilecek miyim. Altı ay öncesine kadar çok ciddi stres yapan sürekli etrafta bir arayış halinde olmama neden olan bir durumdu bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada şu son endişenin bonusları olan bir kaç konu daha vardı. Mesela ben bundan 4-5 yıl önce kendimi takım elbise ile düzenli olarak işe giden biri olarak hayal bile edemiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer duyguları çok sık yaşarım. Bazı şeyleri yapana kadar yada yapmak zorunda kalana kadar hiç yapabileceğimi bile düşünemem. Sanırım bu durum olaya kendini hazırlamakla ile alaklı bir şey bu. Yani bazı şeyler ile karşı karşıya kalana kadar o şeyi hiç aklında geçirmiyor insan. İşin sonunda bu durumun üstesinden gelince ise vay be bunuda yaptım ya hissiyatı ile beraber gelen rahatlık ise anlatılmaz yaşanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eklemeden geçmeyeyim. Hep okul yada iş ile ilgili şeylerden bahsettim farkındayım. Ama ülkemizde yaşayan pek çok insanın bu durumlarda yaptıkları hayatlarını hatta kendi tarzlarını bile belirleyen en önemli şeyler. Pek çok şey insanın hayatında bu durumların sonucuna göre şekilleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar dışında bir şeyler söylemem gerekirse basketbolu ve özellikle NBA ile ilgilenmeye başladığım dönemlerde bu konu ile daha ciddi ilgilenebileceğimi hatta bir dergide bu konuda yazılar yazabileceğimide hayal bile edemezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yada Epica konseri öncesi grubun sahne arkasına girip grubu mümkün olan en doğal halinde görebileceğimide tahmin bile edemezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde Metallica'nun br daha ülkemize gelip konser vereceğini ve benim o konseri yerinde izleyebileceğimide bilemezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama öyle ama böyle geçmişimdeki geleceğimde hakkında beklentilerim olan konulardan bahsetmiş oldum. Hazır yeni yıl kapımıza gelmişken geleceğe uzanmanın ardından birde geçmişe gitmek fena olmadı. Kendi çapımda bir Christmas Carol deneyimi yaşadım diyebilirim herhalde.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-8327511600055462980?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/8327511600055462980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=8327511600055462980&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8327511600055462980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8327511600055462980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/12/gelecee-dn.html' title='Geleceğe Dönüş'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-514599552980524927</id><published>2008-12-29T20:11:00.002+02:00</published><updated>2008-12-29T20:39:01.234+02:00</updated><title type='text'>Görmek Yada Görmemek İşte Bütün Mesele Bu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Yine çok üstüne laf söylenebilecek bir konunun mim ile gelmesi ile yeni bir yazı yazmakta şart oldu. Aslında ilginç olan bu konu hakkında daha önce hiç bir şey yazmamış olmam. Bu bakımdanda böyle bir yazı yazmak iyi olacak. Lafı yeterince dolandırdıktan sonra me hakkında yazacağımızdan bahsedelim. Efendim konumuz gelecekte günün birinde görmeyi arzuladığınız olaylar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde madde yazmak gerekirse umarım gelecekte bir gün;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Disiplinli bir şekilde çalışabilen biri olabilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bazı şeyleri zor yoldan değilde diğer insanların benle paylaştıkları deneyimlerden öğrenebilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Film izleyebileceğim daha fazla boş vakte sahip olabilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Kargo'nun Yanlızlık Mevsimi gibi enfes bir yerli albüm daha dinleyebilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Red Hot Chilli Peppers konserine gidebilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Öğrencilikle son bağım olan yüksek lisans tezimi bitirebilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yakın gelecekte yurt dışında çalışma şansı yakalayabilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yine şu anda olduğu gibi içimdeki yaramaz çocuğu yaşatabilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Daha sık sinemaya gidebilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Arkadaşlarımla daha sık gülüp eğlenebileceğim ortamlarda olabilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Hava ne kadar soğuk olursa olsun vapurda açık kısımlarda oturup boğaz manzarasında kendimi bir kez daha kaybedebilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;İnsanlarada daha az mesafeli davranabilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Toplumda anlamlandıramdığım şeyleri umursamayabilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Erken yaşta emekli olup hayali kurduğum kır evini satın alabilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Daha sabırlı biri olabilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Schindler's List filminde Oscar Schindler'in fabrika işçilerine veda sahnesini bir kez daha izleyebilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Geçmişte yaptıklarımı geçmişte bırakabilirim.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Arada eskilere dalıp ne günlerdi diyerek şu anda rahatsız olduğum şeyleri düşünüp içimden pehhhhhh demeyebilirim&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yılbaşında lapa lapa kar yağdığını görebilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Erken kalktığımda keşke biraz daha uyuyaybilsem demeyebilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Ferhan Şensoy ile Rasim Öztekin'in oynadığı Pardon gibi bir film izleyebilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Odaklanma konusunda daha başarılı olabilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;İnsanlarla dertlerimi daha kolay paylaşabilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bir gün üşenmeyip üniversiteye diplomamı almaya gidebilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Gerçek anlamda spor konusunda yazabilen spor sayfaları olabilen gazeteler görebilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Böyle bir liste hazırlarken daha düzenli olabilirim&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Evet böyleyken böyle. Yazmadan önce daha kolay geliyor ama maddeleri sıraladıkça bu iş göründüğü kadar kolay değilmiş diyor insan. Yinede aklımda olanları sıralayabildim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-514599552980524927?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/514599552980524927/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=514599552980524927&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/514599552980524927'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/514599552980524927'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/12/grmek-yada-grmemek-ite-btn-mesele-bu.html' title='Görmek Yada Görmemek İşte Bütün Mesele Bu'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-6489676285947179655</id><published>2008-12-28T02:43:00.002+02:00</published><updated>2008-12-28T03:20:19.696+02:00</updated><title type='text'>Asist Testi yada Test Asisiti, Yer Yer Mim Olarakta Geçiyor</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Bazen başlık bulmak hiç ama hiç kolay olmuyor. Hele birde pek alışık olmadığım Mim konusu gibi bir konuda olunca durup düşüneyim biraz dedim. Ama bazen insanın basireti mi bağlanıyor nedir. Aklıma güzel bir şey gelmedi. Bende aklımda o an olan şeyi biraz süsleyip koyayım dedim oldu bitti. Ha nasıl oldu derseniz ona bende allah bilir derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi birde Mim nedir onu anlatsam mı acaba diye düşünürken hazırlık ve yazıyı bağlama açısından faydası olacağı kanaatine vardığımdan bu olayı bildiğim kadarı ile anlatayım. Efendim bu Mim denen fasilitesi bir arkadaşınızın yazdığı yazının sonunda aynı konu hakkında istediği insanların isimlerini verip onlarında bu konudaki yazılar yazmalarını rica etmesi olarak tanımlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ne hakkında mimlenmişiz ona gelelim. MSN'deki "Kime Aşık Oluyorsunuz" testini (ki adreside: http://testyourself.tr.msn.com/test/kimlere_asik_oluyorsunuz/Test.aspx) doldurup sonucunu burda okuyacak olanlarlar paylaşmakla alakalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sonucu yazmadan önce soruları ve o sorulara neden şıklar arasında o cevabın doğru cevap olduğunu yazayım diyorum. İlk soru ile başlamak gerekirse;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblQuestion"&gt;Sevdiğiniz bir programı seyrederken birden bire televizyonunuz bozuldu...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Genelde evde bu tür durumlarda yangın çıktığında çalınan alarm görevi gördüğümden direk olarak "Tamir etmeye çalışırım, bu tür işler bana keyif verir" cevabını verdim. Özellikle işin sonucunda bozulan şeyi tamir etmişsem bu işler bana keyif verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblQuestion"&gt;İlk defa buluşmaya karar verdiniz ve buluşma yerine gittiğinizde orada değildi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Normalde de arkadaşlarla buluşurken zaman zaman ya gelemezlerse yada ya çok geç gelirlerde bende burda direk gibi beklemek zorunda kalırsam diye kendime sorup durabilen biriyimdir. Ama yinede bir olurda gelmezse onun hakkında kötü düşünmek yerine acaba gelmemesinin nedeni nedir diye merak ederim. Bu durumda cevabım "olur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblQuestion"&gt;Birlikte oluğunuz kişinin aslında hayatında başka biri olduğunu öğrendiniz...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hayatta bir çok önemli şey vardır. Ama birinin size karşı dürüst olup olmaması bence pek çok şeyden önemlidir. Yalan söyleyen insandan her an her şey beklenebilir. Helede bu kadar önemli bir konuda yalan söyleyen bir insanla konuşmanın tartışmanın yada ona değer vermenin bir anlamı olmaz. Cevabım açık ve kesin bir şekilde "Bir daha yüzüne bile bakmam" oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblQuestion"&gt;Bir arabada aradığınız en önemli özellik nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hız konusundan başlarsak açıkçası hızlı araba kullanma hevesimi bilgisayar oyunlarından alabiliyorum. Sağlamlık konusu  aslında önemli bir konu olsada pek çok insan gibi bende o konuda çok bilgili biri sayılmam. Tasarım elbette önemlidir ama bir arabanın şekli şemali düzgün diye içinde rahatsız bir şekilde yolculuk yapmayı istemem. Tüm bunları değerlendirince benim için arabada en önemli özellik konfor oluyor diyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblQuestion"&gt;Maskeli baloya davetlisiniz, aşağıdakilerden hangi kostümü seçersiniz? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası oldukça hoşuma giden bir soru oldu. Keşke şıklarda olmasada istediğim gibi bir cevap verebilseydim. Eğer öyle bir şansım olsa Spawn kostümünü seçerdim.Sanırım Spawn hikaye olarak beni etkilemesinden dolayı böyle bir soru için aklıma gelen bir cevap oluyor. Şıklardan ise Dark Knight'ında etkisi ile Batman'i seçtim. Kusura bakma Jack Sparrow. Bu arada şıklarda olmasada kirli atler çıplak ayak tandemi ile John McClane'de güzel opsiyon olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblQuestion"&gt;Sizce hangisi gerçek aşk?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu soruda anlamadığım daha doğrusu mantıklı bulmadığım bir şey var. Ferhat ile Şirin ve Romeo ve Juliet bence birbirine çok yakın ve aşka aynı pencereden bakan cevaplar oldu. Sırf bu nedenle Temel Reis ve Safinaz'seçebilirdim. Ama yinede Romeo ve Juliet'i seçmek ağır bastı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblQuestion"&gt;Doğa üstü bir güç edinme hakkınız olsa, hangisini seçerdiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu soruya açıkçası bayıldım. Hele birde tam aklımdaki cevapta şıklarda olunca daha bir bayıldım. Hepsinden önce benim gibi çizgi roman kahramanlarını seven biri için çok uygun bir soru oldu. Cevaba gelecek olursak. Hayatımda her daim insanların aklından neler geçtiğini merak etmişimdir. "Düşünce okuyabilme " gücüde tam benim kafamdaki merakı çözebilecek bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblQuestion"&gt;Yolunuzun üstünde her gün gördüğünüz normal bir ağacın, birdenbire kumaş parçaları ve dilek kağıtları ile kaplandığını gördünüz...&lt;/span&gt;&lt;span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblQuestion"&gt;&lt;br /&gt;İtiraf etmem gerekirse oldukça ilginç bulduğum bir soru oldu. Fotografını çekmek ve Kağıtlarda Yazanları okumak şıkları arasında kaldım. Muhtemelen bana kalsa ikisinide seçerdim. Ama hangisini muhakkak yaparsın diye sorarsanız "Fotografını Seçmek" cevabını veririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblQuestion"&gt;Uzun zamandır görüşmeyi dilediğiniz kişi, sizi daha önce gidip de hiç hoşlanmadığınız bir yere davet etti...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Baya kazık bir soru aslında. Böyle durumlarda çok inatçı davranmam açıkçası. En azından oraya gidip karşımdakine o mekanla ilgili sorunu görsel örneklerle anlattığımda bundan sonra o mekana gitme ihtimalimizin ortadan kalmasını umarım. Buna en uygun şıkta "Demek ki orada rahat ediyor diye düşünürüm ve sorun çıkarmam giderim" oluyor sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblQuestion"&gt;Gece ve gökyüzü deyince aklınıza ilk hangisi gelir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çok hoş ve naif bir soru olmuş. Cevaplarken pek zorlanmadım açıkçası. İstanbul gibi hava kirliliği olan bir şehirde yaşıyorsanız. Yıldızları düzenli olarak görmeyi unutabilirsiniz. Hatta zaman zaman Hilal şeklinde ay bile gözükmez olabilir. Ama Dolunay önünü bulutlar kapasa bile her daim kendini belli eder. Birde çocukken hem filmini hemde çizgi dizisini sevdiğim Teen-Wolf sağolsun seçimim "Dolunay" oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veeeeeeeeeee işte cevap anı aynen buraya kopyalamam gerekirse;&lt;br /&gt;&lt;h2&gt;                 &lt;span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblResultTitle"&gt;Kurtarıcı&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;             &lt;div&gt;                 &lt;span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblResultDescription"&gt;Sizin doğal mesleğiniz kurtarıcılık. Bu nedenle çoğu zaman, kişisel veya aile hayatında problemleri olan insanlara aşık oluyorsunuz. "Beni hep sorunlu kişiler bulur" sizin çokça sarfettiğiniz bir cümle. Bu durumdan çok yakındığınız zamanlar oluyor fakat aksi sizin için düşünülemez. Eğer bir kişinin hiç problemi yoksa, hayatını huzur içinde yaşamayı seçmiş ve başarmış biri ise size çekici gelmeyecektir. Çünkü o kişide düzeltilmesi gereken bir yön yoktur ve bu sizin asli görevinizi yerine getiremeyecek olduğunuzu gösterir. Siz aşık olmak için; problem çözücü, onarıcı, tamir edici ve kurtarıcı vasıflarınızı kullanabileceğiniz ilişkiler ararsınız. Bu yüzden daha ziyade sorunlu olan kişiler size çekici gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası genelde insanların sorunları olduğundan ve bunu bana anlattıklarından onları başımdan pek savmam ama hepte etrafımda böyle insnalar olsun istermiyim bimiyorum. Gerçi daha önceki yazılarımda bendeki en ciddi sorunun başkalarının sorunlarını dinleyebilirken kendi sorunumları anlatamama olduğunu söylemiştim. Acaba bu durum onun bir sonucu olabilir mi diye düşünmeden edemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlız böyle insanların bence en önemli sorunu terzi kendi söküğünü dikemez sendromuna düşmeleri olur herhalde. Etrafındakilerin sorunları ilgilenirken kendininkileri çözememek çok kötü bir şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginç testi sonucun benlen hiç bir alakası yok diyemem ama bu kadar keskin çizgilerle belirlenmiş bir şeyler olduğunuda sanmıyorum. Mim içinde teşekkürler eğlenceli bir testti.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;             &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_lblQuestion"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-6489676285947179655?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/6489676285947179655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=6489676285947179655&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6489676285947179655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6489676285947179655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/12/asist-testi-yada-test-asisiti-yer-yer.html' title='Asist Testi yada Test Asisiti, Yer Yer Mim Olarakta Geçiyor'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-6310037243184580587</id><published>2008-12-22T23:34:00.002+02:00</published><updated>2008-12-22T23:58:29.721+02:00</updated><title type='text'>Kaderinden Kaçan Adam</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Bu başlığı yazarken aklıma Terminator serisinden John Connor geldi. Annesi onu doğduğu günden itibaren lideri olmak zorunda kalacağı savaştan korumaya çalışmıştı. Sonuçta bu çabaların ne kadar işe yarayacağını 2009 yılında gelecek olan serinin dördüncü filminde görürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuya girmek gerekisek; pek çok yazıda hayatın bana biçtiği olgun insan modelinden kaçmaya çalıştığımı anlatıyor yada ucundan kıyısından bahsediyordum. Bu sefer direk bu konuyu ana yemek olarak iredelemek gerek sanırım. Yada daha doğrusu benim bu konuyu irdeleyesim geldi sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllarca filmlerde, kitaplarda yada sağda solda ne kadar büyürse büyüsün çocuk olabilen insanlara özenirdim. Bu özenti zamanla bana mantıklı bir yaşam tarzı gibi gelmeye başladı. Daha sonra ise zaten çocuğum bu yaşam biçimin kralını yaşıyorum diyerek bu fikre iyice sarıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat zamanın acımasız çarkından bende geçtim. Uzun süre hala daha çocuğum diyerek kendimi avutabildiğim kadar avutmaya çalıştım. Ama sonra öyle bir çağa geliyorki insan artık çocuk olamıyorsun. En fazla ben içimdeki çocuğu öldüremedim diyebileceğin bir duruma geliyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu belki insanın üstüne binecek sorumluluklarından kaçması için bir liman, belki bir safsata bu ama ben bu fikre gönülden bağlıyım. Daha doğrusu ben çocukluluk yapmayı bazen hiç bir şeyi kafama takmadan sadece yapmak istediğim için yapabilmeyi seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırf sorumluluklarım var diye bu sorumluluklarım dışında kalan zamanlarda yıllarca yapmaktan zevk aldığım başkalarınn boş dediği yada yaramazlık olarak adlandırıldığı şeyleri yapmaktan kendimi mahrum edeyimki. Belki biraz bencilce olarak algılayabilirsiniz ama hayatta zevk aldığımız pek az şey varken neden en çok zevk adlığımız şeyi kendimize yasaklayalım ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat zor kabul ediyorum. Hoşuma gitmesede hayatta ilerledikçe üstüme yüklenecek sorumluluklardan kaçmayı düşünmüyorum. Ama bunlar içinde hayatımın en önemli zevklerinden biri olan ve beni ben yapan şeylerden uzaklaşamam. Eğer öyle yaparsam tüm o yükün altına girmenin ne değeri kalır ki. Zaten tüm bunları katlanabilir ve makul kılan kendime bu ödülü verebilmem olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu kadar bahsettik ama çocukluktan ne kastettiğimi anlatmadan konuyu noktalarsam sanırım pekte akıllıca bir iş yapmış olmam. Çocukluk benim için en basit anlamı ile özgür olmaktır. Sorumluluklarını değilde kendi zevklerini ön planda tutabildiğim anlardır bu anlar. Yapmak istediklerimde bir mantık aramaktan ziyade eğlence aradığım anlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anları eskiden çok daha fazla yaşarken pek o kadar önemsemezdim. Ama bu tür "kaçamakları" yapabileceğim zamanlar kısıtlandıkça bu anlar benim için çok daha fazla değerli olmaya başladı. Bu iş için ayırabildiğim en ufak anımı bile boşa geçirmek istemiyorum. Hatta bunun için gerekirse plan yapmaya bile razı olabiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu kadar basit gözüken şeyler bazen hayatta tahmin ettiğinizden bile daha değerli olabiliyor. Özelliklede hayata hep çocukların bakış açısı ile bakmaya çalışan biriyseniz bu bakıç açısını kaybetmemek için sık sık pratik yapmak gerekir. Çocukluk asla sadece çocukluk değildir. Yeri geldiğinde bir yetişkine verilebilecek en büyük ödüldür.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-6310037243184580587?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/6310037243184580587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=6310037243184580587&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6310037243184580587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6310037243184580587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/12/kaderinden-kaan-adam.html' title='Kaderinden Kaçan Adam'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-8353416024533534610</id><published>2008-12-17T21:35:00.002+02:00</published><updated>2008-12-17T22:23:37.070+02:00</updated><title type='text'>Planlasakta mı Yaşasak Planlamasakta mı Yaşasak</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Sabah saat 06:30 zar zor uyuyorum.&lt;/span&gt; Gözlerimi açmakta zorlansamda yataktan kalkıyorum. Bu kadar zorluktan sonra hangi gömleği giysem diye düşünüyorum. İşte hayatımda düzenli olarak yaptığım tek plan bu sayılabilir. Bunuda üzülerek yada kendimi eleştirerek söylemiyorum. Bilakis hayatımda çok planlama yapıyor olmanın mutluğuna vurgu yapıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün bir arkadaşımla msnde muhabbet ediyorduk. Laf döndü dolaştı planlara ve hayallere geldi. Hayallerin planlara göre insanda daha pozitif etkileri olması üzerinnde hem fikir kaldığımız bu muhabbet sonrasında bu konuda kafamda birikenleri buraya yazsam fena olmaz diye düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası plan kelimesi bana çok güzel şeyler çağrıştırmıyor. Bir şey için plan yapıyorsam kendimi bir sınava giriyor gibi hissediyorum. Ehh hem uzun yıllar öğrenci olmuş olmam hemde hazırlık yapmayı sevmeyen biri olmadan dolayı planlama bana biraz ters geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayaller ise çok daha masum ve çekici geliyor. Hem hayal dünyasına ulaşılması kolay hemde insanı bu yola girmek bile mutlu ediyor. İnsan hayallerine ulaşabilmek için çaba sarf etmese bile sadece hayal ederek bile mutlu olabiliyor. Günün bütün zorluklarından yada yorgunluklarından arınıp beş dakika içinde bile oraya gidip mutlu olabiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilemiyorum bu konuda ne kadar objektif olabilirim. Ama planlama dedin mi işin içine uğraşlar, zorluklar ve mücadeleler giriyorken hayal kurmakta insanın kendi aklı dışında hiç bir sınırı olmamasındanda dolayı tercih ettiğim bir şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tembel, doğaçlamayı seven ve zaman zaman kafamı boşaltacak bir yer arayan biri olarak daha öncede dediğim gibi bu konuda taraflı olabilirim. Fakat zaten şu an içinde bulunduğum zamanda bile bir ton zorlukla mücadele ederken kesin olarak elde edip edemeyeceğim bir şey için (her ne kadar o şey çok istediğim bir şey olabilsede) tüm bunların üstüne daha fazla çileye katlanmak bana akıl karı gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha hayatta bazı durumlarda planlama yapmak zorunda kalabiliyor insan. Bu durumlarda da kısa vadeli ve nispeten kolay planlara yöneliyorum. Bir gün sonra yapılacak şeyler için yapılan basit planlar yaparak bu eksikliğimi gideriyorum diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayaller hakkında ise en sevdiğim şey sınırı olmaması. İnsan hayal kurarken o an neye ihtiyaç duyuyorsan ona uygun bir hayal kurabiliyorsun. Planlar bu bakımdan daha prensipleri var gibi gözüküyor olsada hayatta  zaman zaman nabza göre şerbet veren şeyler daha iyi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafamda olan konsepti birebir anlattım emin değilim ama en azından yazıyı yazmaya başlarken düşündüğüm şeyleri ellerimden geldiğince ortaya koymayı başardım sanırım. En azından dün akşam kafamda oluşanları yazabildim. Bu arada bu yazıyı yazmamda ilham kaynağı olan muhabbeti çevirdiğimi arkadaşımada bu nedenle teşekkür ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-8353416024533534610?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/8353416024533534610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=8353416024533534610&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8353416024533534610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/8353416024533534610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/12/planlasakta-m-yaasak-planlamasakta-m.html' title='Planlasakta mı Yaşasak Planlamasakta mı Yaşasak'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-17962599532800229</id><published>2008-12-14T03:07:00.000+02:00</published><updated>2008-12-14T03:29:18.287+02:00</updated><title type='text'>Nostaljik Anlar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Saat sabaha karşı üç. On dakika öncesine kadar yatmayı düşünüyordum. Hatta 1 saat öncesinde bana bu yazıyı yazdıran Okan Bayülge'nin Disko kralınıda izlemeyecektim. Ama hayatı çekilir kılanda bu sanırım. Bazen en beklenmedik anda en beklenmedik şeyler karşınıza çıktığında en beklemediğiniz şeyleri yapıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim az öncede belirttiğim gibi bu yazıyı Disko Kralının bu akşamki bölümü nedeniyle yazıyorum. Peki bu bölümde beni yazı yazmaya iten ne oldu derseniz çok kısa ve net bir cevap vereceğim. Doksanlı yıllar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşamki bölümde dokanslı yollarda Türk müziğine damgasını vurmuş isimler konuk oldu. Harun Kolçak, Burak Kut, Hadi Yine İyisin Tayfun, Hakan Peker, Ah Canım Vah Canım Ahmet, Yonca Evcimik ve Barbaros Hayrettin gibi pek isim konuk oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama konuklardan öte programda sık sık gösterilen dönem klipleri beni benden aldı. Zamanında ama severek ama hoşlanmayarak dinlediğim şarkıları 10-15 sene sonra görünce açıkçası bir tuhaf oldum. Daha ziyade her klipte aaaa şu şarkıyı dinlerken şunlar olmuştu gibi bir sürü bağlantılı anılarım canlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman daha çocuk aklıyla dinlediğim şarkıları bu günkü ben olarak dinlediğimde hem o ufaklığımı yanımda hissettim hemde bu günkü beni ben yapan geçmişimin kaynaklarını tekrar hatırlamış oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki şimdi bu tür şarkıların yeni örneklerini dinlemiyorum ama o dönem bu şarkıları dinleyerek büyümüş biri için uzun zaman sonra böyle bu şarkılar toplu halde dinlemek çok farklı bir duygu. Bir anda bu kadar çok anı beynime hücum ettiğinden lafı toplayıp bir yere bağlamakta zor geliyor. Ama elimden geldiğince derli toplu anlatmayı umuyorum aklımdan geçenleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ihtimal subjektif davranıyorum ama o dönemki şarkıların bir ruhu varmış gibime geliyor. Yada insan dinlediği şeylere anlam yüklediğinden bu şarkıların ruhu varmış gibi hissediyorum. Şimdi dinlediğim pek çok yerli şarkıda bu şarkılarda hissettiklerimi hissedemiyorum. Bilmiyorum neden niçin ama bu şarkılar, bu ezgiler bana farklı geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dönemler yeni yeni dışarıdaki örneklerine benzer/yarışır kalitede şarkılar yapabildiklerinden dolayı belki bu şakılar bana değerli geliyordu. Ama ne olursa olsun bu şarkılarla büyümüş insanların anlatmak için kıvrandığım şeyleri anlayabildiklerini sanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar şimdiki kadar farklı kaynak yada tarz yokken elimizde olanların bile bizde böyle bir bırakabilmesi aslında güzel bir şeymiş. On sene sonra dönüp baktığımda aynı duyguları aynı insan olduğum için hissetmesemde hala en derinlerden bir şeyler hissediyorsam, o doksanların bir büyüsü varmış demekki demeden edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hey corç versene borç diyerek bu yazıyı daha doğrusu karalamayı noktalamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-17962599532800229?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/17962599532800229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=17962599532800229&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/17962599532800229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/17962599532800229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/12/nostaljik-anlar.html' title='Nostaljik Anlar'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-7674872530869854699</id><published>2008-12-11T22:01:00.000+02:00</published><updated>2008-12-11T23:04:26.960+02:00</updated><title type='text'>(Dayak) Yemekteyiz</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify; font-family: arial;"&gt;Son yazıya gelen yorumlara bakınca "Yemekteyiz" yarışması hakkında bir şeyler karalamak biraz gereklilik gibi oldu sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yemekteyiz denen bu programda ülkemizde inceden bir TV fenomeni olmaya doğru gidiyor ya artık ne diyeceğimi bilemiyorum. Tamam hoş bir fikir ile oluşturulmuş bir konsept ama o insanların hem yemek sırasında hem yemeği yapana puan vermeleri sırasındaki halleri ve tavırları o kadar yapmacık ve sahteki insan o an gördüklerinden sadece nefret edebilir gibime geliyor. Ama nedense bu tür yapmacık şeyler beğeniliyor." Demişiz bu konu hakkında oradan alıp gidelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce işin pozitif yönüne bakmaya çalışalım. Şimdi bu tür yarışmalar insanlara yeni yemekler öğrenme yada bilinen yemeklerin hazırlanması sırasında püf noktalarının keşfedilmesi gibi konular ilk fırsatta dikkati çekiyor. Ayrıca birbirlerini tanımayan farklı kesimlerden gelen insanları bir sofra etrafında birleştirmesininde bazı sosyal alt metinleri türetilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat daha önceki yorumumda da belirttiğim gibi yarışmacılarının buram buram yapmacıklık kokan hareketleri insanın ciddi şekilde gözüne batıyor. Hatta izlediğim bir kaç bölümde hareketleri geçtim bildiğim bir kaç yemeğe çok ciddi şekilde mantıklı olmayan eleştirilerini görünce insan ister istemeden ya bu yorumu eleştiri olsun diye yapılıyor yada yemek yapmaktan anlamayan biri konuşuyor diye düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında yarışmacılarıda suçlayamıyorum. Ülkemizde interaktif olarak adlandırabileceğimiz yarışmalarda kazanmanın genel kriteri kavga edip sansasyon yaratmak olarak empoze edildiğinden bu yarışmaya katılanlarda kazanmanın yolunun ellerine geçen her fırsatta kavga çıkarmaktan geçtiğini sanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde bu tür şeyler tutabilir ama kendi adıma böyle gergin ortamlardan rahatsız biri olarak böyle sahnelerle karşılaşmaktan hiç hoşlanmıyorum. Anlamadığım insanların hayatlarında bir çok sebepten dolayı zaten gerim gerim gerilirken birde böyle ekstra gerilim mi programlardan hoşlamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk arasında çivi çiviyi söker olarak adlandırılan durumdan yada ben zaten dertliyim tasalıyım başka insanların derdini, kavgasını göreyimde halime şükredeyim düşüncesi ile izleniyor olabilir belkide.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası bu yazıyı yazarken bir yere gelmeyi yada konuyu bağlamayı amaçlamadım. Sadece kafamda oluşan bazı sorular vardı. Bunları böyle yazıya dökerek ilerde dönüp baktığımda kendime bunlar tekrar sorup belki cevaplar alabilirim diye umuyorum. Yada bu konuda benden daha iyi cevapları olanlar benle paylaşır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-7674872530869854699?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/7674872530869854699/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=7674872530869854699&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7674872530869854699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7674872530869854699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/12/dayak-yemekteyiz.html' title='(Dayak) Yemekteyiz'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-383342077336081872</id><published>2008-12-10T00:06:00.000+02:00</published><updated>2008-12-10T00:41:46.364+02:00</updated><title type='text'>Post-İt Notları #6</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Uzun zamandır olmadığım kadar huzurluyum. Zamanında tembelliğin bile sürekli olduğunda sıkıcı olduğunu söylemiştim. Ama tembellik belli bir çalışma temposunda sonra daha az dozlarda olunca hayat kurtarıcı oluyor insan için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu aralar biraz bilgisayar oyunlarına zaman ayırınca fark ettimki eskiden bu oyunlar ilgimi çok daha fazla çekiyorlarmış. Sırf Monkey İsland'ı bitirmek için 7-8 sene önce yaptıklarımı hatırlıyorumda şimdi en fazla mouse masaya sertçe fırlatmakla yetiniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kışın sinemalarda pek fazla film olmamasına alışkınım ama şu son bir aylık dönemde de piyasa kurudu resmen. Tropic Thunder'dan beri beklediğim (belki biraz zorlarsak Bond filmi denebilir ama nedense Bond filmleri benim için sinemada izlenecek filmlerden değildir) bir film gelmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Göztepe'de açılan Optimum alışveriş merkezine daha içine girmeden gıcık oldum. E-5'in kenarına yapılmış olduğundan trafiğin canına okuyan bu AVM sağolsun işten eve gelişimde 15-20 dakikalık bir fark oluştu. Artık o kısımda sinirlenmemek için Göztepe Köprsü ve Yenisahra durakları arasında uyumaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bayadır beklediğim Dark Knight filminin DVDleri piyasaya çıkmış. Bende gördüğüm yerde hemen bir tane aldım. Bu senenin en iyi filmini senenin son günlerinde bol bol izlemeyi planlıyorum. Hatta yılbaşı akşamı yine 20 senedir değişmeyen yılbaşı programları olursa tvlerde akşam yemeğinden sonra film maratonu yaparak yeni yıla girerim. Böylece sinema tadında bir sene geçiririm umarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu sene krizinde etkisi Kurban bayramı için tüm alışveriş merkezlerinin bahçelerinde kurulan kurban satış noktaları bayramdan bir ay önceden değilde sadece bir hafta önce açıldı. Böylece tezek kokusu içinde kaldığım toplam süre kısalmış olacak tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yemekteyiz denen bu programda ülkemizde inceden bir TV fenomeni olmaya doğru gidiyor ya artık ne diyeceğimi bilemiyorum. Tamam hoş bir fikir ile oluşturulmuş bir konsept ama o insanların hem yemek sırasında hem yemeği yapana puan vermeleri sırasındaki halleri ve tavırları o kadar yapmacık ve sahteki insan o an gördüklerinden sadece nefret edebilir gibime geliyor. Ama nedense bu tür yapmacık şeyler beğeniliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- TV yarışmaları dedimde aklıma geldi. Bir dönem Show TV'de kaçak diye bir yarışma vardı. Her hafta (yada ayda olabilir emin değilim zaman kısıtından) yarışmacı bir ilde kendisine verilen günlük görevleri şehir sakinleri tarafından tanınmadan yapmaya çalışıyordu. Fakat yanılmıyorsam yarışmanın Bursa ayağında sanırım yarışmacıyı yakalayana para ödülü verileceğinden dolayı çoşan il halkı yarışmacıyı bulmuş ve yakalamak için baya baya pataklamışlardır. Bu olaydan sonrada o yarışma yayından kalıdırılmıştı. Daha doğrusu yayından kalktımı net hatırlamıyorum ama bu olaydan sonra o yarışma ile ilgili başka hiç bir şey hatırlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son zamanlarda her ne kadar hayatımda olan bitene iyimser bir açıdan bakmaya çalışsamda bazı şeyleri hiç bir zaman başaramayacakmışım gibi hissediyorum. Bu durumda beni üzmekten ziyade umursamaz yapıyor. Genelde yenilgiyi kolay kabullenen biri olmadığımdan bu teslimiyetçi tavrımın nedenini bir türlü anlayamıyorum. Düşündükçede daha mantıksız geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yakın tarihli bir kaç yazımda çevremde gördüğüm insanların bazı davranışları beni rahatsız ediyor tarzı şeylerden bahsetmiştim. Bir önceki maddede hisstettiklerimden midir yoksa her iki durumun nedeni olan başka bir şeyden mi bilemiyorum ama eskisi kadar bu insanları umursamıyorum. Lanet olsun diyerek geçiyorum. Eskisi kadar bu insanları gözlemleme isteği gelmiyor içimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gider ayak güzel bir madde ile sonlandırayım diye düşünmüştüm ama aklıma okuyanın yüzünü güldürecek güncel bir konu gelmedi. Belkide umusamazlığımın nedenide gülecek bir şeyler bulmakta zorlanmamdır. Bunu bir düşüneyim iyisimi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-383342077336081872?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/383342077336081872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=383342077336081872&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/383342077336081872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/383342077336081872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/12/post-it-notlar-6.html' title='Post-İt Notları #6'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-4230490919121002779</id><published>2008-12-09T14:56:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T15:54:28.241+02:00</updated><title type='text'>Bayram Şekerleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Başlığı çocukluğumda hemen her kanalda olan sabah şekerlerinde arakladığımı itiraf ederek yazıya başlamak sanırım en doğrusu olacak. Ardından biraz geç kalmış gibi olsamda (Gerçi hala bayram devam ediyor) herkesin bayramını kutlayarak devam edeyim diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bu itiraf ve kutlama içerikli girişten sonra bu bayramda olanlara ve olacaklara bir göz atayım. Öncelikle cuma gününün tatil olmaması benim açımdan kötü oldu. Tam tatili 9 güne tamamladık derken, bir gün işe gitmek uzun tatil ruhunun tadını kaçıracak. Ama gelecek sene bu kadar uzun tatil denk gelemeyeceği için eldekinin kıymetini bilerek her günü iyi değerlendirmeye çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram öncesi bir stres atma seansı (başka bir deyişle arkadaş ortamında alkollü bir eğlenceye iştirak ettimde denebilir) ile tatile başladım. Bu sayede bayram yoğunluğunda yaşayacağım stres birde işten arda kalan üstüne binmedi. Hoş bu bayram eski bayramlar gibi ilk günleri dinlenmekten ziyade koşturmakla geçmedi. Hatta tam tersine ilk gün öğleden sonrası ziyadesiyle sakin geçti denebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bunda eski bayramların direği olan aile büyüklerinin yokluğunun çok ciddi etkisi var. Birde buna son bayramlarda olan bazı şeylere benim tavır almamda eklenince sakin sessiz bir bayram yaşıyorum. Ha böyle söylüyorumda bu işten hoşnutsuzum diyemem. Uzun zamandır böyle kafa dinlemeye ihtiyacım vardı. Son zamanlarda sürekli bir yerlere koşturunca bir şey yapmamanın tadını özlemişim açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramın kalanında bu bol bol dinlenmenin yanına vizyondaki bir iki filme gitme organizasyonunuda ayarlayabilirsem bu tatil tamamen tatil öncesi yapmak istediklerim yapabildiğim enden tatillerden biri olacak. Hele birde evde izlenmeyi bekleyen filmlerdende bir kaçını izlersem bu tatil amacını bile aşmış denebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinleniyorum filan dedik, boş oturuyoruz dedik ama o kadarda boş durmadık efendim. Blogun sol tarafını inceleyenler daha renkli bir blogla karşılaşmışlardır herhalde. Hazır iş güç yokken net bir şeyler kafamda oluşmadığından sık sık ertelediğim resim ve blogu bazı sitelere kaydetme işlerini aradan çıkardım. Hoş resim ekleme işin henüz bitmiş sayılmaz. Daha çok resim eklenir ama en azından bir başlangıç yapmış oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlız bu blogu sitelere kaydetmek filan baya meşakkatli işmiş. Yada ben teknoloji konusunda her zamanki gibi biraz geri kaldığımdan ben zorlanıyorum. Neyse hep derim en güzel zorluk geride kalan zorluklardır zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada sabah ne güzel daha tatilin başındayım diyordum ama kahvaltı yapıp kafam normal çalışmaya başlayınca farkettimki cumaya kadar bu gün hariç 2 günüm kalmış. Muhakkak bu günleride dolu dolu değerlendirmek lazım. Ondan sonra bir yılbaşında 1.5 günüm var. Oda bu tatille kıyas kabul etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıma son verirken herkesin bayramını son bir kez daha kutlar küçüklerin gözlerinden büyüklerin ellerinden öper, eskiden harçlık alabildiğim bayramlarada en incesinden bir selam yollarım efendim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-4230490919121002779?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/4230490919121002779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=4230490919121002779&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4230490919121002779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4230490919121002779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/12/bayram-ekerleri.html' title='Bayram Şekerleri'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-7652262430498844463</id><published>2008-12-07T15:59:00.000+02:00</published><updated>2008-12-07T17:45:32.712+02:00</updated><title type='text'>Züccaciye Dükkanın Giren Sakar Fil</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify; font-family: arial;"&gt;İnsanoğlu bazen hayatında tuhaf durumlara düşer. Bunlar öyle durumlardır ki ne yaparsan kendini içinde bulunduğun durumdan kurtaramazsın. Hatta dahada kötüsü çırpındıkça bu bataklık gibi insanı içine çeken durumun içine iyice batarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burda asıl kafamı kurcalayan bu durumlara nasıl düşüldüğü yada nasıl çıkılacağından ziyade bu durumda kalan insanın davranışları ve bu tür durumlardaki anılarımızın neden zaman zaman hatıratımıza düşüp bizi rahatsız etmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası bu durumlara nasıl düşüldüğü üzerine bir şey yazmamamın bir nedenide bu konuda ne diyeceğimi bilmememdir. Zaten bu durumlara nasıl düşüldüğünü çözsem bunu hemen bir çözüme dönüştürür ve kendimi en baştan zora sokmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine aynı şekikde bu durumlardan nasıl çıkılacağı hakkındada çok fazla bir akıl fikir  (Genelde böyle pis durumlarda kaldığımda işin sonunda hep şansla o durumdan kurtulabilmişimdir) yürütemememden dolayı bu konuyuda burda gündeme getirip gereksiz bir kör dövüşüne girmeyi gereksiz görüyrum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum durum durum dedik ama nedir bu durum diyerek konuyu daha anlaşılır bir hale getirmek lazım sanırım. Öncelikle bu konuya somut bir örnek vermek yerine kısaca durumun şartlarını anlatayım. Bu durum diye adlandırdığım pozisyonlarda kaldığınızda en özetle kesinlikle yapmak istemediğiniz bir işle yada olmak istemediğiniz bir ortamla karşı karşıya kalmışsınızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin dahada kötüsü bu duruma mahkum gibisinizdir. Hiç bir şekilde ne bir kaçış nede bir kurtuluş yolu bulabilirsiniz. Bunları bilmenin verdiği hissiyatla kişisel olarak büzüşürsünüz. Tıpkı başlıktaki gibi Züccaciye dükkanına girmiş sakar bir fil gibi hata yapıp dikkatleri üstünüze çekmemeye çalışırken muhakkak bir sakarlık yapıp herkesin size odaklanmasını başarırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o an insanın hayatında yaşayabileceği en kötü anlardır. Dahada ilginci o anların hatıraları nedense mutlu olduğunuz anlarda aklınıza gelip tadınızı kaçırır. O zaman sizin üzerinizde yarattığı etki yetmezmiş gibi o durumların hayaleti birde en mutlu anlarınızda gelip size tekrar saldırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde bu anları en çok durum komedilerinde yada sakar ama sevimli başrol oyunculu filmlerde kullanılır. Ama oralarda olay bizim başımıza gelmediğinden gönül rahatlığıya güleriz. Hatta bu durumların zorluğunu sadece kendi başımıza geldiğinde anlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu sadece kendi başına geldiğinde duruma vakıf olma sorunu insanın doğasından gelen bencilliğinden değilde bu durumları hatırlamamak istemesinden kaynaklanıyor bence. Sadece başına geldiğinde bu olgunun varlığını hatırlamak her an o tür bir şeyin olacağını düşünerek yaşamaktan çok daha kolay oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun lafın kısası hayatta insan bazen köşeye sıkışır ve bu sıkıştığı durumdan kendini kurtaracak bir gücü yada dirayeti olmayabilir. Bu anlarla ilgili insanın insana verebileceği çok geçerli öğütler olduğuna inanmıyorum. Bu nedenle insanoğlu elinden geldiğince bu durumları unutmak ister. Bana kalırsada en iyisini yapar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-7652262430498844463?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/7652262430498844463/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=7652262430498844463&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7652262430498844463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7652262430498844463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/12/zccaciye-dkkann-giren-sakar-fil.html' title='Züccaciye Dükkanın Giren Sakar Fil'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-125257669800577464</id><published>2008-12-01T22:00:00.000+02:00</published><updated>2008-12-01T22:28:30.926+02:00</updated><title type='text'>Mütemadiyen</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mütamediyen başka hayatlar yaşıyorum, uyurken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen bu başka hayatların en civcivli yerinde uykudan uyanıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen insanlara yol veriyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen insanlar bu yolu aldıklarında kötüye kullanıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen arıyorum, aranıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen aradığımı bulmaktan ziyade aramayı seviyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen her şeyden uzaklaşmak istiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen kalabalıkların ortasında sıkışıp kalıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen derinlere dalıp gidiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen daldığım derinliklerden çekip çıkarlıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen konuşmadan önce planlama yapınca saçmalıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen doğaçlama bir şeyler yaparak durumu kurtarıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen sabahları erkenden uyanıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen uyanırken yeniden uyumak istiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen şarkı söyleyesim gelir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen söylemek için aklıma uygun bir şarkı gelmez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen bir işe büyük bir hevesle başlarım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen yarısına gelmeden o işten sıkılırım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen basit şeyleri düşünürüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen büyük resmi görmekle pek uğraşmam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen zor durumlarda kalırım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen zor durumları daha zor hale getiririm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütemadiyen eski kelimeleri kullanmaya çalışırım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütamediyen bu yazıdaki kadar çok kullanmam&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-125257669800577464?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/125257669800577464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=125257669800577464&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/125257669800577464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/125257669800577464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/12/mtemadiyen.html' title='Mütemadiyen'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-1603559953573769619</id><published>2008-11-30T14:38:00.000+02:00</published><updated>2008-11-30T14:56:36.386+02:00</updated><title type='text'>Şu Anda Başlık Görüntülenemiyor</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kafam kazan gibi şu anda. Normalde akşamdan kalma olmam yada öğlen kalkmamdan dolayı böyle sorunlarım olmaz. Ama bu gün nedense farklı hissediyorum. Ha bunun nedenlerinin peşine filanda düşmeyeceğim şu an için onuda önceden belirteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ziyade aklımda insanın kendini yorgun, isteksiz ve hatta hımbıl hissettiği anlarda neler olur sorusunun üstüne gitme niyetindeyim. Öncelikle kendi üzerimden çok yakın zamanlı (hatta bu yazı ile eş anlıda diyebiliriz) bir örnek vereyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün blog sayfamı açtığımda en son hangi gün yazı yazdığıma baktım. Tarihi görünce "bu gün bir şeyler" karalamak lazım dedim. Çünkü biliyorumki arayı soğutursam tembellik galip gelecek ve uzun süre tek satır yazamayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sorun şuydu içimden yazacak bir şey gelmiyordu. Konusuz kalmak yada ilham gelmemesi gibi bir durum değil (Zaten konu bulma konusu o kadar her zaman kafamda yazılabilecek bir kaç konu olur asıl sorun bunları bir iskelete oturtarak yazılabilecek halde gözümde canlandırmak olur) bu bahsettiğim. Ellerim klavyeye gitmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üşenmeninde ötesinde yazı yazmak (ki son bir yıllık dönemde ciddi hobilerimden biri oldu) bana çok ağır bir yük gibi gelmişti. Eskiden bu tür şeyler hazırlamam gereken önemli ödevler yada çalışmam gereken zor sınavlardan önce hissettiklerim gibiydi. Sanki o hazırlama/çalışma sürecini ertelersem kaçınılmaz olan sondan kaçabilirmişim gibi hisseder. Sonunda ise kaçamayacağım kabullenir teslim (Tabi bu teslimiyet kararını verme süreci bir hayli uzun sürdüğünden tonla zaman kaybederdim) olurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu kadar zevk aldığım bir şeyi yapmam gerektiğimde bu düşünceler kafamda oluştuğundan bunun ancak ve ancak bu gün bende bir isteksizlik olmasından kaynaklandığını düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl ilginç olanı ise normalde bu tür durumlarda kendimi hazır hissedene kadar her şeyi erteleyebilen bendeniz bu sefer tam tersine hem bu yapmamayı düşündüğüm şeyi yapıp hemde bu durumdam bahsederek durumun üstüne çok agresif şekilde gitmeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık söylemem gerekirse başlığı yazdığım 15 dakika öncesi ve şu anda bu satırları yazdığım an arasında hissiyatımda çok ciddi değişimler oldu. Yazıya başlarken bir giriş yazayım sora oyalanır bir şeyler daha yazarım diye düşünmüştüm. Sonra bari bu durumumu örnek olarak verip onun üstünden giderek olaya daha direk gireyim diye sözde kendimce olaya daha baside indirgeyeyim dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat gelin görünkü bu isteksizliğin etkisi ile seçtiğim örnek beni fazlasıyla sarmaladığından örneği açıklamaya başladığım andan beri aralıksız yazıyorum. Hatta ilk anda aklıma ilk gelen başlıktan daha uygun şeyler aklıma gelmiş olmasına rağmen konuyu anlatmasada o anki ruh halimi daha iyi dışa vurduğundan ilk kullandığım başlığıda değiştirmemeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yalan söyeleyeyim yazıya başlarken kısa bir yada bir kaç örnek verip daha sonra bunlardan bir genelleme yaparım demiştim. Ama insan kendinden bahsederken, bunun sayesinde kendinide toparlayabiliyorsa planlarında ister istemez ufak değişiklikler yapabiliyor. Hele benim kadar doğaçlama çözümler yada fikirleri kullanmayı sevek biri bunu daha çok yapıyor. Bu nedenle genelleme yapmak yerine tamamen şu anda olanlar üzerinden en başta anlatmak istediklerimi anlatmaya çalıştım. Umarım başarılı olabilmişimdir. Olamasamda en azından bunu yapmanın beni daha iyi hissetirmesinin mutluluğu ile yetineceğim sanırım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-1603559953573769619?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/1603559953573769619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=1603559953573769619&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1603559953573769619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1603559953573769619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/11/u-anda-balk-grntlenemiyor.html' title='Şu Anda Başlık Görüntülenemiyor'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-6349895387687264412</id><published>2008-11-28T20:34:00.000+02:00</published><updated>2008-11-28T21:26:07.159+02:00</updated><title type='text'>Ben Bir Garip Cezveyim Köşe Bucak Gezmeyim</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu aralar birazdan bahsedeceğim konu oldukça popüler. Ayrıca üstünde biraz düşününce gayette bahsetmesi eğlenceli bir konu olacağından (hem az birazda bu yönde istekte varken) bulduğum ilk boş vakitte (ki oda şu an oluyor) yazmanın hayırlı olacağını düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bu peşrev kısmını ziyadesiyle uzatmadan konumuza girelim. Efendim konumuz garip huylarımız. Daha doğrusu kişinin kendi tuhaf huyları yada sık sık başına gelen ve genelde şannsızlığın kanıtı olarak gösterilebilecek olaylar. Teker teker yazmak gerekirse;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yabancı bir ortama girdiğimde hele birde o yabancı ortam uyum sağlamamda zor bir ortamsa çok ciddi şekilde içine kapanır gözlerim önümde öyle dururum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çoğu zaman uzun süre konuşmadıktan sonra bir şeyler konuşmaya başlayacaksam sesim muhakkak çatallı ve tuhaf çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Randevularıma geç kaldığımda acele etmeyi, erken gittiğimde beklemeyi hiç ama hiç sevmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Güzel bir manzara gördüğümde tam ona bakmak istediğimde önüme illa bir şey yada birileri çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir yere yetişmem lazımsa yürüdüğüm yolda illa önümde biri zınk diye durur. Bende ona çarpmamak için kırk takla atmak zorunda kalırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne zaman elimi cebime yada çantamın gözüne atsam aradığım şey illa en dipte, en ulaşılmaz yerde çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir yerimi sakatlamışsam o yeri defalarca daha çarpar canımı çok daha fazla yakarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sinemada tam yerime oturup yerleştiğimde mutlaka yan taraftaki koltuklara geçmek için ayaklarımı toplamamı rica eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Böyle garip huylar filan diye lafa girip daha ziyade Murphy Kanunlarının vücut bulmuş hali şeklinde olayları sıralamakta bu yazının bu ana kadar ki kısmı ile buraya girmeyi hakketti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir şeyi birden çok kere tekrarlamam gerektiğinde agresifleşirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çok pis bir inat huyum vardır. Kendi zararıma olsa bile bir şey benim için inada binerse o şeyde sonuna kadar giderim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Başladığım pek çok işte daha işin yarısına gelmeden o işten soğumaya başlarım. Ne kadar bu huyuma sinir olsamda özellikle ders ve iş konusunda bunu çok yaparım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sıkıcı bir şeyle uğraşıyorsam çok kolay dikkatim dağılır. Daha doğrusu dikkatimi dağıtmak için yer ararım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yeni ayakkabı yada pantolon aldığımda ilk önce sağ ayağımı ayakkabının yada pantolonun içine sokarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çok heyecan yaptığımda yada paniklediğimde önce çok sağlam saçmalar sonrada onu normalde yapamayacağım şekilde iyi toparlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Herhangibir şeye hazırlanmaktansa onun yerine doğaçlama bir şeyler yaparak geçiştirmeyi tercih ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eskiden hep sınavlarında hasta olurdum. Sınav kağıdına eğildikçe beynim burnumda akacak gibi olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bazen aklıma komik bir şey gelir. Ama bundan ziyade bu komik şeyler en olmadık yerde ve zamanda aklıma gelir. Gülmemek için kendimi zor tuttukça suratımda daha saftorik bir ifade oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Teknoloji özürlü sayılabilecek biriyimdir. Bu nedenle pek çok teknolojik yeniliğe karşı dururum ama sonrasında pes eder bende o yeniliklere sahip olurum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son bir kaç yıldır kendimi çok yaşlanmış gibi hissetiğim anlar oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayatta pek çok şeyi ancak tecrübe ederek öğrenebiliyorum. Sobaya elini uzatıp canını yakarak öğrenengillerdenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Motive olabildiğim zaman önümdeki zorlukları aşma konusunda başarılı sayılırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çevremde kaba insanlar gördükçe sinirlenir inadına daha saygılı olmaya çalışırım. (Ama bunu nedense her zaman yapmam bazen sadece gördüklerime sinir olur geçerim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında böyle listelerin kolay kolay sonu gelmez. Bu nedenle burda noktalamak en hayırlısı olacak. Daha sonra böyle lislenecek kadar birikim olursa yeniden kaldığımız yere döneriz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-6349895387687264412?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/6349895387687264412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=6349895387687264412&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6349895387687264412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6349895387687264412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/11/ben-bir-garip-cezveyim-ke-bucak.html' title='Ben Bir Garip Cezveyim Köşe Bucak Gezmeyim'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-1825746283402344818</id><published>2008-11-25T20:42:00.000+02:00</published><updated>2008-11-25T21:13:48.566+02:00</updated><title type='text'>Kış Baştırdı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Genelde soğuk havaydı, kıştı filan derken pek tatilde olmadığından insan hafif bir depresifleşir. Daha doğrusu havalar kapanmaya başlayınca benimde içim kararır gibi olur. Fakat son yıllarda kış zamanlarında da tembellik yapacak bol vaktim olmasından bu durumu aşma yolunda önemli adımlar attım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden önce normal şartlardan bana sıcak yada soğuk havadan birini seç deseler ben soğuğu seçerim. Belki bere ve eldiven kullanmayı sevmemden, belkide sıcaktan ne yaparsan yap kaçman zorken soğuğa karşı giyinerek karşı koyabilme durumundan dolayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden en çok yağmurlu ve kapalı havalara gıcık olurdum. Daha öğlen saatinde hava kararmış gibi insanın tembelliğe iter bu hava derdim. Fakat yağmurda amaçsızca ıslanmayı dert etmeden dolanmanın ve insanlar sağa sola kaçışırken yolun ortasından rahatça yürüyebilmenin tadını alınca eski fikirlerimi ciddi anlamda gözden geçirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldum olası şemsiyede kullanmayı sevmeyen biri olarak gözlük takmaya başladığım dönemden sonra her yağmurda gözlük camlarında silecek olsa diye bir ihtiyaç duysamda o yağmurun kendi has yağarken çıkardığı ses ve insanın sadece yağmurun ıslattığı yollarda yürümek gerçekten başka bir lezzet başka bir zevkmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kışın birde en nadide en özel olayı vardır. O olduğunda her taraf bambaşka görünür göze. Tahmin edilmesi zor olmayan bu sözde gizemi sonladırıp bahsettiğim şeyin kar olduğunu söyledikten sonra karın güzelliğinden bahsetmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar demek soğuk demek, kar demek yolların kapanmas demek ama eskiden beri en önemlisi kar demek tatil demek. Ama o tatil olayınında dışında kar yağdımı bu Şehr-i İstanbul bir başka oluyor. Her yer bembeyazken gecenin en ayazında camı açıp dışarı bakmak. Yüzünde o soğuğu dibine kadar hissetmek gerçekten insana yaşadığını hissettirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi birde kar yağarken yüzünü gökyüzüne dönüp kar tanelerini yemeye çalışırdım. Açık söyleyeyim bunu hala yaparım ve yapmaktanda büyük zevk alırım. Kar topu oynamak yada kardan adam yapmaktan bile daha zevklidir bu kar taneleri yemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşündümde kış hakkındaki fikirlerimin değişmesi çok iyi olmuş alsında. Eskiden yılın en az 3-4 aylık kısmından bunalırdım. Fakat şimdi o dönemleri belkide yazdan daha çok seviyorum daha çok bekliyorum. Birde büyük bir hayalim var ondanda bahsederek yazıyı noktalayalım. Umarım bir yılbaşı akşamında camdan baktığımda etrafı bembeyaz karlar altında bulurum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-1825746283402344818?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/1825746283402344818/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=1825746283402344818&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1825746283402344818'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/1825746283402344818'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/11/k-batrd.html' title='Kış Baştırdı'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-4251136185468014414</id><published>2008-11-23T00:11:00.000+02:00</published><updated>2008-11-23T01:13:40.135+02:00</updated><title type='text'>Ağır Misafirler</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Saate baktı. Fazla zamanı olmadığını görünce içini tatlı bir heyecan karşıladı. Kolay değil tabi, bugün çok çok özel üç misafir ağarlayacaktı. Hayatının son 6 yılını bir akşam yemeğinde masaya dökebilmek herkese nasip olabilecek bir şans değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların en sevdiği yemekleri yaptı. Köfte, Biftek, Patates Kızartması ve büyük bir kase Salata yemeğin öne çıkan kısımları olacaktı. Yemek yapma konusunda çok yetenekli biri olmadığından yemekleri hazır aldı. Onları ısıtıp misafirler gelmeden önce masaya servisi yapması yeterli olacak olsada hata yapmak istemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekleri ocağa bırakıp salatayı masaya koyduktan sonra müzik setine doğru ilerledi. Normal ne kendisi nede misafirleri yemekte müzik konusunda istekli değillerdi ama yinede normalde yapılmayan şeyleri denemek için oldukça uygun bir geceydi bu gece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CDlerini karıştırmaya başladı. Pek çok albümü çok sert, çok gürültülü veyahutta muhabbet arka fonu olmaz bundan diyerek eledi. Sonunda aradığını bulmuştu. Ne çok dikkat çekici nede çok ortadan kaybolmayacak bir şeyler bulduğuna karar verdi. Kargo'nun Yanlızlık Mevsimi albümünün introsu Azizlerin Yanlızlığı çalmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar saate baktı. Nerdeyse gelirler dedi. Koşar adımlarla mutfağa gitti. Isıttığı yemekleri sırayla ve itinayla masanın ortasına koydu. Odasına gidip misafirleri gelmeden üstüne bir kez daha çeki düzen vermeye karar verdi. Aynada kendisine bakmaya başladı. Gözlükleri yamuk duruyordu. İlk gözüne bu çarptı. Hemen gözlüklerini düzeltti. Sonra gri çizgili gömleğinin kollarını üç kat kıvırdı. Kotunun sağını solunu çekiştirip daha düzgün duracak hale getirdi Son kez kendine baktı ve tamam hazırım dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bunlar olurken kapı çaldı. Mükemmel zamanla diye içinden geçirerek evin diğer ucundaki odasında sokak kapısına gitmeye başladı. Kapıyı açtı. Karşısında 18 yaşında, kısa saçlı, hafif kirli sakallı irice bir delikanlı çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıdaki: Nasılsın Onur?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ev sahibi: Sağol Onur iyiyim seni sormalı.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Kapıdaki: Sağol abi, bildiğin gibi üniversite yeni başladı ona alışmakla uğraşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ev sahibi: Bilmez miyim canım bilmez miyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Kapıdaki Onur'un 18 yaşındaki haliydi. Aynı kişi 6 senede nasıl bu kadar değişir sorunun gözle görülür haldeki cevabı cerayan ediyordu evin kapısında. 18 yaşındaki misafirimiz içeri girdi. Üzerindeki montu çıkardı ve hemen salona doğru ilerledi. Üzerinde spor bir gömlek vardı. Kirli sakalının özellikle çenedeki kısmı diğer kısımlarından daha uzun görünüyordu. Ama henüz yeterince gür olmadığından istediği gibi görünmüyordu. Bu nedenle toptan sakalını kesmeyip biraz daha uzamasına karar vermiş gibi görünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoş ev sahibi bu şekilde görünmesede olayın aslında böyle olduğunu gayet iyi biliyordu. Nede olsa insan herkesi kandırabilsede kendini kandıramıyordu. Salonda karşılıklı olarak tekli koltuklara oturdular. Tam 24 yaşındaki ev sahibi okul hakkında şöyle yap böyle yap diye nasihatlarda bulunur ve 18 yaşındaki misafir bunları dinler gibi görünüp aslında kafasındaki sınıf arkadaşları ile enstrüman çalmayı öğrenip grup kurmayı denesek mi konusuna yoğunlaştığında zil çalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev sahibi kapıya doğru gitti. Karşısında 22 yaşında uzun saçlı, keçi sakallı paltosunun içindeki eşofman üstünün kapşonunu hala kafasından indirmemiş kendisi duruyordu. Kulağındaki mp3 çalar kulaklığından bangır bangır müzik sesi geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ev sahibi: Oooo merhaba merhaba hoşgeldin.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;2. Misafir: Sağol abi, sırf bu yemek için akşamki pazarlama dersini ektim değerini bilesin&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ev sahibi: Sağolasında o derse zaten pek girmezsin, girdiğinde dersi çok dinlemezsin kimi kandırıcaksın allahını seversen geç otur hadi.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;2. Misafir: Öyle deme abi bu sene okula ne kadar asıldığımı biliyorsun. Zamanında yaptığım hataları yapmıyorum. Ders çalışmasamda dersleri kaçırmıyorum çoğunlukla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında ev&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;sahibi bu konuyu daha çok uzatabilirdi ama kapının önünde konuşmaktan hem kendisinin hemde misafirinin hoşlanmamasından dolayı eliyle onu içeriye davet etti. İkinci misafir olan 22 yaşındaki halide ayakkabılarını baya bir uğraşı ile çözerek içeri girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki misafir merabalaşmış ve yeni misafirde üçlü kanepenin ortasına oturmuşken yine kapı çaldı. Ev sahibi diğerlerine "iyi herkes gelmiş oldu. Yemek için çok beklemeyeceğiz" diyerek kapıyı açmaya gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıda uzun saçlarını baya bir mücadele sonucu geriye yatırmış. Oldukça uzun favori ve keçi sakalı olan 20 yaşındaki hali vardı. Elinde cep telefonu mesaj atmakla uğraşırken gözlerini telefonun ekranından ayırmadan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Misafir: Ohooo abi kapıda ağaç olduk nerdesin yaaa&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ev sahibi: Ne diyorsun sen ya 30 saniye olmadı bile hem insan bir karşısındakinin yüzüne bakar ne bu elde telefon çıt çıt çıt mesaj yazıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Biraz sinirli bir halde onuda içeri davet etti ev sahibi salondaki kısa süreli muhabbet sonunda ev sahibi "Acıkmışsınızdır hepiniz, isterseniz yemeğe geçelim" dedi. Tüm misafirler bu teklifin adeta üstüne atladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diktörgen masanın uzun kenrlarının birine 18 yaşındaki misafir diğerine 24 yaşındaki ev sahibi oturdu. kalan iki sanldayeye ise karşılıklı olarak 20 ve 22 yaşındaki misafirler oturdu. Ev sahibi yemeklerinin üzerindeki örtüleri kaldırıp tabaklara servisi yaptı. Sonrada mutfağa koşup biraları getirdi. Biraz alkolle beraber çok daha eğlenceli bir akşam olur diye düşünmüştü bu biraları alırken. Ama ilerleyen dakikalarda olacakalrı bilse bunu yapmazdı herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekteki ilk 15 dakika boyunca kimse konuşmadı. Bu arada Yanlızlık Mevsimininde Marilyn Monroe bitmişti. 22 yaşındaki misafir gülerek ve alaycı bir ifadeyle 20 yaşındaki misafire " Dersler nasıl gidiyor" dedi. 20 yaşındaki misafir "Ne dersi ya dersle ne işim olur. Kantinde oturuyorum anca hava çok soğuk olursa dersin ilk saatine giriyorum arka taraflarda telefonda oyun oynuyorum" dedi.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;22 yaşındaki misafir bu cevaba çok kızarken, 18 yaşındaki misafirse 20 yaşındaki misafirin dersleri bu sallamayan cesaretine hayran kalmıştı. 24 yaşındaki ev sahibi ise önceden fırtınayı hisseden bilge balıkçı gibiydi. Cevabı duyunca yüzü ekşimişti. Ama belkide beklediği gibi olmaz olaylar diye kendini kandırmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 yaşındaki misafir "Aman derslere girme zaten sonra sınav zamanında görürüm seni" dedi kızgınlığını ses tonuna yansıtan bir şekilde. 20 yaşındaki misafir "görürsem söylerim" diyerek amiyane tabirle 22 yaşındaki misafiri sallamıyordu. 18 yaşındaki misafir ise 20 yaşındaki misafirin bu kendinden emin haline hayran olmuş, 22 yaşındaki misafirin gereksiz yere huysuzluk yaptığını düşünüyordu. 24 yaşındaki misafir ise içinden çok geç diye düşünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne kadar sorumsuz bir adamsın sen ya, şurada sana tecrübelerimin sonucunda olabilecekleri açıklamaya, sana yol göstermeye çalışıyorum." dedi 22 yaşındaki misafir. Artık iyici kızdığı konuşruken ellerini ve mimiklerini çok sert ve keskin hareketlerle kullanmasındanda belli oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 yaşındaki misafir onu dinlemek yerine cebinden çıkardığı telefonu ile mesaj yazıyordu. Bu durum 22 yaşındaki misafiri dahada çileden çıkarıyordu. 18 yaşındaki misafir ise bu ikilinin arasındaki elektrikten dolayı çok rahatsız olmuş ama içten içe inanılmaz saygı duyduğu 20 yaşındaki misafiri haklı görsede 22 yaşındaki misafirdende çok çekindiğinden bunu belli etmemeye çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 yaşındaki ev sahibine dönerek "Şu ukalanın yaptıklarına inanabiliyor musun? Ama suç sende bu tipi neden çağırdın buraya zaten" dedi 22 yaşındaki misafir. Ev sahibi ise tamam uzatıp tadımız kaçırma sende ama ya sakin ol biraz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne sakin olması ya 10 saat dersten çıkmışım zaten, kafam kazan gibi olmuş bu beyfendiye bir yararımız olsun diye uğraşıyoruz ama kendisinin umurunda değil." Dedi 22 yaşındaki misafir. 20 yaşındaki misafirde artık bu saldırıdan usanmaya başladığını belli eden bir tavırla "Ne diyorsun ya 10 dakikadır. Koskaca adamım ne yapıp ne yapmayacağıma sana akıl danışarak karar verecek değilim herhalde. Benim aklım bana yeter sen paran varsa bana ondan ver" dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu lafı duyunca 24 yaşındaki ev sahibi acı acı gülümsedi. Pek çok anısı aklına geldi. Ama yinede bu kavgaya müdahele edip sonra hepsinin birden onun üstüne gelmesi riskini göze alamayarak izlemeye devam etmeye karar verdi. 18 yaşındaki misafir ise bu sözlerden çok etkilenmişti. Gerçekten ergenlik çağını geçmiş ve resmi olarakta birey olabilmiş birinin başkasının aklına ihtiyacı olamaz diye düşündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu kalın kafalı laf dinlemez adamla aynı masada kalamam ben" diyerek mendili fırlatıp kalkmaya karar verdi 22 yaşındaki misafir. 24 yaşındaki misafirde artık sinirlenmeye başlamış bir halde 20 yaşındaki misafire dönüp "Aferin harika bir başardın" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ehhhh yeter ya, siz yaşlı adamların çok bilmiş laflarını dinleyip birde suçlu ben mi olacağım bende gidiyorum" dedi. Sonra 18 yaşındaki misafire dönüp " İstersen sende gel bu dinazorlarla beraber güzelim geceni rezil etme" diye bir teklifte bulundu. 18 yaşındaki misafir gözleri önünde olanlardan dolayı korkmasınında etkisiyle "T... t... tamam abi" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 yaşındaki misafir, 24 yaşındaki ev sahibi ile vedalaşıp "Bu adamın yolunda gitme sonra sizin arkanızı ben toplamak zorunda biz kalmayalım" diye 18 yaşındakine bir öğüt vererek kapıyı vurup çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 yaşındaki misafir ise "Sen bu herifi dinleme işte bu kadar dersti sorumuluktu kafana takarsan sonunda sadece agresif gıcık herifin teki olursun. Hayatın tadını çıkarmaya bak" diyerek 18 yaşındaki misafiri masadan kaldırdı. 24 yaşındaki ev sahibi bu olanları az çok daha önceden tahmin etmenin verdiği duygu ile az önceki sinirini bastırabilsede geçmişte nasıl böyle sadece kendi dediğinin doğru olduğunu sanan bir adam olduğuna inanmakta zorlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yinede misafirlerini kapıya kadar geçirdi. Daha sonra tek başına hazırlamak için bu kadar özendiği masaya oturdu. Müzik setinden Boğaziçi'nin girişi duyulurken "Bir daha bu adamları yemeğe çağırırsam ne olayım" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;NOT: Bu yazının ana konusu daha önce Ali Poyrazoğlu'nun bir kitabı hakkında röpörtajı sırasında kitabundaki bu hikayesinden bahsetmesi sonucu kafamda oluşmuştu. Yazıya dökmek şimdiye kısmet oldu.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-4251136185468014414?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/4251136185468014414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=4251136185468014414&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4251136185468014414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4251136185468014414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/11/ar-misafirler.html' title='Ağır Misafirler'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-7864714029345647812</id><published>2008-11-19T22:37:00.000+02:00</published><updated>2008-11-19T23:25:21.576+02:00</updated><title type='text'>Post-İt Notları #5</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Hayatım boyunca yeni şeylere çabuk alışamamışımdır. Bu nedenle yeni bir bilgisayar almam benim için oldukça zor durumlar yaratıyor. Hele birde yeni programlara alışma onları kullanabilme yeteneğini geliştirebilme gibi durumlar benim gibi tembelliği seven bir adam için nasıl zor gelir varın siz düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son zamanlarda hep diyorum ya, iş ortamı iyice yoğunlaştı. Bu haftanın başına kadarda bu yoğun tempo sürdü gitti. Ama şu son 2 gündür biraz nefes alabilir bir hale geldim. Bu arada son projeler sayesinde iş ortamı ile ilişkilerim baya bir gelişti. Faydasını ilerleyen dönemde göreceğim gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cem Yılmaz'ın A.R.O.G.'unun hemen hemen 2-3 günde bir çıkan yeni fragmanlarına bakarsak yine ilk filmdeki gibi fazla kafayı çalıştırmaya gerek olmasada bazı esprilerinin klasikleşebileceği bir film olacak gibi gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ADSL marifeti ile yabancı dizileri neredeyse yayınlandığı ülkeyle aynı zamanlarda takip edilbilmeye başladığım son 2-3 yıldır belkide beni en çok etkileyen dizi Dexter oldu. Şu anda yarısını geçmiş olan üçüncü sezonu ilede yine beni benden alacak gibi görünüyor. Bir dizinin kahramanı aslında kötü ama kendi içinde bir ahlak anlayışına sahip olunca ve buna birde kötülerle savaşan kötü sosu eklenince ortaya böyle leziz bir şey çıkıyor. İkinci sezonunu iki gecede izlediğim dönemler daha dün gibi aklımda zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu aralar hayatımda farklı şeyler olacakmış gibi bir hissiyat var içimde. Bunun nedenliye mi yada bunun sonucu olarak mı bilmem ama yeniliklerede oldukça açık bir şekilde gözlemliyorum etrafı. Nerede, nasıl ve ne olacak bilmiyorum ama tam anlamı ile istim üstündeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Geçen haftasonu bir şeyi fark ettim. Eğlenceli ve bol muhabbetli ortamlarda çok daha pozitif çokda iyimser biri oluyorum. Bir an için dertleri tasarları unutuyor o anın büyüsünde kayboluyorum adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Dark Knight'ın DVD'si çıkmak üzereyken DVD rip versiyonlarıda nete düşmüş hem rip versiyonunu indirip hemde DVD'sini alırım. Böylece haftada en az 3 posta bu efsaneyi tekrar tekrar izleyebilirim. Genel olarak filmlerle aram iyidir. Ama bu film gerçekten çok başka bir film. Beğenmeninde ötesinde bu filmi izlemek insanı gerçekten çok ciddi şekilde sarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu yazı dizisinde hep basit şeylerden bahsederdim. Ama bugün nedense hep daha karmaşık şeyler yazasım geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Uğur Yücel'in yeni dizisi çok hoş, çok eğlenceli olmuş. Ama ben hala Alacakaranlık'ı arıyorum. Öyle bir dizi kolay kolay bir daha ülkemizde yayınlanamaz sanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu aralar eskisi gibi etrafımda gördüğüm ve sinir olduğum şeylere eskisi gibi tepki gösteresim gelmiyor. Ha bu iyimidir kötümüdür inanın bunu bende bilmiyorum. Hayatın süprizli olanı daha güzel oluyor zaten bakalım ne olacak göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-7864714029345647812?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/7864714029345647812/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=7864714029345647812&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7864714029345647812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7864714029345647812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/11/post-it-notlar-5.html' title='Post-İt Notları #5'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-4571130595578361568</id><published>2008-11-17T20:18:00.000+02:00</published><updated>2008-11-17T20:39:05.253+02:00</updated><title type='text'>Gidişim Suskun Olmuştu Ama Dönüşüm Nasıl Olacak Allah Bilir</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Aslında bu kadar ara vermeyi sevmiyorum. Ama bu sefer elimde olmayan sebeplerden dolayı oldu. Bilgisayarım bir anda bozuldu. Her ne kadar evde birde Lap Top olsada böyle dizimin üstünde klavye yazmayı hem beceremiyorum hemde sevmiyorum. Uzun lafın kısasına gelecek olursak sonunda bilgisayarı sıfırdan yenilemek durumunda kaldım. Ehh sorunlar çözüldüğüne göre kaldığım yerden devam etme vaktide gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada başlığın önemli kısmını esinlendiğim Ferda Anıl Yarkın şarkısındanda bahsetmemek olmaz diye düşünüyorum. Tamam biraz komik geliyor sözler ama aslında son derece sağlam bir romantik şarkıydı. Hoş dinlemeyeli neresinden bakarsam bakayım bir 8-10 sene kadar olmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır böyle zaman dilimlerine girmişken ve konu ile alakasız pek çok mevzudanda bahsetmişken asıl yazı nedenine geçmenin yolunu yapmanın vakti geldi. Son 3-4 yıla kadar bana pek koymayan ama son zamanlarda biraz kafama takılan bir durum var. İnsanların gençlik kriterleri, daha doğrusu bizzat bendeniz gençlik kriterlerine göre ne durumdayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskinden hemen her şey daha yaşım genç ilerde şöyle yaparım böyle yaparım diye atıp tutardım. Fakat artık bunu demekte zorlanıyorum. Nedense bu tür işleri geleceğe erteleyecek zamanım yok gibi geliyor. Bunda hayatımın eskisi kadar benim paşa gönül kriterlerime göre şekillenememesindende kaynaklandığını varsaysamda yinede bu lafı demenin rahatlatıcı eskinin hissedemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta rahatlamayı geçtim, vay be şaka maka 24 olduk tadında cümleler kurduğumda sık sık kendime kızıyorum. Eh buna birda eskisi kadar rahat çocukluk yapamamayıda ekleyince durum iyice can sıkıcı oluyor. Tamam olayı biraz abartıyorumdur muhtemelen ama bu kadar zamandır hep kafa olarak genç kalmanın yollarını arayan biri için bu konu ciddi anlamda sorun yaratıcı bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin dahada beter yanı insanlar dert etme zamanla alışırsın diyor. Sorun o zaten, ben alışmak istemiyorum. Eğerki ben bu durumu alışırsam o yaşlanmayı kabul ediyorum demem oluyor. Zaten bu aralar kafamda pek fazla şey yok. Belki birazda bundan dolayı biraz aklıma düşüyor ama düzenli bir hayata yaklaştıkça kendimi hem iyi hemde kötü hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatım boyunca bana çok uzak gözüken daha sonra bunları çok düşünürüm dediğim mevzuları düşünme dönemlerine geldim. Bense her zamanki gibi bundan kaçacak yollar arıyorum ama henüz bulabildiğimi söylemem. Sanırım bu sefer kaçmakla kurtulmak yerine istesemde istemesemde bu sorunlarla yüzleşeceğim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-4571130595578361568?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/4571130595578361568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=4571130595578361568&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4571130595578361568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4571130595578361568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/11/gidiim-suskun-olmutu-ama-dnm-nasl.html' title='Gidişim Suskun Olmuştu Ama Dönüşüm Nasıl Olacak Allah Bilir'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-72944397708403047</id><published>2008-11-08T10:35:00.000+02:00</published><updated>2008-11-08T11:11:46.782+02:00</updated><title type='text'>İron(ic) Man</title><content type='html'>Yorulduğumda görülecekleri göremiyorum&lt;br /&gt;Kendimden geçtiğimde duyulmayanı duyuyorum&lt;br /&gt;Yeri geldimi en büyük uzaklaşırken yaklaşıyorum&lt;br /&gt;Öyle bir karışıyorum ki bildiğimi bilmiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geçtikçe büyüdükçe çocuklaşıyorum&lt;br /&gt;Sabahları gözümü her açtığımda uyuyorum&lt;br /&gt;Her kalabalıklara karıştığımda yanlızlaşıyorum&lt;br /&gt;Havalar soğunda içten içe ısınıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeniliklere ayak uydurdukça nostaljikleşiyorum&lt;br /&gt;Dayanamayıp avazım çıktığınca bağadırça duyulmazlaşıyorum&lt;br /&gt;Her yola çıkışımda aslında evime dahada çok yaklaşıyorum&lt;br /&gt;Her hayat tecrübesiyle dahada tecrübesizleşyiroum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden sorusunu sordukça niçin sorusuna cevaplar alıyorum&lt;br /&gt;Ne zaman sağıma baksam solumdakileri görüyorum&lt;br /&gt;Her başarıda dahada fazla başarısızlaşıyorum&lt;br /&gt;Her cümlemin sonunda aslında daha cümleye başlıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlam görünüğümde daha bozuluyorum&lt;br /&gt;Güneş ışığına çıktığımda sanki ıslanıyorum&lt;br /&gt;Hayallere daldıkça gerçekçi oluyorum&lt;br /&gt;Bir şeyden zevk alıkça ondan uzaklaşıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyler yazdığımı sandığımda aslında sadece saçmaladığımı anlıyorum ...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-72944397708403047?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/72944397708403047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=72944397708403047&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/72944397708403047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/72944397708403047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/11/ironic-man.html' title='İron(ic) Man'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-7490755272806379796</id><published>2008-11-02T22:13:00.000+02:00</published><updated>2008-11-02T22:43:19.334+02:00</updated><title type='text'>Her Engel Sadece Bir Öncekine Giden Yolda Bir Engeldir</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kabul ediyorum başlık biraz uzun ve kışkırtıcı ama bazen duygularını anlatmanın en mantıklı yolu olanı biraz abartmaktır. Şimdi bu noktada bu yazıyı okumaya niyet etmiş insanlara nelerden bahsedeceğimi anlatan bir kaç şey söylerim. Ama bu seferki başlık işimi biraz kolaylaştıracak. Fakat yinede adet yerini bulsun diyerek ben ufak bir açıklama yapayım. Efendim hayatta hemen herkesin büyük yada küçük engellerle mücadelesi olmuştur. Öyle yada böyle bu engellerle mücadele edip bir şekilde üstesinden gelinmeye çalışılır. Ama asıl zor olan tam engeli aştığınızda ve artık rahatlayabilirim dediğiniz anda yeni bir engel ile yüzyüze kalmanız çok heves kırıcı bir durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi övmek yada iyi yanlarımı ortaya çıkarmak gibi bir isteğim yada ihtiyacım pek yok (umarım yoktur yada öyle bir durumum var gibi gözükmüyotdur dışarıdan) ama genelde hayatımda karşıma çıkan engellerle mücadele etmekten pek geri durmam. Ama insanın bu mücadele anlarında kendini yola devam etmesi için motive etmesi gerekir. Bu motivasyonunda kaynağında ise size çekici bir şeyler olur illaki. Ehhh madem bir engeli aşmak konusunda motive olmanız gerekiyor. Sizi en çok motive edicek şeyi bulmak zor olmasa gerek. Bu engeli aştığınızda yaşayacağınız rahatlık yada mutluluktan daha büyük ve daha itici güç verecek bir motivasyon kaynağı olabilir mi acaba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat gelin görünki insan her engeli aşıp gerçekten kendine vaad ettiği o ana eriştiğinde şimdi mücadele etmesi gereken yeni (ve çoğunlukla geçtiğinizden daha zor) bir engel olduğunu anladığındaki ruh hali gerçekten içinden çıkılması ve tekrar kendini toparlayabilmesi çok zor. Çünkü bu duruma gelen insan kendini asla içinden çıkamayacağım bir döngünün içinde gibi hisseder. İnsan için en zor durumdur bu. İçinden kurtulması ihtimali olmayan bir zindanda tünel kazmaya çalışan bir mahkumunun tünele devam etmesini nasıl sağlayabilirsiniz ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu konuyu yazmama neden olan aşılmış engele gelecek olursak. Kendi bildiğim andan bile geleceğimle ilgi kafamda kendimle ilgili olan bir şey vardı. Oda kendi maddi imkanlarımla kendi isteklerimi gerçekleştirebilmekti. Açıkçası o zamanlar bana çok uzak ve gerçekleşmeyecekmiş gibi gelen bir hayaldi. Fakat onca yıl sonunda fark ettimki buda gerçekleşebilecek bir şeymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet sonunda kendi finansal gücüme kavuştum ama fark ettimki bu engelden sonra bile hala önümde aynı yol üzerinde başka engeller varmış. İnsanın özelliklede belli bir yaşa gelip hala ailesi ile beraber yaşayan insanların aileleri tarafından çocuk gibi görülmesi engelinin olduğunu tamamen unutmuşum. Buna birde sizin uğruna para harcamaktan çekinmeyeceğiniz şeylerin aileniz için gereksiz harcamalar olduğunuda ekleyin. Alın size yepisyeni koç gibi bir engel daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu noktada eee ne var bunda yani, bu kadar üzerine mavra çevirelecek bir şeymiki be kardeşim diyenler olacaktır. Ama yazının başında başlık ile ilgili söylediğim şeyi hatırlamanızı tavsiye ederim. Bazen duygularınız abartarak anlatmak gerekir. Hele birde bu basit gözüken sorun hayatınız boyunca defalarca karşınıza çıkıyorsa bir noktadan sonra mücadele ederken hissetiğiniz yegane his yılgınlık oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ben o yılgınlık hissi ile yüzleşmeye başlıyor gibi hissetmeye başladığımdan dolayı bu durumu kendimle tartışmaya karar verdim. Sonuçta bir yere varabildim mi derseniz. Açıkçası bu durumun zamanla karşılıklı olarak yeni dengelerin oturması ile çözüleceğini umuyorum. Aksi halde bu sorunu aşmak için kendimi motive etmek pek kolay olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-7490755272806379796?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/7490755272806379796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=7490755272806379796&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7490755272806379796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/7490755272806379796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/11/her-engel-sadece-bir-ncekine-giden.html' title='Her Engel Sadece Bir Öncekine Giden Yolda Bir Engeldir'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-4043112606559083260</id><published>2008-11-01T23:11:00.000+02:00</published><updated>2008-11-02T00:36:14.900+02:00</updated><title type='text'>Sweet November</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aslında hakkında bir yazı yazılabilecek bir film olsada bu yazının konusu film değil. Çok tuhaf diye düşündü. Neden böyle bir giriş yaptım ki. Asıl sorun neden böyle bir yazıya başlamamdı gerçi ama bu başlangıç neden. Neden, neden, neden bu kadar çok soru sormanın kimseye bir faydası olmaz. Sanırım ara vermeye ihtiyacım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu düşüncelerle kalktı klavyenin başından. Buda son zamanlarda sık sık olduğu gibi yazmaya başladığı ama sonra neden soruluarına boğulup yarım bıraktığı yazılardan biri olacak gibi görünüyor. Yazıyı yarım bırakmış olmaktan ziyade yine aynı nedenden dolayı yarım bırakmak kafasına takılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba artık yapması gereken belliydi. İnkar etmek yada ortada olan kabul etmemekle bunun geçeceği yok. Bu tıkanmanın bu "nedenlerin" kaynağına inmeliydi. Ne yapıp ne edip bunun çözümünü bulmalı ve eski haline dönmeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman bu sorun başlamıştı. Evet ya ilk geçen hafta başladı. Vapurda bir kız görmüştü. Kızın duruşu, bakışları, saçının rüzgarda dağılması, güneşin yüzüne vurması ve daha saymakla bitiremeyeceği bir sürü ayrıntı aklına gelmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o anda durumu anladı. Yazının başlığına son derece romantık bir filmin adını vermesi yada yazmak konusunda bu kadar sıkıntı çekerken bir anda kızdan bahsederken sular seller gibi yazmaya başlaması durumu açıklıyordu. Kız onu feci şekilde etkilemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum onu şaşırtmıştı. Daha öncede hayatında güzel ve çekici kızlar görmüştü. Hatta onu etkileyenlerde olmuştu. Ama bu seferki çok farklıydı. Hayatında belki bir daha göremeyeceği bir kızı sadece 10 dakika görüp nasıl bu hale gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli neden diye sorup cevapları alamıyordu çünkü yazdıklarındakilere değil bu kızı gördüğünde hissetiklerine neden diye soruyordu. Doğru soruları yanlış yerlere soruyor ve sonunda cevaplar bulmak yerine dahada fazla sorular içine gömülüyordu. Mantıksız bir durumu mantıkla açıklamaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba sorunun çaresini bulmuştu. O anı yada o an hissetiklerini anlatmak içini dökmek yararlı olacak gibi görünüyordu. Aşka yada ciddi anlamda bağlanmaya pek inanmayan biri için duygularını ilgili tarafa açıklamaktansa öylesine ortaya söylemekte rahatlatıcı bir şey olabilirdi. Hem arada bir kafada birikenleri boşaltmanın bir zararı olmazdı. Bir bahar temizliği vakti gelmişti anlaşılan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odada dolanır duruken birden gözü bilgisayarın ekranına takıldı. Bir başlık ve iki giriş cümlesi olan yazıyı gördü. Elini çenesine atıp seslice hmmmm diyerek düşündü. Tedavi için oldukça uygun dedi gülerek. Az önce sinirle ve bunalmış bir halde kaltığı koltukğa bu sefer huzurlu ve kendinden emin bir şekilde oturmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve işte başlıyoruz ...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-4043112606559083260?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/4043112606559083260/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=4043112606559083260&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4043112606559083260'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/4043112606559083260'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/11/sweet-november.html' title='Sweet November'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-638505858830466341</id><published>2008-10-30T23:32:00.000+02:00</published><updated>2008-10-30T23:47:42.979+02:00</updated><title type='text'>Yanlızlık Mevsimi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazmak helede şu saatlerde hiç aklımda yoktu. Ama bir anda aklıma gelenler sonunda kendimi bu satırları yazmaya zorunlu hissettim. Az önce boş boş internette dolanırken birden Kargo'nun Kalamış Parkı şarkısı geldi. Ardındansa o şarkınında içinde bulunduğu Yanlızlık Mevsimi albümünü hatırladım. Yanlış hatırlamıyorsam 1998 yılında piyasay çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2001 yılına kadar her hafta en az bir kez dinlerdim o albümü. Grup üyeleri her ne kadar o albüm çıktığında çok karanlık ve depresif bir albüm gibi yorumlarda bulunsada ben o albümü dinlerken hep bir dinginlik içinde oldum. O albümdeki pek çok şarkı belki karamsar bir ambiansa sahip olsada son derece içten ve sakinde bir yapısı vardı albümün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm şarkıları teker teker yazıp yorumlamayacak kadar unuttum bazı şarkıların adını ama o albümün adının gündeme gelmesinde çok ciddi etkisi olan Arabic Fahişe'den kat be kat güzel şarkılar içeren bir albümdü. Hele o Azizlerin Yanlızlığı İntro ve Outrosu inanılmaz etkileyiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra çok sevdiğim İstanbul'un farklı yüzlerini anlatan Boğaziçi gibi bence hakketiğinin çok altında bir değere sahip olan şarkıda vardı o albümde. Kalamış Parkı'ndan zaten bahsetmiştim o şarkı klip çekildiği için öne çıksada bence albümde o şarkıdan daha öne çıkan eserler vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaderin kör dizaynı yada pastel zarlar gibi çok ilginç ve akıcı sözleri olan şarkılar vardı. Asıl ilginç olanı o albümün üzerinden neredeyse 10 yıl geçmiş ama bu gün hala o albümü andığımda bir şeyler hissediyorum. O albümü ilk dinlediğimde aldığım zevki hatırlıyorum. Tıpkı çok uzun zaman önce yediğiniz ve tadını unutamadığınız, en aç kaldığınız anlarda o tadı hissetiğiniz anlardaki gibi o albümle ilgili herhangibir enstantanede bende o tadı hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kargo'yu o zamana kadar severdim. Ama o albüm ile beraber benim için çok özel bir yerleri oldu. Her ne kadar bir albüm daha çıkarıp sonra çok uzun bir ara verip şimdilerde o tarzlarından çok uzaklaşmış olsalarda onlara kızamıyorum. O kadar güzel bir albüm hediy ettilerki bana bundan sonra ne yapmış olurlarsa olsunlar onlara minnettar olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vay be yıllar sonra bir şarkının sözleri aklıma düşünce neler yazdım böyle birden  ...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-638505858830466341?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/638505858830466341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=638505858830466341&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/638505858830466341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/638505858830466341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/10/yanlzlk-mevsimi.html' title='Yanlızlık Mevsimi'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-3704878031135000642</id><published>2008-10-29T12:03:00.000+02:00</published><updated>2008-10-29T12:24:43.707+02:00</updated><title type='text'>Post-İt Notları #4</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Herhangibir aracı kullanmadan yeniden kendi bloguma girmenin bile bir gün çok değerli bir şey olacağını hiç düşünmezdim. Hayatta küçük şeylerden zevk alınması normal bir olay ama hayattaki zevklerin kısıtlanmasından dolayı en küçük zevk kırıntısının bile değerli hale gelmesi o kadarda lezzetli bir şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bilgisayar oyunu olarak çok sevdiğim Max Payne'in sinema uyarlamasına gittim geçen hafta. Tek kelime ile hayal kırıklığıydı. Uyarlandığı eser zaten bir çok sinema filmine dayanıyorken eldeki gayet mantıklı ve güzel bir film senaryosu çıkacak malzemeyi neredeyse tamamen çöpe atıp alakasız ve bu oyunla aynı adı taşımayı hakketmeyecek bir senaryo hazırlayarak her şeyi rezil eden tüm film ekibinede selam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu yaz severek izlediğim filmlerin ufak ufak DVDleri piyasaya düşmeye başladı. Ama elbette bu furyada ana sıcak Dark Knight olacak. Eğer doyurucu bir bonus DVD ile sunuluyorsa çift Disc versiyonunu almak son derece mantıklı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şu maddelere bir bakınca ne kadar teknoloji ve sinema bağımlısı bir bünyeye dönüşmüşüm böyle. Ha bu halimden şikayetçi miyim elbette hayır. Yeniden şu hayatımı yaşasam yine bu tür hobilerim olurdu herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu sabaha karşı oynanan maçlarla 2008-2009 NBA sezonuda başlamış oldu. Uzun yıllardır ilk defa sezon veya takımlarla ilgili herhangibir yazı hazırlamadan hatta doğru dürüst haberleri bile takip edemeden sezona başlamış oldum. Yinede takımım Detroit Pistons'a yeni sezonda finale giden yolda sonsuz başarılar diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ekim ayıda geride kalmak üzere, gittikçe yılbaşına yaklaşıyoruz. Yılbaşında en büyük hayalim tıpkı yabancı filmlerdeki gibi dışarıda lapa lapa kar yağmasıdır. Tam geceyarısı 12'ye doğru geri sayarken dışarıda lapa lapa kar yağsa ne kadar güzel olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Blogger'ın kapanmasından sonra konu ile ilgili Penguen dergisinin hazırladığı kapağı çok beğendim. Hem güldürüp hemde soruna çok güzel bir bakış atıyor. Benzer bir yaratıcılık içeren kapağı Uykusuz'danda hareretle beklemekteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocukluğu Beylerbeyi'nde geçmiş biri olarak son yıllarda 29 Ekim için köprüde yapılan gösterileri ve ışık şovlarını sadece yazılı ve görsel basından takip ettiğim için üzülüyorum. Bu gösteriler hep ben çocukken yapılan Habitat etkinliğinin kapanış gösterilerini hatırlatır. Boğaz'ı hiç o kadar ışıl ışıl görmemiştim. Ama kaderin bir işimidir bilemem o gün çektiğimiz tüm resimleri fotografçı tarafından tabledilirken yakılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şu kış saatine geçiş uygulaması kafamı karıştırdı. Geçen yaz saati uygulamasına geçtiğimizde bunun son sefer olduğunu ve artık bundan sonra saat değişikliği olmayacağı söyleniyordu. Ama şimdi yine eski düzen devam ediyoruz ve bu konuda medyada tek bir satır haber bile görmedim. Sanırım basınımızın Japon Balığı Hafızası devreye girdi bu konuda da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sabah okullardaki törenlerden çıkan çocukları görünce bir an geçmişe gittim. Tatil günü sabah erken kalkmak zorunda kalmaya nasıl sinir olduğumu, törenlerin çoğunlukla uzun ve sıkıcı olmasından dolayı hep bitsede gitsek diye bir beklenti içinde olduğumu hatırladım. O günleri atlattığım için şükrettim. Şu törenleri bir gün önce yapsalarda öğrenci gençlerin bir tam gün tatil yapma şansı olsa iddia ediyorum o törenlere katılan çocuklar çok daha çoşkulu olacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şu yeni Türksat uydusu ve uydu yayınlarının frekanslarının değişmesi konusu gündeme gelince aklıma geldi. Yıllardır bir kablolu yayın yeni kanallarla anlaşmış acaip kalite kanallar bünyesine dahil olacakmış ana konulu bir şehir efsanesi dolaşır dillerde. Acaba bir gün bunun gerçek olduğunu görebilecekmiyim merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Törendi kutlamaydı dedikte aklıma geldi. Bir Sermet Erkin vardı ona ne oldu sahi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-3704878031135000642?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/3704878031135000642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=3704878031135000642&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3704878031135000642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3704878031135000642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/10/post-it-notlar-4.html' title='Post-İt Notları #4'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-5813095847886157155</id><published>2008-10-27T20:46:00.000+02:00</published><updated>2008-10-27T21:18:50.932+02:00</updated><title type='text'>Yorgunum</title><content type='html'>Başlık gerçekten şu anda tam benim durumumu anlatıyor gerçektende. İş hayatım hiç omadığı kadar yoğunlaştı. Aslında pek şikayetçi değilim ama yorgunlukla uğraşmakta kolay değil elbette. Ama asıl başlıktaki yorgunluktan kastım bu değil. Bu seferki yorgunluğumun sebebi başka. Şu siteye yani Blogger'a girmemi engelleyen zihniyetle uğraşmaktan yoruldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta beni yoran, sıkan, zorlayan yada sinirlendiren çok fazla şey vardı. Bunları çoğu zaman burada paylaşıp rahatlıyordum. İnsanın içinde onu rahatsız edenleri özgürce ve rahatça dökebilmesinin tatmini çok güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gelin görünki şu günlerde hayatımda beni rahatlatan en önemli şeylerden biri olan bu bloga ulaşmamı ve bir şeyler yazmamın (açıkçası yazdıklarım ne kadar okunuyor bilmediğimden o kısmından pek bahsetmedim ama eğer benim yazdıklarım okuyarak dertlerimi benle paylaşanlardan uzak kalmakta kötü bir şey elbette) kısıtlanması beni artık sinirleriminin sınırına getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde ne yazıkki insanlar suçluysa ve bu suça ceza veriliyorsa bunun şekli ve yöntemi özellikle sanal dünyadaki suçlarda pek ölçüp biçilmeden veriliyor. Duyduğum kadarı ile bloggerın kapanmasının sebebi bir blogda Digiturk'ün internetten bedava izlenmesi ile bilgiler verilmesi sonucu ile Digiturk'ün mahkeme açmasıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir durumda mantıklı düşününce ceza alması gerekenler bu suçu işleyen blog adresi olmalıdır. Ama işgüzar yetkililerimiz. bahçedeki bir zararlı bitkiyi koparıp atacağına tüm bahçeyi yakarak sorunu çözmeye çalışıyor. Bunu işin kökten çözümü filan sananlarla aynı oksijeni tüketiyor olmaktan (her ne kadar Cem Yılmaz bu tümceden espri çıkarsada ben bunu trajikomik bir durum için kullanayım dedim) açıkçasu utanç duyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce youtube şimdi blogger herhalde sonrasında sırayla Facebook ve Google'adda el atacaklardır. Ama onlar ne yaparsa yapsınlar insanların sanal dünyadaki özgürlüklerini asla tamamen engelleyemeyecekler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-5813095847886157155?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/5813095847886157155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=5813095847886157155&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5813095847886157155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5813095847886157155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/10/yorgunum.html' title='Yorgunum'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-386566978091288271</id><published>2008-10-20T20:39:00.000+03:00</published><updated>2008-10-20T21:06:29.875+03:00</updated><title type='text'>Hayat Tıpkı Bir Maç Gibi Be Abiler</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sadri Alışık'ın tüm filmleri çok severim. Kendisinide oyuncu olarakta inanılmaz takdir ederim. Turist Ömer filmindeki komedi yeteneği yada pek çok yeşilçam filminde hem komik hem ağlatan adam olabilmesi ama herşeyden ötesi sanatın pek çok farklı dalında kendini göstermiş biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bir filmi varki onun bende yeri çok ayrıdır. Pek çokları kendisinin karakteriyle filmi özdeşleştirerek Ofsayt Osman diye bilsede filmin asıl adı Şakayla Karışıktır. O filmde komedininde dramanında dibine vurmuştur üstad. Bir insanın bahtsızlığına hem bu kadar ağlayıp hem bu kadar gülünebilir mi diye düşünüyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filmde bir sahne vardıki o bu yazımın anafikrini içeren bir sahnedir. Filmin sonunda iki fabrikatörün iddiası için sakladığı parayı sevdiği fakir kızın hasta kardeşini kurtarmak için kullanır. Bu arada paranın peşindeki kötüler yüzündende sarhoşken attığı imza nedeniyle poliste peşine düşmüştür. Tam sevgilisine veda edip onu uğurlayıp gözden uzaklaşınca intihar edecekken bahtı onun peşini bırakmaz ve polis yakalar kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofsayt Osman mahkemededir. Tüm saflığıyla tüm çocuksuluğuyla kendini savunur. İşte o savunmada başlıktaki gibi hayatı bir maça benzetmiştir üstad. Bana kalırsada hayat feci şekilde bir maç gibi oluyor bazen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işin kötü tarafı hayata karşı maça çıktığında hep maçı kendi ceza sahanda kabul etmen gerekiyor. Sürekli alan daraltıp açık vermemekle uğraşacaksın. Kanatlardan sıfıra inerek yada göbekten ver kaç bir açık yakalamaya görsün hayat hemen hücumda çoğalıp sen pes edene kadar dalga dalga üzerine gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak topa önde basıp hayat seni gafil avlamadan top kapıp kontra atağa çıkarak hayatı yenebilirsin. Hayat öyle hazırlıklı paslarıyla alt edilebilecek kadar kolay bir rakip değildir. İllaki onu beklemedik bir anda yakalaman gerekir. Elbette öncelikle hayattan gol yememek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu dediklerimi daha anlaşılır hale getirmek gerekirse hayatta istediklerin için uzun vadeli planlar yapıp onların gerçekleşmesini bekleyerek o istediklerine ulaşamaz insan. Yeri geldimi karşına çıkacak durumlarda hızlı karar verip bir şeyler yapman gerekir. Bu anlarda ne yapsam diye fazla düşünürsen bırak fırsatı elindekileri bile kaybedebilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki biraz fazla basit geliyor ama ben hayata karşı organize atak yapmak için o kadar ince plan yapıp sonucunu çok çok sonra görebilmeye tahammül edemiyorum. O nedenle işleri akışına bırakıp her an tetikte olup yeri gelince yapmak gerekeni yapmak daha kolay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahtım var şu hayata defanstan top çıkarırken baskı yapıp topu kapıp az adamla yakalayacağım onu. Ardından ters tarafa topu atıp defansın dengesini iyice bozup sonrada altı pasa girmeyi beklemeden kaleyi gördüm mü doksana takacağım topu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstad gibi ofsayta düşmeden, defansta ters ayak üzerinde yakalanmadan, arkaya adam kaçırmadan, kanatları başı boş bırakmadan saldıracağım hayata. İllaki pozisyon vereceğim. İllaki hayatta golle burun buruna gelecek ama ben pes etmeyip oyunumu oynayabildikçe yeneceğim bu hayatı. Sadece doru zamanı gelince atağa kalkabileyim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-386566978091288271?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/386566978091288271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=386566978091288271&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/386566978091288271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/386566978091288271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/10/hayat-tpk-bir-ma-gibi-be-abiler.html' title='Hayat Tıpkı Bir Maç Gibi Be Abiler'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-547044525126428489</id><published>2008-10-19T10:14:00.000+03:00</published><updated>2008-10-19T12:47:28.134+03:00</updated><title type='text'>Ahşu Klavyenin Dili Olsada Konuşsa</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bloga girdiğimde fark ettimki 10 gündür buraya yeni bir şeyler karalamamışım. Ehh son dönemlerde hayatımın sadece bir koşuşturma ve oradan oraya yetişme döngüsü şeklinde geçmesi muhtemelen bundaki en önemli etkendir. İnsan kendini hayatın akışına kaptırdığında çocukken dizlerde açılan yaraların kabukları gibi oluyor. Yani olandan bitenden pek haberi olmadan sürüklenip duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır bir pazar günü olmuşken acaba bir şeyler kaçırdım mı düşüncesi ile kasedi geri sarıp ne yapıp ne etmişim bir onun üzerine gideyim diye düşündüm. Bu işi yapmak içinde buradan daha uygun bir yer pek aklıma gelmiyor açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden önce şu geçtiğimiz haftama damgasını vuran olay tez konusu seçimleri oldu. Uzun uzadıya ne seçiyorum yada neler yazacağımdan ziyade neler yaptım neler ettim diye anlatmam gerekirse (zaten işin bilimsel kısmı beni en az 6 ay oyalayacak o konuyu birde buraya taşımanın alemi yok. Hafta başından beri tez danışmanım ile randevulaşmak ve uygun bir konu bulmak için didinip durdum. Birde iş henüz resmileşmediğinden sürekli bir acaba sorun olurmu düşüncesi ile yaşamak çok zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle işte bile aklınızı önünüzdeki dosyalara veremiyorsunuz. Sürekli olarak aklımda başka bir şey varken konsantre olmak yada efektif çalışabilmek gibi bir özelliğim olmadığından yaptığım işten sıkılmaya başlıyorum. Ardından saat bana, ben saate bakıyoruz. En sonunda işte izin isteyip okula koşturuyorum. Elbette iş tam olarak bitmiyor. Mutlaka bir sonraki aşama diye bir şeyle karşılaşıyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse en azından paydos saati geldiğinde kafamı kurcalayan bu sorunlar bir süreliğine bastırılabilir hale geliyor. Sanırım bu çocukluğumdan gelen bir durum. İlkokulda bile sınavdan kötü bir not almış olduğum günün sonunda bile son ders zili çaldığında yüzüm gülerdi. Onca seneye rağmen bu huyumda hiç bir değişiklik olmamasından son derece memnunum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse böyle istediklerini tam yapamadığın bir günün sonunda yorgun agrın eve gelirsin. Bu noktada bu yorgunluk kısmını biraz açıp konuya öyle devam etmem daha yararlı olacak. Eve geldiğinde insanın üzerinde olan bu yorgunluğun önemli bir kısmı zihinsel kaynaklı oluyor. Kafan sürekli aynı konu yüzünden fazla mesai yaptığından tüm gün yerinde otursan bile son derece bitkin hissediyorsun kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh birde şu işi bir türlü bitiremiyorum hay allah kahretsin psikolojisinden doğan bir sinirlilik halide şu yukarıda belirttiğim bünyeye sirayet edince zor ve yorucu bir haftayı geride bıraktım. Bu hafta ise yine benzeri zorluklala yüz yüzeyim ama bu sefer geçen haftanın getirdiği bir tecrübe ile kafamı bu işten mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışacağım. Özellikle cuma günü işede konsantre olabileceğimi kendime kanıtlayabilmiş olmamda bu konuda bana cesaret veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle bir haftayı çok yakın bir zamanda bayram tatilinden çıkmış bir bünye ile göğüslemeye kalkınca başlıktaki gibi kendi yerine insan klavye olan biteni anlatsada bende izlesem diyor. Yinede buraya bir şeyler yazacak kadar stresi üzerimden atıp kendi içime dönebiliyorsam gelişme var demektir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-547044525126428489?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/547044525126428489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=547044525126428489&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/547044525126428489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/547044525126428489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/10/ahu-klavyenin-dili-olsada-konusa.html' title='Ahşu Klavyenin Dili Olsada Konuşsa'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-5565669648323582923</id><published>2008-10-09T21:24:00.000+03:00</published><updated>2008-10-09T21:56:01.077+03:00</updated><title type='text'>Post-İt Notları #3</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Bu aralar üstüme bi sakinlik çöktü. Normalde delireceğim şeylerde bile tamam sakin olacağım diyerek kendimi sakinleştirebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayattaki kendine ait minik anların değerini daha çok idrak etmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yedi saat uyku bana yetmez oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cuma günlerini dizilere ayırdım. Akşam yemeğinden sonra gece yarısına o kadar o haftaki dizileri sırayla izliyorum. Önce komedilerle başlayıp ardından maceralara geçiyorum. Sonrada eserse üstlerine bir film patlatıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hiç bir finansal yatırım olmamasına rağmen yatırım ihtimallerini çok ciddi şekilde takip etmeye başladım. Sanırım iş hayatım özel hayatıma girmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hala toplu taşıma araçlarında cam kenarına oturmaya bayılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayat bazen değil çoğu zaman adil olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Saygı görmediklerime saygı göstermek iyice zor zanaat olmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu aralar iyi film yok diye ağlarken ekimin ikinci yarısında sular ısınacak gibi gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Artık gazeteleri internetten takip eder oldum. Hemde eskisi gibi spor sayfasından değil gündem sayfasından başlayarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kabul etmek istemesemde olgunlaşma emareleri gösteriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu bayram ilk defa nerede o eski bayram diyenler grubuna dahil oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 24 yaşımda da olsa sonunda kravat bağlamayı öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kahve otomatlarındaki Çikolatalı Capuccino ne güzel bir tatmış bunca yıl içmeyerek çok şey kaçırmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Arog'un teaserlarından içinde T-Rex olan çok komikmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nedendir bilinmez içimde romantik film izlemek için hiç bir istek yok bu aralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Uzun bir tatil yapmak istiyorum. Şöyle tek başıma yalnız, kafamı dinleyip huzur bulacağım cinsten bir tatil olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kitap, dergi okumayı özledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne kadar istesemde yada uğraşsamda (aslına bakılırsa pekte öyle bir isteğim yok belkide ondan) resmi kıyafet üstümde illaki iğreti duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kafa çekmeyi çok özledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vurucu sonlar etkileyicidir. Akılda kalır. Unutulmak ise genelde huzur verir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-5565669648323582923?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/5565669648323582923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=5565669648323582923&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5565669648323582923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/5565669648323582923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/10/post-it-notlar-3.html' title='Post-İt Notları #3'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-6521367854729278270</id><published>2008-10-04T20:50:00.000+03:00</published><updated>2008-10-04T21:34:01.376+03:00</updated><title type='text'>Sıkışık Zamanlar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: center; font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BÖLÜM 1&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;Saatine baktı. Fazla zamanı kalmamıştı. Adımlarını dahada hızlandırdı. Aslında tür durumlardan hiç mi hiç hoşlanmazdı. Yeniden saatine baktı. Gerçekten çok az zamanı kalmıştı. Uzun zamandır görmediği arkadaşı onu dün çağırdığında onun iki ayağını bir pabuca sokacak bir buluşma teklif edeceğini nasıl tahmin edebilirdiki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama arkadaşı hep böyleydi. Onu en olmadık zamanlarda en olmadık durumlara sokardı. Hatta aylar önce çekip giderkende onu yine olamayacak bir duruma sokmuştu. Buna rağmen hala arkadaş olmalarının nedeni tüm bu olaylara rağmen her ne olursa olsun onun yanında olurdu. Özellikle en kötü ve herkesin kendisine sırt çevirdiği anlarda o hep yanında olmuş ve tek destekçisi olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunları düşününce biraz acele etmekten zarar gelmezdi. Sonunda varması gereken yere varmıştı. Arkadaşının annesini gördü. Gözlerini güneş gözlüğünün altına gizlemişti. Sorna babasını gördü arkadaşının. Daha sonra tıpkı kendisi gibi arkadaşına son görevini yerine getirmek için gelenleri gördü sırayla..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşı dün gece rüyasında ona veda edip onu son kez buluşmak için çağırırken onu soktuğu tüm belalar için özür dilemişti. Eğer onun hayata geri döneceğini bilse tüm bu belalara tekrar bulaşmayı gözünü kırpmadan kabul ederdi. Ama bu arkadaşının onun son kez soktuğu ve bu kez yanında olamayacak belaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BÖLÜM 2&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;Neden yine işi son dakikaya bırakmıştıki. Bu soruyu sorar sormaz yüzünde acı bir gülümseme belirdi. Bu güne kadar sanki başka şekilde işlerini bitirebilmişti. Hep en verimli olduğum anlar işi en son dakikaya bıraktığım anlar diye böbürlenip dururdu arkadaşlarına.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu ne üstesinden gelmesi gereken bir iş nede son güne kadar çalışmadığı bir sınavdı. Bu hayatı boyunca yapmak zorunda kalacağını hiç  aklına getirmediği çok ağır bir görevdi. Gördüğü o kötü kabusu bölen o telefon ve sonrasında aldığı o kara haber.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat gerçekten adil değildi. Bu haberin şoku ile evde duramazdı. Kendini dışarı atıp, divane gibi sokakları arşınlayıp durdu. Sahilde oturup güneşin doğuşunu izledi. Onsuz doğan ilk güneş hiç içini ısıtmıyordu. Hissettiği tek şey soğuk ve keskin bir acıydı.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce yaşadığı onca olay beraber atlattıkları onca vartadan sonra bu sefer olan şey gerçekten akıl alacak gibi değildi. Keşke hastanedeki onca ay boyunca onu dinlemeyip ziyaret etmediğine pişman oldu. Hep buradan çıktığımda bol bol görüşürüz zaten diyip gelmesini engellemişti.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları düşünürken saatin ne kadar ilerlediğini düşündü. Bir an önce eve dönüp arkadaşının cenazesine gitmek için hazırlanmalıydı. Hayatı boyunca olmadığı kadar ağır bu görev için kalan tüm gücü ile yerinden kalktı ve yürümeye başladı. Ama zamanın ne kadar az olduğunu fark edince yürümek yerine koşmaya başladı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-6521367854729278270?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/6521367854729278270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=6521367854729278270&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6521367854729278270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/6521367854729278270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/10/skk-zamanlar.html' title='Sıkışık Zamanlar'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-3733084247944602615</id><published>2008-10-04T20:12:00.000+03:00</published><updated>2008-10-04T20:48:56.777+03:00</updated><title type='text'>Eski Hikayenin Yepyeni Kısmı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;/span&gt;Hayatında çok belli planı olan yada sürekli yeni şeyleri deneyen biri sayılmam. Alışkanlıklarına sıkı sıkıya bağlı daha doğrusu beğendiği şeyden kolay kolay vazgeçemeyen bir yapıdayım. Tabi bunda inatçı bir insan olmamında etkisi var. Bu arada inatçı bir insanın olmanın hayatta insana çok fazla yararı olmadığını bilecek kadar çok deneyimim var ama pek değişecek gibi değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse konu inatçılığımdan ziyade bugünlerde hayatımda yaptıklarım yada yapmak istediklerim. Öncelikle insanın iş hayatına atılması kendisine ayıracak zamanı ciddi anlamda kısıtlasada o azalmış zamanlarda çok daha fazla şey yapabilecek finansal rahatlığa ulaşmış oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yeniliklerle arası çok fazla olan biri olmadığımdan bu "yeni" durum beni zorluyor. Biliyorum kulağa komik geliyor. Fakat cidden bu duruma alışması zor. Daha doğrusu yapabilecek bir şeyleri bulabilmek nedense  bana zor geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak şu an için DVD koleksiyonumu eskisine göre dörde katlamışımdır herhalde. Bir ara fotografçılıkla mı ilgilensem diye aklımdan geçti ama hem fotograf çekecek yerleri arayıp oralara gidebilmek için fazla tembelim hemde hiç bir zaman iyi bir fotografçı olamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dans yada uzakdoğu sporları kursları gibi yerlere gitmeyi düşünmeyi bir kenara bırakın kendimi oralarda bile hayal etmekte zorlanıyorum. O nedenle bu tür saçma sapan bir olasılığı dikkate bile almıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunları düşününce American Psyhco'daki gibi bir adamın neden insanları öldürmeye başladığı hakkında ister istemez bazı fikirer üretebiliyorum. Finansal durumu benim 10 mislim olan birinin hayatta bireysel olarak sahip olabileceği her şeye sahip olduktan sonra yanlızlığının hıncını yine insanlardan çıkarması gibi bir ihtimal aklıma geliyor. Tabi o seviyede bir sinir patlaması için yerlerde sürünen bir ahlak anlayışının gerekli olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar rutin hayat tarzlarından bunalıp bir şeyler yapmak istiyor. Fakat ben ne o kadar marjinalim nede pek farklı şeyler yapabilecek kadar yetenekliyim. Dergi için yazı yazdığım günleri bu bakımdan özlemiyorum diyemem. En azından ayın ilk yarısında kafamda yazmam gereken konu ve yazının gidişhatını planlamam gerekirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bunu yazınca eklemeden edemeyeceğim bir şey aklıma geldi. Bu bloga başlamadan önceki dönemde yazdığım pek çok şeyin belli bir konu (basketbol) hakkında olması ve bu konuda bilgisi olan insanlar için yazdığımdan klavyenin başına geçmeden önce hemen hemen ne yazacağımı planlardım. Şimdi ise bu blogda özellikle kendim hakkında yazdığım yazılarda özellikle bu planlama işinden uzak durarak yaratıcılığımı serbest bırakmaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse konuya dönmek gerekirse şimdi hayatımda iş hayatım ve boş zamanlarım var. İş hayatımda yapmam gerekenler ve yapacaklarım aşağı yukarı belli. Ama zaten azaldığı için bile daha kıymetli olan boş zamanlarımda neler yapabileceğim hakkında hiç bir fikrim yok. Buraya yazarken belki bir çözüm bulurum demiştim ama bu konu üzerinde daha çok zaman geçirmem gerekiyor sanırım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-3733084247944602615?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/3733084247944602615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=3733084247944602615&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3733084247944602615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3733084247944602615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/10/eski-hikayenin-yepyeni-ksm.html' title='Eski Hikayenin Yepyeni Kısmı'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-3457443825818719768</id><published>2008-09-28T11:06:00.000+03:00</published><updated>2008-09-28T11:59:47.410+03:00</updated><title type='text'>There Are Heroes, There Are Super Heroes And There İs This ...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aslında pek akılımda yazmak yoktu ama sonradan aklımda yazılsa fena olmayacak bir şeyler belirince daha sonra yapılacaklar listesinde pas tutmasına gönlüm razı olmadı. Gerçi bu kararı vermemdeki önemli etkenlerden biri yapacak daha iyi bir şeyin aklıma gelmemeside oldu ama bu konumuzla alakalı (şimdilik malum yazının hangi aşamasında ne yapacağımı bazen yazarken planladığımdan neler olur neler biter bende tam emin olamıyorum) değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim aklıma gelen konu; sevdiğim film ve dizi karakterlerinin bir kaçından ve onları sevmemdeki nedenlerden bahsedeyim diyorum. Gerçi kabul etmek gerekir bu kadar subjektif davranabileceğim bir konuda abartı ve normal olmayan ama benim algıda seçicilik ile karaktere eklediğim şeyler olabilir ama oda sanırım yazının ruhuna oldukça uygun bir şey olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Richard B. Riddick (Pirch Black &amp;amp; Chronicles Of Riddick)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Katil, suikastçi ve hepsinin birleşimi olarak Pitch Black'te tanıtıldığı gibi "insalar arasında olduğunda" tehlikeli bir yapısı var. Böyle bir insan sevilir mi yada kahraman olabilir mi diye sorular sorulabilir aslında. Ama genel olarak o insanları umursamaz yapısına rağmen çevresinde sevdiği insanların acı çekmesine kolay kolay izin vermeyen yapısı nedeniyle insanı kendine çekebilen bir karakter. Ama yinede çok sıkıştığında yanındakileri satabilecek bir yapısı olması ile bir yandanda her an tetikte olmanıza neden olan insanlara benziyor biraz. Tüm bunlar haricinde kendisini en çekici kılan klasik kahraman yapısının dışında durumun onu kahramanlık yapmaya zorlaması durumu olmuştur benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Spawn (Spawn)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bana kalırsa değeri bilinmeyen bir filmdir Spawn. Günümüzde yeniden çekilse çok daha fazla hayran kitlesine sahip olabilir ama şimdilik böyle bir ihtimal yok gibi. Her türlü pis işi yapan bir paralı askerin (Al Simmons) son işinde patronu tarafından tuzağa düşürülerek yanarak feci şekilde ölmesi ile başlar olaylar. Ardından yaptığı onca kötülükle direkman cehenneme yollanan Simmons burada şeytanla bir anlaşma yapar ve aşık olduğu karısını tekrar görmek için dünyayı ele geçirmek için kurulan cehennem ordusunun komutanlığını yapmayı kabul eder. Ama bu komutanlık için önce eğitilmesi ve "zırhını" kullanmayı öğrenmesi gerekir. Sırf şu giriş bile aslında Spawn'ı hem sevip hem nefret etmemize yeterli bilgiyi verir. Geçmişinde yaptığı onca berbat işe rağmen karısı için dünyayı feda edebilecek bir adam. Sonunda geldiği hali görüp ona bu gücü verenlerle iyilik adına savaşmayı seçmesi ve geçmişinde sahip olduğu herşeyi kaybetmesi nedeniyle korkusuzca savaşabilecek olması onu mükemmel bir silah haline getirmiştir. Olmak istemek isteyeceğinizden ziyade izlemek isteyeceğiniz bir karakterdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;John Constantine (Constantine)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çok sevdiğim filmlerden birinin çok sevdiğim baş karakteri ile devam edelim. Bir adam düşünün sırf ölünce (ki o kadar sigara içip akciğer kanseri olan biri için ölüm çokta uzak bir gelecek sayılmaz) cennete gidebilmek için iyilik yapıyor. İlgi çekici geliyor gerçektende. Kendisine verilen hayaletleri, melekleri ve diğer öteki dünyaya ait yaratıkları görebilme yeteneği/laneti nedeniyle yaptığı bir hatanın bedeli olarak aldığı ve asla kurtulamayacağı cezadan kaçmaya çalışan bir adam. Aslında savaştığı yaratıklar dünyayı ele geçirse o kadar umrunda olmaz yeterki ona dokunmasınlar. Yine bir zoraki kahramanla karşı karşıyayız ama bunun diğlerinden farkı biraz daha mistik oluşu ve ne savaştığı nede yanında olduğu taraf tarafından benimsenmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;John McClane (Die Hard 1,2,3 &amp;amp; 4.0)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bir başka sevdiğim adam ve bir başka zoraki kahraman. Die Hard 3'te Jesus'ın (Samuel L. Jackson) dediği gibi tanrı bile onun ne yapacağını bilemez. Karşısında ise hep inanılmaz detaylı ve zekice plan yapmış süper kötüler bulan sert, inatçı ve çoğu zaman kuralları takmayan memuruz her seferinde tüm zorlukların üstesinden gelmişti. Ayrıca üçüncü film hariç serinin tüm filmlerinde işe bir şekilde aileside karışmıştı. Zaten belli bir noktadan sonra devam edebilmesini sağlayan en önemli unsurda hep bu olmuştu. Ailesi için kendisini feda edebilecek ama onlarla olduğunda ise sürekli kavga edecek bir tipti McClane. Yinede etrafınızda oldumu kendinizi güvende hissetmenize neden olacak bir adamdır. Tabi soyadınız Gruber değilse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;The Terminator (The Terminator 1,2 &amp;amp; 3)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıda son olarak bahsedeceğim isim aslında bir android. Hatta serinin ilk filminde baş kötü olan bir android. Gelecekte insanlarla makineler arasındaki savaşta mutlak galibiyeti amaçlayan makineler insanlığın liderini daha doğmadan annesi ile beraber öldürmesi için geçmişe bir android gönderirler. İnsanlığın lideri John Connor'da kendisini ve insanlığı korumak için geçmişe en iyi savaşçısı Kyle Reese'i gönderir. Böylece makineler aslında kendilerine en büyük kazığı atmış olurlar. İronik açıdan bakınca bu durum oldukça ilgi çekmeye yetiyor zaten. Ayrıca serinin her filminde sonunda ne yaparsanız yapın hesaplaşma günü (Judgment Day) bir şekilde gerçekleşiyor. Yani insanlık ne kadar kaçsada savaş bir şekilde oluyor. Ama burda asıl önemli olan Terminator'ün kendi türünden olanlara karşı genç John'u savunması ve bu savunma sırasında androidlik sınırlarını zorlamaya başlayan yapısı. İkinci filmin sonunda kendini erimiş metale batırdığı sahne yada üçüncü filmde John'u öldürmemek için kendini kapaması gibi şeyler bir makinenin yapamayacağı şeyler. Ama her ne yaparsa yapsın o her zaman olağan şüpheli olmaya devam edecek. Çünkü o bir makine ve her zaman aslına dönme ihtimali mevcut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıya başlarken bunu tek seferde yazıp bitiririm diye düşünmüştüm. Ama daha şimdiden yazı bu kadar uzamaya başlayınca, bunu seri halinde yazmanın daha mantıklı olacağına karar verdim. Zaten daha yazmayı düşündüğüm bir çok karakterde var. Hepsini uzun uzun yazabilmek için bu serinin ilk yazısını Terminator ile sonlandırmak en güzeli.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8439827792940482284-3457443825818719768?l=cartmantr.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cartmantr.blogspot.com/feeds/3457443825818719768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8439827792940482284&amp;postID=3457443825818719768&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3457443825818719768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8439827792940482284/posts/default/3457443825818719768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cartmantr.blogspot.com/2008/09/there-are-heroes-there-are-super-heroes.html' title='There Are Heroes, There Are Super Heroes And There İs This ...'/><author><name>CaRtMaNtR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18077364448241473168</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-nPGthe0sJD8/Tr3ACkcgCII/AAAAAAAAASU/SIvmeea_4JE/s220/DSC00011.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8439827792940482284.post-4638650828241963959</id><published>2008-09-28T00:22:00.000+03:00</published><updated>2008-09-28T01:07:47.864+03:00</updated><title type='text'>Evrilen Yanlızlık</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Neden daha önce bu konuya eğilmedim bilmiyorum ama geçenlerde aklımda bir fikir oluştu. Gerek kendi yaşam tarzımdan gereksede gözlemlediklerimden yola çıkarak bir varsayım oluşturmaya başladımda denebilir aslında. Lafı uzatmadan sonuca ve bu yazının ana konusuna getirmek gerekirse; sanırım günümüzde insanlar yanlız olmaktan daha çok zevk alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu biraz açmak gerekiyor elbette. İnsanlığın başından yakın dönemlere kadar insanoğlu hep tek başına olmaktansa bir grubun yada bir topluluğun parçası olmak istemiş. Benzer ihtiyaçları yada benzer ortak zevkleri olan insanlar birleşmeyi tercih etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şimdi insanoğlunun ihtiyaçları ve bunu karşılama yolları değişti. En basitinden mağaralarda yaşarken insan aç kalmamak için avlanmalıydı. Eğer grup haline avlanırsa başarılı olma şansı daha fazlaydı. Yada grup halinde yaşarsa başına bir şey gelmesi daha düşük bir ihtimaldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise hayat çok daha rahat. Bu ihtiyaçların çoğunu değil bir insan yarım insan bile halledebilecekse neden yanında kalabalık olmasını isteyesinki. Tek başına kafanı dinlemeyi tercih edersin normal olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ortak zevkler konusunda ne değişti konusuna gelirsek. Eskiden zevkler genelde karşında bir rakip olduğunda bir anlamı ve zevki olan şeylerdi. Mesela satrançtan tutuda eskrime kadar pek çok hobi yada şu anda aklıma gelmeyen pek çok şey yanlız yapılamayacak şeylerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise hayatımızda rakip istersek en büyük rakip bilgisayarımız oluyor. Mücadelenin her türlüsünü klavyenizin başında yaşayabilir ve yanlızlığınızla başbaşa zevk aldığınız şeyleri dilediğinizce yapabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hayat tarzında bazen düşünmeden edemiyorum. Bilgisayarı olmay
